Aldığımız Her Nefes, Bir Gerçeğe Kapı Aralar mı Acaba?

0

Güzel ülkemde yaşanan her yeni COVID dalgasında, ne hikmetse sevdiklerimden “Kendine oralarda dikkat et!” mesajları veya telefonları alıyorum. Dünyanın hiçbir yerinde elbette bu pandemi kolay atlatılmıyor. Dünya Sağlık Örgütü halen zengin ülkelere aşıları/ kaynakları paylaşma çağrısı yapıyor. Aynı ABD’de olduğu gibi, ülkemiz de bazı fakir ülkelere aşı yapar konuma geldi, ne güzel değil mi? Kendi ürettiğimiz aşıya ayrı bir uzun parantez açacağım, onu karıştırmıyorum buraya…

ABD de pandemiyi kolay karşılamadı; ama aşı üretimini ön sırada gerçekleştirip kendi halkına da büyük oranda sunduğu için biraz daha güvenli adımlarla ilerliyor şu sıralar. Yanlış anlaşılmasın, her dalga buraları da ciddi sarsıyor. Bu son dalga ile yine New York’ta hastaneler dolmaya başladı. Hastanelerde, yoğun bakımlarda yatan hastaların yarısından çoğu yine COVID hastaları olmaya başladı. Hem de Omicron varyantı, biliyor muydunuz? Hani, hafif geçirilen şu son varyant. İnsanlara anlatmaktan yorulduğumuz bir gerçek var: Her salgın, varyant ne kadar hafif okursa olsun, arkasında ciddi hasar bırakarak ilerliyor. Omikron yarı yarıya daha hafif hastalık yapıyor deniliyor, ama daha hızlı yayılıyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Arkasında daha çok enfekte insan bırakacak; ama ölüm oranında azalma olsa da, ölüm sayısında veya hastaneye yatış sayısında bir değişiklik olmayacak anlamına geliyor. İstatistik inanmak istediğimiz gibi algılamamıza yol açan bir matematiksel yalandır denirken, bundan bahsediliyor işte. Bizim yoğun bakımlar yine COVID’li ile doldu anlayacağınız. Duymak isteyen kulaklara bir kere daha fısıldayalım: COVID’den ölen her 10 hastanın 9’u aşısız; aşı olduğu halde vefat edenlerin yaş ortalaması neredeyse 90’nın üstünde ve beraberinde immün sistemi baskılayan ciddi ilaç kullanımı söz konusu. COVID aşısı olmayıp ölenler ise neredeyse yaş ortalaması 60’lerde ve çoğunun altta ciddi bir hastalığı yok!

Benim ele almak istediğim konu bunlar değil aslında. Nasıl bir medya kaldı geriye görün diye kaleme alıyorum bu yazıyı. ABD bir COVID dalgasına yakalandığı zaman, hiçbir zaman tek başına yakalamıyor. Tüm Avrupa ülkelerinde, ülkemiz de dâhil bir artış görülüyor enfekte olan insan sayısında. Siz “Bizim ülkemize ilk COVİD vakası aylar sonra geldi, hem de rakamlar hiç Avrupa ve ABD kadar artış göstermedi!” tezine inanıyorsanız, elbette hayat size güzel. Etrafınızdaki insanlar bir bir hastalanıp defin gömleğine sarılırken bile, siz bizde COVID o kadar da kötü değil diyorsanız, çevrenizdekiler maalesef seçilmiş COVID vakaları oluyor! Veya…

Diyorum ya… Aynı şu kış günlerinde, kuzey yarım küredeki kar hareketleri gibi. Benim yaşadığım topraklara ne zaman kar yağsa, doğduğum topraklara- Batı Avrupa’ya da, beni ben yapan coğrafyaya da- güzel ülkeme yani- aynı anda veya takip eden günlerde kar yağıyor. COVID enfeksiyon dalgası da öyle. Beni burada Delta varyantı kovalarken, güzel dostlarımı orada Omicron varyantı kovalamıyor… Ama diyorum ya, ne zaman bir sıkıntı olsa oralarda, sanki olayların daha kötüsü burada yaşanıyor gibi iyi temenni mesajları alıyorum…

Ülkemizde ürünlere her gün zam geldiği haberleri çıkıyor, “Sizde de enflasyon çok artmış!” mesajı geliyor. Evet diyorum, “Son 40 yılın en yüksek enflasyon oranı yaşanıyormuş buralarda. Yıllık %7!”. “Yiyecek yemek bulamıyormuşsunuz marketlerde, ne yapıyorsunuz?” diye soruluyor, “Haklısınız, tedarik zincirinde sıkıntılar var. Örneğin son bir aydır marketlerde Nutella bulmakta sıkıntı yaşıyoruz!” diye cevap veriyorum. Haklılar yani… “Tuvalet kağıdı mesela?” Yerden göğe kadar haklılar, fiyatlar uçmadı ama, salgının ilk başındaki panikte ilk biten tuvalet kağıdı oldu! “İnsanoğlunun öncelikleri işte!” diye mırıldanıyorum kendi kendime…

“Hiçbir kaynak sınırsız değildir!” tezi, nice ideoloğa ilham olmuştur, şu ana kadar. İnsan var olduğundan beri meydana gelen savaşların ana sebebi de yine kısıtlı kaynaktır. Bazen ön sırada din var gibi görünür, ama arka planda yine sınırlı olan gücün paylaşımı vardır. Yani, kıtlıklar, savaşlar, iktidar hırsları, biz nefes aldığımız sürece devam edecek, ona çare yok! Sadece, dışardan insanların sizlere dikte ettiği, sizleri manipüle etmek için uydurduğu yalanlara o kadar da kolay kanmayın derim. Gerçi, bilmemek, akıl sağlığını korumanın da güzel bir yoludur, haklısınız… Kuma başını gömmek, bazen bu arsız dünyada nefes almanın belki de tek yoludur!

Siz en iyisi, bildiğiniz, inandığınız gibi yaşayın! Sonuçta alacağımız nefes bile sayılı, öyle değil mi?

Esen kalın…

Önceki İçerikBirleşik Arap Emirlikleri’nden İsrail’e 100 milyon dolar yatırım..
Sonraki İçerikTecrübeye Değer Katmak
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz