Ada

0
Latest posts by Vecdet Dikan (see all)

Evimin tam karşısında kocaman bir ceviz ağacı vardı ve cinsini adaya bir yıl önce geldiğimde Bellapais’e doğru Kıbrıslı arkadaşlarımız Münüş ve Rasime’yle yaptığımız yürüyüş sırasında rastladığım ceviz ağacının tanesinin ufaklığını ve oval şeklini görüp şaşırdığımda, Rasime bana dönerek “Bu diş cevizidir kabuğu çok incedir, dişle kırıldığı için böyle denilir” demişti.

O gün yol boyunca ceviz ve badem toplayıp, bademleri taşla kırarak arkadaşlarıma ikram etmiştim. Misafir olduğum adada çocukluğumun bir parçası olan nar, ceviz ve bademe rastlamak beni heyecanlandırmıştı. Ağaçlardan topladığım yemişleri arkadaşlarıma da ikram etmem onları şaşırtmıştı. Evimde gibiydim. Hiç yabancılık çekmemiştim.

Portakal ve mandalina ağaçlarını görüp dalından taze kopardığım meyveler beni büsbütün sevindirmişti. Çünkü; manavdan aldığımız narenciye ürünlerine ilk kez dalında dokunuyordum ve bunun verdiği keyif bambaşkaydı.

Asıl şaşkınlığım, başımı kaldırıp Beşparmak dağlarına baktığımda mavinin nerede bittiğini yeşilin nerede başladığını kestirmemin mümkün olmayışıydı. Bu nefes kesen enfes tablo beni çok etkilemişti. Doğal ve eşsiz manzara karşısındaki duygularımı dile getirdiğimde, Rasime iç çekerek, sen  “Asıl yangından önce görmeliydin bu dağları” demişti.

 Bir yıl sonra artık adada yerleşik bir yaşama başladım. Adayı çok sevmiştim tarih ve doğa içiçeydi yeni bir ülkedeydim, her yer çiçeklerle donatılmıştı. Kokuları, renkleri beni son derece mutlu ediyordu. Akdeniz iklimi ve bitkileri beni etkilemişti. Bir kaşif gibi, gördüğüm her ayrıntıyı dikkatle inceliyordum tepeden tırnağa yenilenmiş enerji depolamıştım.

Rasime’nin emlakçı arkadaşı ile birkaç ev bakmıştım. Asıl isteğim eski ve bahçeli bir ev almaktı. Ada’nın doğasına daha uygun olurdu bu. Ama ne yazık ki, vaktim yoktu. Acilen kalacak bir ev lazımdı bana.

Emlakçının gösterdiği son daire, tam istediğim gibiydi.

Ertesi gün, emlakçıyla Lefkoşa’ya giderek, iki saat içinde evi satın almıştım.

Evimi çok sevmiştim. Denize sıfır, salonu kuzeye bakan yatak odalarının da güneye baktığı çift balkonlu inşaatı yeni bitmiş, bir apartmanın merdivenlerle çıkılan yüksek giriş katıydı aldığım ev. 

Mimar salonu kuzey cephesinde tasarlayarak eşsiz deniz manzarasıyla birlikte iklim olarak yazları çok sıcak olan adada dairenin aynı zamanda serin olmasını da sağlamıştı.  Salonun önündeki büyük balkon bütün yaz bizi denizden esen meltemle ağırlayacaktı.

Yatak odalarının güney cephesinde oluşu kış güneşini alacağı düşünülerek hem sıcak hem de aydınlık olması için özellikle bu şekilde tasarlanmıştı. Arka cephedeki yatak odalarının kapıları doğrudan balkona açıldığından her iki yatak odası da balkondan faydalanabiliyordu. 

Yeni bir ülke, yeni bir ev, yeni bir üniversite… 

Hayatımda yeni bir dönem başlıyordu.

Bir yıl önce, turist olarak bu güzel ülkeyi görmeye geldiğimde burada üniversite okumaya karar vermiştim. Ada’yı çok sevmiştim. Her yer birbirine çok yakındı. Doğası çok güzeldi, havası temizdi. İstanbul’da hava kirliliğinin rahatsız edici boyutlara ulaştığını ve neredeyse bütün günümün trafikte geçtiğini düşündüğümde; bu şirin ülkede yaşamaya karar vermiştim.

Geriye verdiğim kararı uygulamak için hazırlık yapmam kalmıştı. İstanbul’a döner dönmez sınava girip, bir yıl sonra da Ada’ya tekrar dönüp üniversiteye kaydımı yaptırmıştım.

Bir rüyada yaşıyor gibiydim. Üniversiteye başladığımın haftasında aradığım evi bulmuş, üstelik satın almıştım.

Apartman Girne’nin tam merkezindeydi, Ana caddeden sokağa doğru elli metre yürüdüğümde, deniz tam karşımdaydı. Şehrin hem merkezinde, hem de dışındaydım. Her yer yürüme mesafesinde evime çok yakındı.

Otoparktan belediye meydanına çıktığımda, Lefkoşa’ya yolcu taşıyan arabalar Mercedes Limuzinlerdi. Her sabah Limuzin’e binip Lefkoşa’ya okuduğum üniversiteye gidiyordum. 

Aslında, evi Lefkoşa’da alabilirdim.  Benim için daha rahat olurdu bu ama ben Girne’yi sevmiştim ve her gün gidip gelmeyi göze almıştım. Lefkoşa’dan döndüğümde Girne Boğazından geçip  denizi karşımda görmek, bütün yorgunluğumu unutturuyordu bana.

Her sabah perdeyi açıp karşımda denizi görmek büyük bir mutluluktu. Sabah saatlerinde denizin rengi hava durumunu da gösteriyordu. Havanın güzel olduğu günlerde karşı yakada Toros Dağları’nın silueti uçsuz bucaksız Turkuaz sulara yansıyıp bana selam yolluyordu sanki.

Hemen sol tarafta, Girne kalesi adaya özgü sarı taşlarıyla, direngen ve mağrur bir edayla Turkuaz sulara geçit vermiyordu ama Akdeniz’in Turkuaz saçlı dalgaları Fenerin yanı başında âdeta bir kuğu gibi marinaya usulca süzülüyordu. Bu antik liman, asırlar önce gemilerin taşıdığı zeytinyağı, şarap badem gibi ticari malların konulduğu depolardan oluşuyordu. Günümüzde bu eski depolar, çağa ayak uydurmuş, Akdeniz gecelerine hizmet eden taverna ve kafelere dönüşmüştü.

Geceleri ışıklandırılan kalenin silueti sulara yansıyıp (yapay) yakamozlar oluşturuyordu. Hafta sonları Lefkoşa ve  Mağusa’dan akın  akın gelen arabalar yolları aydınlatıyor, adeta milyonlarca uğurböceği Girne limanına akıyordu.

Liman boyunca sıralanan kafe ve lokantalarda canlı müzik eşliğinde eğlenen turistleri ve gece boyunca kordonda yürüyen insanları, Akdeniz akşamlarında esrik Yasemin ve Full kokularının ahengi tamamlıyordu.  

Kısa bir süre önce aldığım Doberman’ımla hemen her gece yürüyüşlerimizde mutlaka marinada o eşsiz atmosferi soluyup, Luzinyenlilerin, Venediklilerin hâlâ izlerinin görüldüğü daracık, tarih kokan sokaklarından esen rüzgarın  hızıyla yarışır gibi adeta uçarcasına geçip gidiyorduk.

Bu yürüyüşlerde, Akdeniz akşamlarının tarihi ve doğal dokusunun yarattığı bu eşsiz anlarda, sanki kurak bir çölden firari bedenimin en ücra hücrelerinin bile yudum yudum içtiğini hissediyordum.

09. Mayıs.2021

Önceki İçerikCIA ve Gladyo Türkiye’yi İçten İçe Çürütüyor 
Sonraki İçerikBaskı bitince zorba dindarlık da bitecek
Diyarbakır - Lice doğumlu İlkokulu Kayseri'de okuduktan sonra, ortaokul ve liseyi Diyarbakır'da bitirdi. Yakındoğu Hukuk Fakültesi‘nden mezun olduktan sonra Diyarbakir'a döndü. Hukukçu ve kolleksiyonerdir. Yaklaşık on iki yıl Kıbrıs'ta yaşadı. Kıbrıs'ın tarihini ve mimarisini inceledi. Bu amaçla Kıbrıs'ın müze ve ören yerlerini gezdi. Doğasını çok sevdiği Kıbrıs'ın çok kültürlü yapısından etkilendi. Yüzme ve bisiklet tutkunu olan Vecdet Dikan, fırsat buldukça doğa yürüyüşleri de yapar. Bir kitap ve edebiyat tutkunu olan Vecdet Dikan, Yaşamının tümünü edebi çalışmalarına ayırarak deneme, anı ve öykü türlerinde yazılar yazar.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz