20 Mayıs Cuma Hutbesi

0
Mehmet Gündoğdu
Latest posts by Mehmet Gündoğdu (see all)

Adalet Mülkün Temelidir

  قال الله  تعالي:

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ ………إليٰ أٰخِرِ الْأٰايَةِ، ًNisa, 4/135 

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏:

إِنَّ أَحَبَّ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏ ‏وَأَدْنَاهُمْ ‏ ‏مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ عَادِلٌ وَأَبْغَضَ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ وَأَبْعَدَهُمْ مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ ‏ ‏جَائِرٌ

Muhterem Müslümanlar

Adalet: Düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve eşitlik anlamlarındadır. 

İslam dininin her alandaki temel kaynaklarından olan, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bu konuda birçok emir ve tavsiyeler bulunulmaktadır. Nitekim,  Allâh Teâlâ : 

“De ki, Rabbin adaleti emretti.” (Araf, 7/29), “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder.” ( Nahl,16/90),   Hutbemin başında okuduğum ayeti kerimede de; “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan kendiniz, ana – babanız ve akrabanız aleyhinde olsa da Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisa, 4/135) buyrulur.

Bunlar ve bunlara benzer daha birçok ayet-i kerimede adalet kavramının sadece müslüman olanlara değil, kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözetmeden bütün insanlara, sadece insan oldukları için, aynı değer ve ölçüde uygulanması emredilmiştir. 

Değerli Kardeşlerim

Hz. Peygamber (s.a.)’in adalet ve adaletle hükmedenler hakkında birçok hadîsleri vardır. Hutbemin başında okuduğum hadis-i Şerif’te “Kıyâmet gününde insanların Allah’u Teâlâ’ya en sevgili olanı ve Allah’a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. Kıyâmet gününde insanların Allah’a en sevimsizi ve makamca da Allah’tan en uzak bulunanı adaletli olmayan zalim devlet başkanıdır.” (Tirmizi, Sünen, Ahkâm 4 / 1344 c.3 s.617) buyurmaktadır.

İslam’da Adaletin gerçekleşmesine engel olabilecek aracılık yapmak, haksız ve hukuksuz yada zanlının makam mevkisine göre hüküm vermek, kul hakkına girmek sayılmış ve yasaklanmıştır.

Bir gün Kureyş kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. 0 kadını cezalandırmaması için Ashabdan Üsame’yi Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma üzülen Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.”buyurdu.

Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri çok yakını da olsa sert bir şekilde reddetmiş, suçluya layık olduğu cezasını vermekte en ufak bir tereddüt göstermemiştir. 

Kıymetli Müslümanlar

Şüphesiz adaletin en çok arandığı alan yargıdır. Hatta yargı, bizzat bunun için vardır.

Hz. Ömer, hilâfeti döneminde ashaptan Übey b. Ka’b ile aralarında bir konuda anlaşmazlık meydana gelmiş ve bu anlaşmazlığı çözmek üzere o dönemin Medine kadısı olan Zeyd b. Sâbit’e gitmişlerdi. Kadı olan Zeyd, devlet başkanı olan Hz. Ömer’e karşı saygılı davranıp ona oturması için yere bir minder sermişti. 

Fakat Hz. Ömer bu davranış karşısında şöyle demişti: “İşte bu davranışın, şimdi vereceğin hükümde yaptığın ilk adaletsizliktir. Ben davacımla beraber aynı yerde oturacağım.” Sonra davacı Übey b. Ka’b davasını ileri sürünce Hz. Ömer bu iddiayı kabul etmedi. Bu durum karşısında Hz. Ömer’in yemin etmesi gerekiyordu. 

Kadı Zeyd İbn Sâbit, Übey’e dönerek şöyle dedi: “Gel Halife’ye yemin ettirme, onu bundan muaf tut. Davacı olduğun kişi bir başkası olsaydı sana böyle bir feragatten söz etmezdim.” 

Bu teklifi duyan Hz. Ömer son derece kızarak böyle bir ayrıcalığı kabul etmeyip derhal yemin etti. 

İşte Adalet kavramı, islam toplumuna, “Adalet Mülkün (Devlet’in) Temelidir. ” özdeyişi ile mal olmuştur. Resûlüllah’ın ikinci halifesi olan Hz. Ömer, bu anlamda adalet ile sembolleşmiş bir şahsiyet olmuştur. 

İslâm bu anlamda her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak işlerinde değişmez bir ölçü şeklinde yerini almış, istek ve heveslere yer vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık gözetilmemiş, zengin-fakir, kuvvetli, zayıf ve müslim, gayri Müslim ayırımı yapılmamıştır.

Muhterem Müslümanlar

Adaletin her toplumda, yönetimde, muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam anlamıyla uygulanması zorunludur. Adaletin olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal isyanlar çıkar, mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güveni kaybolur. İnsanlar kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşeceklerdir. Kan davaları ve ihkak-ı hak peşinde koşanların sayısı artacaktır. Böyle bir devlette huzurlu bir yaşam ve nizamdan bahsetmek mümkün değildir.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse; İnsanlığın ortak değeri olarak nitelendirebileceğimiz adalete, dinimizde de büyük değer verilmiş, hutbenin başında zikredilen ayette olduğu gibi değişik vesilelerle adaletin ayakta tutulması emredilmiştir.

Onun için İslam’da hiç kimsenin adaleti saptırma pahasına bazı kimseleri kayırmaya hakları yoktur. Bu sebeplerle gerek hâkimlerin ve gerekse şahitlerin haksız tarafa meyletmeleri veya hakkın ortaya çıkmasını, adaletin gerçekleşmesini engellemek için hükümden ve şahitlikten geri durmaları, mahkemeyi oyalayan davranışlar içine girmeleri ve insanların yalancı şahitlik yapmaları yasaklanmış, büyük günahlardan sayılmıştır.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz