Aile Kurumu ve Evlilik Bir Gün Ortadan Kalkacak mı?

3

O yücelttiğimiz ve olmazsa olmaz dediğimiz aile kurumu hangi şartlarda tedavülden kalkar?
Veya gün gelir ihtiyaç duyulmayacak hale gelir mi?
Belki 100 yıl, belki daha uzun bir zaman sonra bu mümkün mü?
Benim cevabım şudur:
Niçin olmasın, elbette mümkündür ve hatta zorunludur!

Niçin bunlardan vazgeçmelidir, bunun mantıklı makul sebepleri var mıdır derseniz?
Vardır diye düşünüyorum.
Kendimce sebeplerini açıklayayım:

1-Öncelikle dünya bu hızla çoğalan nüfusu kaldıramaz. İnsanlık bunu er geç görüp ciddi tedbirler almak zorundadır.
Çare nüfus artışını durdurmak -durdurmak-dondurmak da yetmez- geriletmek ve makul bir seviyeye indirmektir. Önünde sonunda bu yapılacaktır.

2-Bir Komünizm ideali ve özlemi ile söylüyor değilim ama insanoğlu ileride huzur ve refah içinde yaşayacaksa özel mülkiyetten de vazgeçmek zorundadır.
Çünkü dünyanın en çok korunan, en yaşanılası yerleri-imkanları belli sayıda kişilerin yararlanmasına sunulmuşken diğer milyonlarca insanın, o tuzu kuruların artıklarıyla mutlu olması düşünülebilecek ve sürdürülebilecek bir şey değildir.

3-Özel mülkiyet ortadan kalkınca ülkelerin sınırlarına, bayraklarına, ordularına, askerî harcamalarına, özel korunan kişilerine-alanlarına, dolayısı ile güvenlik güçlerine, hatta parlamentolarına, sırf kendilerini bağlayan kanunlarına, uygulamalarına da ihtiyaç kalmayacaktır. Çünkü bunların tamamı özel mülkiyeti korumak için vardır!

4-Bu söylenenlerin olması için de aile kurumundan vazgeçmek gerekecektir. Aile kurumu devam ettiği sürece de özel mülkiyetten insanları vazgeçirmenin imkânı yoktur.

Bilinen bir şeydir ki özel mülkiyet ile aile karşılıklı olarak birbirinin sebebi ve sonucudur.
Bu halde iken de insanoğlunun huzur ve mutluluğa ulaşması mümkün değildir.

‘Bu sayılanlar gerçekleşirse yeni meseleler ortaya çıkmayacak mıdır?’ denirse?
Elbette çıkacaktır.
Ama yeni sorunların ağırlığı ve yarattığı sakıncalar, var olan düzenin sebep olduklarından cidden çok daha hafif kalacaktır.

Mesele basittir; evlilik kurumuna katiyen gerek yoktur.
Zaten bir zaman gelecektir ki kimse kendini evlilik bağı denen bir akde dayanarak bir kişiye sıkı sıkıya bağlamanın, giderek artık istemez hale gelse de birçok sebeple ona mecbur kalmanın manasız bir şey olduğu sonucuna çabucak varacaktır. 
Gidiş o yöne doğrudur ve muhafazakârlar buna ne kadar tepki gösterseler de esasen kendileri fiilen bu evlilik zincirini ve evliliğin görünüşteki sahte sadakatini kırıp parçalama ikiyüzlülüğünü tarihlerden beri riyakarca göstermekte ve uygulamaktadırlar. 
Ama sorsanız şiddetle itiraz ederler ve evlilik kurumunu cansiperane savunurlar! 
O da başka bir namussuzluk ve tutarsızlıktır örneğidir elbette.

Denilebilir ki:
Ya evlilik kurumu ortadan kalkarsa çocuklar ve yeni nesil alabildiğine sorunlu ve kontrol edilemez, eğitilemez bir hale gelmez mi?

Gelmez!
Çünkü bu yeni durumda çocuğun anne ve babasının çocuğa birlikte bakmalarının, ona yakın olmalarının engellenmesi diye bir şart yoktur ki korkulan ve altından kalkılamayacak derecede sorunlar oluşsun.

Hatta gönüllü anne ve baba olmak isteyenleri de hesaba katarsak çocukların sahiplenilme ve güven içinde büyütülme-eğitilme şansları şimdikinden kesinlikle daha az olmayacaktır.

Evlilik ve o yolla kurulan aile kurumu ortadan kalkınca özel mülkiyeti de ortadan kaldırmak çok daha kolay yolla halledilebilecektir.

Yine denilebilir ki:
Kimse özel mülkiyetten kolay kolay vazgeçmez!
Hayır vazgeçerler!
Eğer kişilere o ayrıcalıklı lüks hayatlarını asla kaybetmeyecekleri ama bir farkla hep birlikte o lüksü paylaşmanın mümkün olduğu gösterilirse insanlar o lüksü paylaşmakta bir beis görmeyeceklerdir.

Düşünsenize bütün dünyada (sırf özel mülkiyet ortadan kalktığı için) ülkelerin sınırları, bayrakları, yasakları, hususi-yapmacık kuralları da ortadan kalkmış oluyor ve aptalca güvenlik tedbirleri için milyarlarca maddi kaynak heba edilmiyor, kimse kimseye düşman gözüyle bakmıyor, herkes birbirinin dilini kültürünü merak edip birebir öğrenmek için birbirine yanaşmakta-karışmakta hiçbir engel kalmadığı için duraksamıyor, herkesin milli değerleri (dil, adet, gelenek görenek, toplumsal inanışlar ve uygulamalar…) devam ediyor ama bir rotasyonla o değerleri bütün dünyalılar bizzat gelip öğrenip yaşayıp paylaşabiliyorlar ve bütün insanlığı bir ve beraber görüyorlar, isterlerse de o değerleri benimsiyorlar! 

Siz de gidip başka coğrafyaların değerlerini, yaşantılarını bütün özgünlüğü ile yaşayıp öğrenebiliyorsunuz; gerekirse o yeni tanıdığınız kültürleri benimseyip devam ettirmenize de hiçbir engel yoksa niçin onları sakınıp korumak için, aman kimse burnunu sokmasın diye kıskançça kalın duvarlar öresiniz, kimse gelip karışmasın-karıştırmasın-kaşımasın diye ordular besleyesiniz, silahlara dünya paralar yatırasınız ki? Bunun manası var mı, olabilir mi?

‘Peki özel mülkiyetten nasıl vazgeçilebilir ki, imkânsız!’ diye merak ediyorsanız, söyleyeyim:
Görünen o ki, insan emeği giderek daha az ihtiyaç duyulacak bir şey olacaktır. Öyleyse, eğer yukarıdaki sorunlar halledilirse, herkes için daha az emek vererek doğru düzgün (mutlu mesut) bir hayat sürdürmek asla hayal değildir.
Çocuklar, yaşlılar, sakatlar ve hastalar hariç gücü kuvveti yerinde olanların günde iki üç saat çalışması bütün insanlığa fazlası ile yetecektir.

Hal böyle iken azgın bir tüketim ve bunu körükleyen ticaret ve kazanç tutkusunu hat safhada tutup da özel mülkiyet çılgınlığı ile insanları birbirinin dünyasına yabancılaştırmanın, ona sınırlar-yasaklar koymanın, birbirini sömürtmenin ve bunun için de birbirine düşman kılmanın, birbirinin gözünü çıkarttırmanın, düşman belleyip kellesini kestirmenin mantığı manası var mıdır?


‘’Efendim çok çalışkan, hırslı ve sorumluluk sahibi, zeki ve seçkin insanların gelişme-geliştirme ve üretme şevkini kırarak mı insanlığı ilerleteceksiniz?’’ denebilir?
O yetenekli insanlara özel mülkiyete sahip olmadan da sırf kendisine ait bir malikânede veya sarayda değil ama dünyanın bütün malikânelerinde ve bütün saraylarında sürekli oluşturulan bir rotasyon ve akışla bin bir çeşit yaşama zevkinin tatminini sunarsanız niçin o insanlar diğer herkese de sunulabilen bu çok boyutlu paylaşım ve birlikte yaşanılan (paylaşılan) mutluluktan bizar olsunlar da ayrıcalık beklesinler ki?
 O insanlar dünyanın en güzel otellerinde, tatil köylerinde, evlerinde… kendinden önce aynı mekanları başkaları da kullandı diye mutsuz olabilirler mi?
O sebeple bütün evler, yiyecek ve konaklama yerleri bütün insanlığın (belki yararlılıkları-emekleri nispeti de göz önüne alınarak) hizmetine sunulur da ticari bir meta olmaktan çıkarılırsa bu herkesi mutlu eden bir adaleti ve eşitliği de belirlemiş-göstermiş-düzenlemiş olmayacak mıdır?

Dönelim ilk baştaki soruna ve yeniden soralım:
Aile kurumu bir gün ortadan kalkmalı mıdır, kalkmamalı mıdır?
Bu kurum ortadan kalkarsa bütün dünyalılar huzur ve güven içinde (ve ayrıcalıklı değil her türden her soydan insanlarla beraberce) birçok mutluluğu eşit şekilde paylaşmak ve yaşamak mümkün olmayacak mıdır?
O halde bütün bencilliklerin ve sahiplenme neticesinde oluşan kırıcılıkların, hırsın, ihtirasın, açgözlülüğün, itişip kakışmanın kaynağı olan aile kurumu binlerce yıl daha yaşatılsın, sürdürülsün diyebilir miyiz?

Bu sorulara bugünün alışkanlıkları ve günümüzün oluşturduğu mantıkla cevap aranmamalıdır.

İnanıyorum ki çok uzun sürmeyecek ve aile kurumu ortadan kalkacak ve insanoğlu sorunlarını daha insancıl yollarla çözmeyi ve topluca, dayanışarak, yardımlaşarak, birbirini kollayıp koruyarak ve elbette severek mutlu olmayı, huzur içinde yaşamayı başaracaktır. 
Herkesin ailesi bütün insanlıkmış gibi hayal edelim bir sefer de!
Çok mu muhaldir?

Önceki İçerikErdoğan: İsrail’e büyükelçi atanması konusunda gerekli adımları en kısa sürede atacağız
Sonraki İçerikMani Pulite 
Eğitimci, Oyun Yazarı ve Yönetmen ÖZGEÇMİŞ: 1954 Tirebolu doğumlu Eskişehir Anadolu Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 34 yıl çeşitli liselerde Edebiyat Öğretmenliği ve Müdürlük yaptı. 4 yıl Kültür Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. ESERLERİ: Bir Poşet İstanbul Toprağı (Roman, 2012 Yunus Emre’yi Kim Öldürdü (Roman dosyası) Devlet Tiyatroları Repertuarına Alınan Oyunları (2012): Vah Güzel İstanbul Yunus Emre’yi Kim Öldürdü? Yaşamın Kıyısında Zirzop Kral Aldığı Ödüller: BASÜBADELMEVT oyunu Kör Sema Oyun Yazma Yarışması, Birincilik Ödülü NUH’UN AĞRISI oyunu Aydın Üstüntaş Jüri Özel Ödülü Yazdığı Diğer Oyunlar: Mutluluk Tarifleri, Kulüp Paragöz/ Anatolia Yolu / Yurdun Seni Çağırıyor Nazım/ Son Oidipus/ Savaş Devam Ediyor/ İyi Aileler İyi Çocuklar/ Bir Ateş Ver (Kahır Yolcusu Bir Zamane Dervişi: Ruhi Su), Melekut, Girdap Nasrettin Hoca’nın Biri Bir Gün (Çocuk Oyunu) Kuşlar Cumhuriyeti (Çocuk Oyunu) Gençlik Tiyatroları Festivallerinde kendi yazıp yönettiği oyunlarla ödüller almış; Yunanistan ve İsviçre’de bu oyunlarıyla turneler yapmıştır. Oyunları ülkenin birçok şehrinde amatör veya yarı amatör topluluklarca; üniversite-lise, ilköğretim tiyatro topluluklarınca oynanmıştır. 2013’ten beri Amerika’da yaşamaktadır.

3 YORUMLAR

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz