AKP Ne İç Politikayı Götürebiliyor Ne De Dış Politikayı 

0

AKP ne iç politikayı götürebiliyor ne de dış politikayı; içerde herkesle kavgalı, dışarıda herkesle kavgalı, neredeyse kavgalı olmadığı ülke yok. Dün doğru dediğine bugün yanlış diyor, yanlış dediğine ise doğru. Bu durum içerde belirli bir kesimin hoşuna gitse de belirli bir kesimde de güvensizlik yaratmış, onları ülke için tehlike görür olmuştur. Ülke dışında ise, tek güvenilmez partner AKP hükümetinin bizzat kendisi olmuştur. AKP tabanı ise geleneksel ucuz bir politikaya sarılmış, ‘yok efendim Avrupalılar bizi sevmiyor, yok efendim Amerikalılar bizi sevmiyor, yok efendim Araplar bizi sevmiyor’ diyerek işi narsistik bir kişilik bozukluğu seviyesine taşımıştır. 

AKP yeknesak bir partidir; kendisini gözden geçirme gibi bir yetenekten yoksundur. Lider ne diyorsa, herkes liderin gerisinde aynı hizaya çekilmeyi doğru bir politika olarak addediyor. Oysa bu tutumun ne ülkeye bir yararı var ne de lidere. Lider, herkes onun için “O her şeyin en iyisini bilir” dediğinden bu yana istişare kaybolmuş, ülkenin gerçekleriyle değil, liderin gördükleriyle yüzleşme şartı öncellikli politika haline gelmiştir ve bu tutum lideri parti içinde daha çok büyütmüş, tabanı ise lider karşısında zayıf düşürmüş, herhangi bir soruna müdahale edemez duruma getirmiştir.  

Şu an AKP’nin Suriye politikası iflas etmiştir; Avrupa politikası iflas etmiştir, Amerika politikası iflas etmiştir, Ortadoğu politikası iflas etmiştir, Müslüman alemine dönük politikası da iflas etmiştir; tabanı, Amerika, Avrupa ve İsrail düşmanlığı üzerinden siyasalize olmuş, o ülkelere kin ve nefret kustuğu oranda iyi bir AKP’li olduğunu kanıtladığını düşünür olmuştur. Diğer yandan, taban bir süredir açıklamalarıyla ülkeyi sokak çatışmalarına, kaosa götürecek kadar pervasızlaşmış, merkezden tabanı sağduyuya davet eder bir adam bile atılmamıştır, o adımı atanlar ise olanları ya görmezden gelmiştir ya da olana iştirak etmiştir. Ülkede belki henüz kayda değer bir gerilim veya sokak çatışma olmamıştır, ama bunca kin ve nefretle ekilen kutuplaşma tohumları mutlaka bir yerde kendisini gösterecektir.  

Artık ülkede tüm ipler Erdoğan’ın elindedir; bu bir ülkenin tüm geleceğinin tek kişiye endekslenmesi demektir ki, çokluk üzerinden AKP’nin bu şekilde savrulması, artık kim görür, kim görmez bilemem ama bu netice kesinlikle ülkenin yararına değildir. 

AKP, artık herkesin en çok hizada olduğunu göstermeye çalıştığı bir partidir. Fetöcülükten gitmek, ya da başka bir şeyden gitmek artık bırakın sıradan yurttaşı, en koyu AKP’nin bile kâbusu, korkulu rüyası olmuştur.  AKP’nin önemli bir kesimi artık iradesiyle değil, korkusuyla parti içinde diğer bir kesime teslim olmuş, fikir üretmiyor, söylenenin tekrarını tekrar etmekten başka bir şey yapmıyor; geride duranlar veya mevcut tempoya ayak uyduramayanlar ise ne cevval bir AKP’li olduğunu göstermek için, temizleme turnusol kâğıttı niyetine kullandıkları Fetöye saldırıyor. Belli ki artık anti Fetöcülük AKP’li olmanın turnusol kâğıdı olmuştur. 

Erdoğan, bir ara AKP için metal yorgunluğundan söz ediyordu. Kesinlikle AKP’de metal yorgunluğu yoktur, olan şu; geçmişle kıyaslandığında artık ortada bir AKP yoktur. Bugünün AKP’si dünün AKP’si değildir; dünün AKP’sinde bugünün AKP’si değildir, dünün AKP’sinde ortak akıl, birlikte istişare etme ve ortak çözüm üretme çabası vardı. Dünkü AKP, gelecek hesapları olan, o yolda hesap yapan bir partiydi. Bugünün AKP’sinde bunların hiçbiri yoktur. Kısacası Dünün AKP’si Erdoğan’ın liderliğiyle var olsa da bir konsey partisiydi, sorunlarını o konsey konuşur, o konsey tartışırdı. Bugünün AKP’sinde tartışma kültürü yoktur, herkes bir tek kişinin iradesine teslim olmuş, AKP’yi katışıksız bir tek kişinin partisi yapmıştır. Dünkü AKP, ülke içinde yaptığı iyi şeylerle, demokrasiyle büyüyordu; ülke olanaklarını halkın yararına kullanıyor ve buna karşın halktan aldığı teveccühle her seçimde tek başına hükümeti kuracak oy sayısını kendi başına alıyordu. Bu günkü AKP ise içine kapanmış, iktidarı elinde tutmak için devletin olanaklarını iktidarının devamı için kullanıyor ve kötüsü, iktidarı kaybetti mi, kaybolup yok olmaktan korkuyor, o yüzden devletin tüm kurumlarını vesayet altına almış, varlığını onların üzerinden sürdürmeye çalışıyor.   

Kısacası, dün AKP’yi hoşgörü yönetiyordu, bugün korku yönetiyor. Artık AKP’liler bile gelinen netice itibariyle en az AKP’li olmayanlar kadar korkuyor; dahası, artık AKP’li olanlarda partililerinin bu koşulsuz teslimiyetinde bir gelecek görmüyor, korkusu hizada durmasına neden olsa da içindeki heyecanı kaybetmiş bulunuyor.  

Darbeciler, Fetöcüler, şunlar bunlarla mücadele etmek iyi, güzel ama insanlar artık önlerini görmek, ülke nereye götürülüyorsa onu bilmek, varsa gizli bir hesap, ona göre kendi hesabını yapmak istiyor. Çünkü bir süredir yapılan hiçbir iş normal bir akla hitap etmiyor ve yapılan her hesabın sonucu genelde hayırla neticelenmiyor; sonuçtan ne ülke ne de kendileri kazanıyor.  

Basın Türkiye’de oldum olası kötü bir sınav vermiştir, menfaatleri söz konusu olduğunda güçlünün yanında durmayı tercih etmiş, en mazlum insanı bile kötü göstermekten çekinmemiştir. Basın, iktidara yaranayım, pastadan bende kendi payımı koparayım kaygısıyla hareket etmiş, kamuya iktidarın ve iktidara kamuoyunun sesini doğru temelde yansıtmak yerine iktidarın dalkavukluğuna soyunmuş ve çoğu kez iktidarın -iktidarların- yanlış yapmasına bizzat kendileri sebep olmuştur. Bu ikiyüzlü basın elbette AKP’yle birlikte var olmamıştır, ama dün aynı telden vurarak diğer iktidarlardan istediğini almaya çalıştığı gibi, bugün de AKP’den almaya çalışmaktadır.  

AKP’nin diğer ve belki de en kötü başarısızlığı ise Kürt Sorununda tökezlemesi olmuştur. AKP bu konuda ilk başlarda geleneksel politikanın dışında bir farklılık gösterse de sonrasında kendisi de kendisinden önceki iktidarlar gibi devletin geleneksel politikalarına teslim olmuştur. Ki bu geleneksel politikanın merkezinde ise çözüm değil, güvenlik politikalarıyla çözümün bir çözümsüzlük şeklinde ertelenmesi vardır. Bunun adı politika değildir, politikasızlıktır. Bugün diğer iktidarlar gibi AKP’de Kürt Sorununu güvenlik gerekçeleri üzerinden PKK’ya endekslemiş, Kürtleri hak taleplerinde karşılıksız bırakarak bizzat kendileri PKK’nın değirmenine su taşıyarak halk nezdinde PKK’ya destek vermeyi meşru bir hale getirmiştir. PKK’yı çözümsüzlük var etti. Bu dünde öyleydi, bugün de öyle. Eğer bu politika devlet tarafından bu şekilde dizayn edilmiş, bu şekilde düşünülmüşse, yani sorunun PKK’yla kriminalize etme ve sürüncemede bırakarak Kürt Sorununu sürdürülebilir bir çözümsüzlük modeli içinde tutma amaçlanmamış ise bu yanlış bir politikadır; çünkü çözümün yolu çözümsüzlüğü sürdürmeye çalışmak değildir. Kaldı ki bu politika yanlış olduğu için hiçbir zaman nihayete ermedi ve insanlar geleceğe umutla bakabilir duruma gelerek yüzleri gülmedi. Siyasi bir sorunun çözümü siyasidir, öyle olmalıdır, işi silaha havale etmekte politik enstrümanlardan biridir, ancak bu aynı zamanda o siyasetçilerin siyasetlerinin bittiğine işarettir ki; siyasettin bittiği yerde ise aslında silahın amacı da bitmiş olmaktadır. Çünkü bir yerde siyaset bitmiş ise; bu orada uğrunda mücadele vermeye değer şeylerde bitmiş demektir.   

Önceki İçerikGökten üç elma düştü
Sonraki İçerikTürkiye At Irkları – I
İbrahim Yersiz 1967 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesinde doğdu. Eğitimine aynı yerde başladı. Gazeteciliğe ilk Yeni Ülke ile başladı, sonra Özgür Gündem ile sürdürdü. Daha sonra bağımsız olarak muhtelif gazete ve dergilere bilgelik üzerine yazılar gönderdi. Olasılık Prensibi Okulu ve Kaçıklar Gezegeni adında iki kitabı var. Halen bilgelik üzerine çalışmaları sürüyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz