Ali Şeriati ve Dört Zindandan Çıkış İçin

2

Geçtiğimiz haftanın Pazar yazısı Roma filmini Meksika Sınırına bağlamıştı. Meksika Sınırı Kanal7’nin havuza bağlanmadığı dönemin favori programı idi. 3 İslamcı gencin hayata dair kaygılarını sahici sandığımız günlerdi. Anladık ki dertleri farklı imiş her birinin. Hala sınırda gezen Selahattin Yusuf naifliğine, sınır tanımayan İsmail Kılıçarslan kabalığına inat Tarık Tufan entelektüelliğine sarılmaktayız.

İslamcı gençlerin bu hikayesinin başlangıcında Ali Şeriati vardı oysa ki. Bugün artık pek de anımsanmayan İran Devrimi’nin yediği ilk evladı hem de daha devrim olmadan.

Şeriati’yi neden hatırladığımı çok iyi biliyorum. Bir grup arkadaşımla konuşurken hiç yoktan Cuma namazını tartıştıklarını gördüm bir whatsapp grubunda. Söz döndü Cumartesi Pazar tatil de Cuma neden değile geldi. Malum Pazar İsevilerin, Cumartesi Musevilerin kutsal günü. Pazarın kiliseye gitmek için tatil olduğuna tereddüt yoktu ama Cumartesinin de Musevilerle alakası yoktu.

İhsan Eliaçık’tan alıntılarla konu derinleşirken birden Ali Şeriatİ hatırlandı. 80 darbesinin ardından Kenan Evren elde Kur’an gezerken, İslam’ı entelektüel iştahla anlamaya çalışanlar için de Şeriati bir kapı oluyordu.

Daha öleli birkaç yıl olmuştu ve İran Devrimi bir umut olarak tarihe geçmişti. İmam Humeyni’nin diktatörlüğe evrilecek bir devrim yaptığına dair emareler ancak boy veriyordu.

Jean Paul Sartre; “dinsizim ama inansa idim, Şeriati’nin dinine inanırdım” derken samimiyete bir borcu olduğu için konuşmamış olmalı.

Doğa-Tarih-Toplum ve Benlik zindanındaki mahkumiyetini yani 4 zindandaki sınırları nasıl aşacağını ilk defa Ali Şeriati’nin zihninden çözmeye çalıştık.

Türkiye’nin kapitalizmle imtihanının hızlandığı son 16 yılı Şeriati kavramları ile tanımlasak her halde “zindanlardan zindan beğenelim” derdik.

İnşaat ekonomisinin altında ezilen, tarih diskurları ile hırpalanan bu 16 yılın neticesinde Nihat Hatipoğlu’nu televizyon starlığından rektörlüğe sıçratan (rektör aslında Hristiyanlıktan gelen bir kavramdır; tevafuka bakın) ve kendisini eleştirenleri mahşerde hesaba davet eden özgüvenin bu zindanın sağlam demirlerine bağlı olmadığını söylemek mümkün olabilir mi?

Batı merkezli olmakla itham edenlerin tamamının doğu merkezli hangi nirengiyi önerdikleri belirsiz olan bu kakafonik senfonide Şeriati’nin parmaklarının ucunda devrilen sigara ve ışıltılı parlak zekasını müjdeleyen hınzır gülüşünü hatırlamak lazım.

“Bu İbrahim’in dinidir; kana susamış tanrıların, mazoşistlerin, işkencecilerin değil. İnsanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani duygulardan kurtulmasının hikayesidir. Sen de İbrahim gibi kendi İsmail’ini getirmelisin Mina’ya. Senin İsmail’in kim? Ancak sen bilebilirsin başkası değil. Belki işin, eşin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. ne olduğunu bilmiyorum ama İbrahim’in İsmail’i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeyi engelleyen, seni eğlendiren, hakikatı duymaktan ve bilmekten alıkoyan… Eğer Allah’a yaklaşmak istiyorsan İsmail’i Mina’da kurban etmen gerek.”
Bırak İsmail’i bizatihi İbrahim’i kurban edenlerin hikayesini yazar ve okur.

‘Dine karşı din’ eserindeki şu cümlelerin ülkenin tepesindeki demoklesin koca kılıcını tanımlamadaki yerini es geçmek mümkün mü? “Dost görünüşlü bir düşman olan, takva ve tevhid elbisesi içindeki şirk ile mücadele etmek zordur; hem de o kadar zordur ki,
Hz. Ali bile ona karşı mağlup olmuştur.”
İran Devriminin fikri hazırlacısı olarak kabul edimesinde ve İran’ın mevcut durumu arasında çelişki de bulunmuyor aslında. Ne demiştik? “Devrim Yapılmaz Devrim Olunur.”

Bir devrim gerçekleştiğinde biter. İran Devrimi de tam olduğunda bitmiş ve yenilmişti. İmam Humeyni’nin sadeliğinin İran’ın dünyaya devrim ihracı misyonu ile kan uyuşmazlığının işleri buraya getireceği aşikardı desek bize de Ali Şeriati kadar kızan olur mu acaba?

“Ben herkesi rahatlatmak için gelmedim, ben rahatları rahatsız etmek için geldim” diyen birinden daha açıksözlü kim olabilirdi?

“Yıllar öylece geçti. Ben içtikçe susuzluğum artıyordu, yedikçe açlığım, konuştukça sessizliğim, duydukça yanıtsız kalışım, sahip oldukça yoksulluğum, elde ettikçe yoksunluğum, yaklaştıkça uzaklığım, başarılı oldukça yenikliğim, ünlendikçe tanınmazlığım, kalabalıklara karıştıkça yalnızlığım, doldukça boşluğum, sevindikçe üzgünlüğüm, zenginleştikçe muhtaçlığım, tanıştıkça yabancılığım artıyordu… Ta ki buranın yerim olmadığını anladım…”

diyen bir yerleşik yabancının ikircimi ile bizleri hep hüzne ve kendimizi yeniden tartmaya sevk eden kutuptan söz ediyoruz.

Bu pazarı onun duasıyla bitiriyorum. Her satırına imzamı atıyor her cümlesine amin diyorum:

“Ey kadir olan Allah’ım, alimlerimize mes’uliyet,
halkımıza ilim, dindarlarımıza din,
müminlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman,
tutucularımıza kavrayış, kavramışlarımıza tutuculuk,
kadınlarımıza bilinç, erkeklerimize şeref,
yaşlılarımıza bilgi, gençlerimize asalet,
öğretmenlerimize inanç, öğrencilerimize inanç,
uyuyanlarımıza uyanıklık, uyanıklarımıza irade,
muhafazakarlarımıza hareket, suskunlarımıza feryat,
yazarlarımıza güvenirlilik, sanatçılarımıza dert,
şairlerimize şuur, araştırmacılarımıza hedef,
tebliğlerimize gerçek, kıskançlarımıza şifa,
bencillerimize insaf, sevenlerimize edeb,
mezheplerimize vahdet, halkımıza kendini bilme,
tüm milletimize, samimiyet, himmet, özveri,
kurtuluşa yaraşırlık ve izzet bağışla…”

Amin.

2 YORUMLAR

  1. Insanın Zindanı, Rahmetli Ali Şeriati 4 madde altında toplamıştır, ve insanin sahip olmadıgı değiştiremediği tek güçün ASK oldugunu belirtmiştir, Aşk zindanı çıkışı kolay olmayan, teknolojini ve ilmin hükmedemediği bir zindan. Ama bu zindandan çıkış varmi ki ? O zaman insanin kendisini Aşk ile eğitmesi gerekmektedir.
    Ask ile Tevhid ! ne yazık ki müslümanların anladığını sandığı fakat kavramakta ve yaşmakta zorluk çektiği bir konudur. TEV-HID inancımız nedir ? Nasıl inanıyoruz ? Nasıl yaşıyoruz ?
    Tev-hid inancı dini temelidir. Tüm ilahi dinler Tev-hid inancı üzerine inşa edilmiştir. Tek kanaldan beslenirler, ilahi dinlerin oluşturan ana kanal TEVHID dir.
    Tev-Hid’in ilk ana ilkesi, « Tanımak » ve « Bilmektir ». o ise « Rabbin kimdir? » sorusunun cevabını bilip ve tanımaktır. Bilmek ise « Seni Yaratan Allah’ın adı ile oku » maktan geçer ; « ikra, bi ismi Rabbikel khlaq ».
    Allah (cc), sadece kendi sözcüleri & Hüccetleri olan peygamberler yollamadı! Peygamberler ile birlikte kitaplarda yolladı. Davud’a Zebur, Musa’ya Tevrat, Isa’a Incil, Peygamberimize ise Kuran Karim. Bu yüce zatlara bizler Ilha peygamber ve tebliği ettiği ilahi Kitaplar diyoruz. Adem atamızdan buyana, Tevhid dini tektir adi ise ISLAMdir.

    Allah’in varlığını nasıl tanımlarız ve biliriz?
    – Bilmek ve tanımak?
    Bizlerin şahadet (tanıklık etme) getirdiğimizde, ilk söylediğimiz kelime ;
    “LA” HAYIR’dır. Bu bizim gerçekten ne istediğimizin, ne bildiğimizin tanığıdır. Bizlerin Hür & bağımsız olduğumuzun da simgesidir. « Hür iradeye /Free will » Hür iradeye sahip olamayan insan, kendi düşünemez, Kendisi düşünemeyen ise Tevhidi bilemez vede tanıyamaz. Tanımak & Bilmek için yaşamak, yaşamak içinde düşünceye hakim olmak lazım.
    Neden ve kimlere karşı hür olmak lazım ?
    “ILAHE” ILAHLARA. Neden ilahlar? Başka ilahlar var mıdır? İnsanın kendi elliyle, kendi nefsini vede kendisine yaptığı “tüm ilahlaştırılmış yapılara” HAYIR. Insanın acizliği üzerine kurulan, insani kölelik sistemlerine Hayır. Insanlar Eşittir. Bir insanın diğer bir insana karşı ne « renk, ırk, dil, statü » üstünlüğü yoktur. Bunu sağlamanın tek yolu ise ;
    “ILLA ALLAH” SADECE ALLAH : Yoku var eden, Bizim Kendi varlık sebebimiz olan güçü özgürce seçtiren. Sadece O Güç ki, Her şeyin üzerinde, her şeyin önünde & arkasında, her şeyle beraber. Tahminini bile yapamadığımız, aklımıza bile gelemeyen her şeyinde sahibi. Rakamsal olmayıp, ne çıkartılabilinir, nede eklenebilinir, ne başlangıcı, ne sonu, nede sınırı olamayan. Bildiğimiz ve bilemediğimiz yada tahmin bile edemediğimiz tüm güçlerin yaratıcısı olan Sadece ALLAH’ı tanırım & bilirim ve iman & şahitlik ederim.
    – Bilmenin ve tanımanın mükemmeliyeti?
    Özgürce ve samimiyetle inanmaktır ; Hiç bir baskı altında olmadan, aşk & sevgi ile inanmak ve bağlanmaktır.
    – İnanmanın Mükemmeliyet?
    O samimi inancı ilan etmektir ; Aşkını ve sevgini ilan etmek, dile getirmektir. Eğer Mecnun sevgisini dile getirmeseydi bugün « Leyla & Mecnun » tanılırımıydı, bilinirmiydi !?
    – İlan etmenin mükemmeliyeti?
    Samimiyet & ihlâs ile Teslim olmaktır ; Mecnuna deli dediler. Çünku öylesine teslim olmuştuki Leylasına, Leyladan başkasını gözü görmüyordu. Her ne yere baksa onu görüyordu, her şeyi onun ile biliyordu.
    – Samimiyet & Ihlasın mükemmeliyeti?
    Tüm özniteliklereden uzak tutmak, hiç bir nesneye yada sebebe ortak etmeden, şart koşmadan yaşamaktır ; Mecnun, nerey baksa, nerde olursa olsun, Leylayasından başkasını gözü görmüyordu ! öylesine ki kendisi Leyla olmuştu. Mecnun, Leylanın kapısını çalar. Leyla, « Kim o ? » diye sorar. Mecnun, « Ben Leylay », diye cevap verir.
    Allah ile bütünleşmeke, Bir damlanın okyanusa düşmesi ile okyanusun kendisi olması.
    Bizler hangi Allah’a inanıyoruz ?
    Bizlerin inandığı, Allah “Bir” dir. Derken, rakamsal bir “1” den mi bahsetiyoruz? yoksa rakamsal olmayan fakat her bir şeyi kapsayan sıfatsal bir teklikten mi bahsetiyoruz?
    Eğer rakamsal olan BIR (1) den bahsetiyorsak, Bu Allah’ın varlığını sınırlamak, şekilendirmek, eklenebilir ya da eksiltebilir olması demektir. Yani tasvir edilir anlamına gelir ki düşüncelerimizle şekilendirmiş oluruz. Hrıstiyanların yaptığı gibi, var olduğu alanı kapladığı anlamında, belirli bir alan hapsetmek, üçlemek olur. « Pater – filius – Spiritus Sanctus / Baba – Oğul – Azizi Ruh»
    Allah’ın ne başlangıcı, nede sonu, nede tahmin edilebilir bir sınırı vardır. Benim vücudumun kapladığı alan sınırlıdır, dünyanın kapladığı alan sınırlıdır, okyanusların kapladığı alan sınırlıdır, şuan itibari ile tahmin bile edemiyorsak kâinatında kapladığı alanda sınırlıdır. Fakat Allah kapladığı alanın sınırı yoktur. Yani Allah bir varlık değildir, bir oluşum değildir. ne evveli nede akhir vardır.
    Allahın Rakamsal olmayan sıfatı, her türlü varlıkların mükemmeliyetin kapsamaktadır. Her bir varlığın ve ya nesneni kendine özgün bir mükemmeliyet başlangıcı ve bir sınırı vardır. Her bir varlık diğer bir varlığın özeliklerini ve mükemmeliyetlerini taşımaz ve bunla birlikte bir birlerine karşı üstünlükleri vardır. Hava Toprak değildir, toprak su değildir, insan hayvan değildir. Mesela Bir Alim ve bir yapay zekalı Robot farklı iki yapı, ikisinde mükemmel olmasına rağmen kapsadığı kemaliyet alanları sınırlıdır. Çünkü iki yapıda rakamsaldır. Allah’ın Mükemmeliyet alanının ne başlangıcı, nede sınırı vardır. Yani Mükemmel hiçbir varlık veya nesne yoktur ki Allah onların mükemmeliyetine sahibi olmasın. Çünkü Allah, Rakamsal BIR değildir.
    Allah, « var olan bütün mükemmeliyete sahiptir demiyoruz !! » Biz diyoruz ki ; « Allah, var olan, tahmin edilen ve de tahmini edemediğimiz tüm mükemmeliyete sahiptir » diyoruz. Dikkat edin Sınır yoktur. Herşeyi ama Tahmin bile edemediğimiz herşeyi kapsamaktadır.
    Netice olarak, Allah’ın üstünlüğünden daha üstünlüğü düşünmek, tahmin etmek, mümkün olmayanı tahmin etmektir ki o da Mümkün değildir. Ama Mümkün olabilecek bir şeyi tahmin etmek mümkündür. Fakat Mümkün olmayanı tahminde bulunmak, gerçekleşmesi mümkün olmadığı için mantıken ve fiziken mümkün değildir. Çünkü O Allah’in güçünü ve sınırını tahmin etmek olur ki Rakamlaşır, Bizim inandığımız Allah o değildir.
    Insan Aklının ötesine geçen (yada düşünceyi var eden) bu ilahi güçe kimleri yok demiştir. çünkü bu güçe bir tanım veremedikleri için yok demişlerdir. « Yoku var eden » Allah’tır. Yok’a Tanımı veren varlıktır, Yokluk varlıktan gelir.
    örnek : Sakin masmavi bir deniz, Birden fırtına kopar deniz çalkalanır ve her yeri bembeyaz köpük sarar. Fırtına yok olur, deniz sakinleşir, o beyaz köpüklerde yok olur. Nerden gelmiştir o beyaz köpükler vede nerey gitmiştir !? Ra’d-17: « (Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle vermektedir. »
    Köpük deniz suyunun kendisidir, Yokluk varlığın kendisidir, Eksi (-), artının (+) kendisidir.
    Netice olarak, Bizler Tev-hid inancının neresindeyiz ? ve Nasıl inanıyoruz ? Şayet Tevhid inancımızın temelinin yanlış oluşturuyorsak, üzerine inşa ettiğimiz herşey yanlış ve hatalıdır. Dinimizini tüm amelerini eksik, yanlış yerine getirmiş oluruz ki o ise bizlerin inançının tatmin edemez ve yanlış inançlara yönlememizi sağlar. Tevhid inancımız dinimizin ayakta tutan kolonların, sütunların, olmaz ise olmaz ana temelidir.

  2. Hangi inanç ? Hangi Din ?

    “Allah, îman edenleri dünyada da âhirette de değişmeyen sağlam söz üzerinde sabit kılar. Zâlimleri (nefsini ilah edinenleri) ise saptırır. Allah dilediğini yapar.” (İbrahim, 14/27)
     
    1-) “ Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten imamlar/önderler tayin etmiştik.” (Secde 32/24).
    2-) « Onları, (insanları) ateşe çağıran imamlar/önderler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.” (Kasas 28/39-41).
     
    İmamlar !! Fakat Hangi imamlar? İmam deyince akılımıza ilk gelen « İnanç önderi » olmaktadır. Ama hangi İnancın önderi? Allah’ın tayin edip seçtiği ve Allah’ın emrine itaat edip, uygulayıp, uygulatıp insanları hidayette yönlendiren TEV-HID imamları mı?

    Yoksa Nefsini ilah edinen, Allah’a İsyan edip, karış olan vede Allah’ın emirlerini sapıtarak, değiştirerek, insanları cahilliğe, ateşe yönlendiren TEH-VİD imamlarımı? (Tehvid yazilis doğrudur)
     
    İnanç, insanın yaratılışı ile başlamıştır ki oda Âdem atamızın yaratılması ile.
    ” Rabbin Kim?”
    « Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dediği vakit, «pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz» dediler. (Bunu) kıyamet günü «Bizim bundan haberimiz yoktu.» demeyesiniz diye yapmıştık. (Araf-172)
     
    Bu ilahi soru, insanda inanç kavramını oluşmasını sağlamış ve fıtratı olmuştur. Doğuştan benliğimizde (ruhumuzda) haiz olan bir vasıftır « İNANMAK » Neye inanmak? İnancın ana kaynağı olan Tev-hid’i tanımak ve inanmaktır.
    Tek tanrı İnancı olan Tev-hid (monoteizim) İnancı, Zamana (tarihe), yöreye ve kavimlere göre birçok farklı isim almıştır ;
    « Âdem » İnancı, « Beni Noha /Nuhun çocukları » İnancı, « Hz.Ibrahimi & çocukları » inançı, Hz. İbrahim-in Hacer-den olan büyük oğlu. Ismael (as) (Allah talebini işitti, kabul etti anlamında)  Tev-hid inancın yaşayan ve yaşatan bir Resul ve Nebi. Babası İbrahim (a.s) ile birlikte Kâbe-nin temelini yükseltmiştir.(2/125-127). “Allah-ın kurbanı” anlamına “Zebihatullah” da denmiştir.
    Hz. İbrahim’in (a.s) Sâre-den doğan ikinci oğlu. Hz.İshâk (a.s) doğmuştur. ve Hz. İshâk-ın Yakub ve Ays adında iki oğlu olmuştur. Daha sonra Yahudilikte, Yakup adı, İsrail, yani « Allah’ın hakim kıldıkları » (İngilizce « sir » kelimesinin, Rusçada « tsr » kelimesi Latincede « Cesar » kelimesinin kökü, Isra dan gelmektedir) olarak değiştirilmiştir. Devamıyla Musa (as), Isa  (as) ve ilahi peygamberler olarak TeV-hid inancında devam etmişlerdir.
    Hz. Ismael (as)  den devam eden çizgiden, Hz. Muhammed & Ahli Muhammed inancı, (Muhammed; övülmüş, çok övülmüş, Hamd edilmiş, Gökte hak, yerde halk övgüsü, Emin,  her türlü iç & dış pisliklerden arınmış, pak) Tev-hid İnancını tekrardan ihya etmeye,  güzel ahlakı kâmil kılmaya gelmiştir ve Allah tarafından nihaiyi İslam olarak adlandırılmıştır.
    İnanlara, Tevrat’ta Cananeen, Arameen (isa dilinde)  «Salmai» veya « Müslümai », Kuranda « Müslim/Müslüman ». Yani bizim anlayacağımız dilde « Ahad Allah’a Teslim olan şahıs » yani « Muvahhidin » yani « Müşrik olmayan » denmiştir.
     
    Monoteist dinlerinin ana kaynağı tektir. Bu kaynaktaki « İlahi Nur » ise babadan oğla geçerek devam etmektedir. “Bütün peygamberler birbirlerinin babadan kardeşleridir. Dinleri birdir.” (Buhârî, Enbiyâ, 48). Allah (cc) katında, Âdem atamızdan itibaren gelen tüm peygamberlerin sadece ve sadece Tek bir inanç vardır O’da TEV-HID inancı idi.
     
    Al-imran-67: « Hz. İbrâhîm, yahudi veya nasrani olmadı. Fakat hanif (TeV-hid inanmış), bir müslümandı. Ve o müşriklerden olmadı. », Al İmran—64: « De ki: “Ey Kitab Ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye (Tev-hid sözüne) geliniz. Allah’tan başkasına kul olmayalım ve O’na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayalım ve bir kısmımız, bazılarını, Allah’tan başka Rab’ler edinmesinler.” Bundan sonra eğer dönerlerse, o zaman; “Bizim müslüman olduğumuza (teslim olduğumuza) şahit olun” deyiniz » Nisa -171 : Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (OL’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; “üçtür” demeyiniz. » Bakara-135: « Dediler ki: “Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhit) olan İbrahim’in dini(Tevhid); O müşriklerden değildi. »
     
    Âdem atamız ile başlayıp en son Peygamber olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (savs) kadar gelene tüm peygamberlerin getirdiği ilahi mesaj TEV-HID İnancıdır. Fakat her defasında sapıttırılmış olup, Allah (cc) her defasında düzletmek için yeni bir peygamber ve kitap yollamıştır. Gelen her yeni Peygamber, kendinden önceki peygamberin getirdiği TeV-hid inancını tasdik edip, unutturulmuş & saptırılmış olan inancı düzeltmiştir. Sadece Tek Allah itaati ile oluşan güzel Ahlakı hatırlatmıştır. Bu en son peygamberimiz Muhammed Mustafa (savs) kadar devam etmiştir. Peygamberimiz, kendinden önce gelen Peygamberleri tasdik etmiş ve hedefinden sapıttırılmış ve unutturulmuş olan Tev-hid inancını daim kalacak halini Allah (cc) emri ile tebliği etmiş ve böylece Allah dinin tamamlayıp, kâmile erdirmiştir.
    Üniversal Kadri hum Toplantısı ; “Ey Peygamber, sana Rabbinden her indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Emin ol, Allah, kafirleri muratlarına erdirmeyecektir.; Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maid-67-40.) “Allâh indinde dîn İslâm’dır” (Âl-i İmrân, 19).
     
    Soru: Peygamberimizden sonra peygamber olmadığına göre! TeV-hid İnancı nasıl halisane kalacaktır !? « onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten imamlar/önderler tayin etmiştik.” (Secde 32).
     
    Yüce Allah, Dininizi tamamladım dereken tüm insanlığa hitap etmektedir. Yani âdem atamızdan başlayıp en son Peygamber olan Muhammed Mustafa (savs) kadar gelen (monoteist) TeVhid inanç olan dinden, İSLAM’dan bahsetmektedir. Bugün tev-hid İnancına sahip olan herkes asıl itibari ile İslam dairesi içindedir. İslam eşittir TeV-hid inancıdır. « Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhirette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)
     
    Açıklar isek; Tüm insanların inandığı, Monoteist /Tek Tanrı/ Tev-hid İnancını üniversal adı İSLAM’DIR.
    İslam, Arapça slm kökünden gelen islam ; 1.) (özellikle Tanrıya) teslim olma, boyun eğme, bir din sözcüğünden alıntıdır. 2.) Arapça aslama “teslim oldu, barıştı” fiilinin ifaal vezni (IV) mastarıdır. Daha fazla bilgi için selam bak.
     
    Salmai, Muslumai, Müslim, Müslüman « Tek bir ilaha teslim olmuşlar » anlamına gelir. Bu ilk peygamber ve İnsanlığın babası olan Âdem atamazında sahip olduğu inançtaki adıdır. Allah’a ilk teslim Âdem atamız olmuştur. Tüm Monoteistler tek bir inanca sahiptir. İnandıkları Rabb ise tektir.
    Bu inancın, Âdem atamızdan bu günümüze kadar Adı İslam’dır. Bu inanca bağlı olan ise Muslumai/ Muslim/Müslüman’dır. İlk Müsluman ise Âdem atamızdır.
    İslam dini sonradan oluşmuş bir inanç değildir. Adam atamız ve ondan sonra gelen tüm peygamberlerin hepsi Müslüman idiler ve dinleri ise İslam idi. Örnek vererek açıklık getirsek, Bir Araba markası düşünün, O markanın altında birçok sürümleri var ama bu çeşitli sürümleri arabanın markasın değiştirmez.
     
    Neyazik ki çoğu insanların (Müslüman ve gayrisi olan) anladığı “İslam sadece Peygamberimizle sınırlı kalan bir dini anlayışı” ki bu eksiktir. Peygamberimizi ve ailesi, peygamberimize vahi gelmeden önce tev-hid inancı üzeri yaşayan kişilerdi. Amcası Ebu Talip (Abdulmuttalib) Tev-hid inancını yaşayan muvahhitti idi ve o Müslüman idi.
    TeV-hid inancı peygamberimizle başlayan bir inanç değil fakat Peygamberimizle kâmilleşen bir inançtır. Bunu Ret eden inanç, Kuranı kerim kabul etmediği Teh-vid inancının sunduğu saptırılmış anlayıştır.  (Yahudilik ve Hristiyanlik)
    Allah (cc) peygamberimizi, insanlara Güzel ahlakı hatırlatma ve kâmile erdirmek için göndermiştir. “Ve hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem Sûresi, 3-4) “Allah’ın Resulünde sizin için güzel bir örnek vardır” (Ahzâb Sûresi, 21).  Peygamberimiz bir hadisinde de, “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” Buyurur.
    Bir sahabe sorar; Rasulullah’ın Ahlakı nedir? Nasıl bir şeydir? Cevaben ; “Siz Kuranı okumadınız mı? Resûlullah’ın (savs.) Ahlâkı Kuran’dır.
     
    Hz. Muhammed Mustafa (savs), TeV-Hid inancına sahip olan tüm insanların peygamberidir. “Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrail oğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak gönderdiği peygamberiyim” demişti.” (Saff- 6.) “Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resul’e, o ümmi peygambere uyan kimselerdir. » O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağı yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (A’raf- 157) Din İslam, TeV-Hid inancının kâmilleşmiş adıdır. İslam Kapsayan, Kapsana ise TeV-hidir. Bir birinden ayrılmazlar. Ayrıldıkları an Tev-hid’siz İslam ya da İslamsız Tev-hid olur ki o ise İlahi ” inanç & din” olmaktan çıkar
     
    Yahudiler, onların kibiri, gururu ve ırkçı taassupları, Musevilik (Musa takipçisi) TeV-hidi inancını değiştirerek, Yahudileştirmişlerdir. TeH-vid kelimesini gerçek anlamı da buradan gelmektedir.  TeH-vid kelimesinin Türkçe karşılığı Yahudileştirmek, Yahudileşmedir. Yahudiler, İlahi inancı, Tev-hidi Yahudileştirdikleri (teh-vid) için, Isa Peygamber Allah göndermiştir.
    Samir, Altından inek putu yapıp « Bu, bizim tanrımız, görüyoruz ve tapıyoruz. Musa bunu unuttu ve Bize Hükmetmek için kendisine icat ettiği tanrısını var, sadece o görüyor. » diyerek, Kendine tabi olan Yahudileri TeV-hid inancından çıkartıp, putperestlik inancına yönelmişlerdir.
    « Derken onlara, böğürmesi olan bir dana heykeli çıkardı. Bunun üzerine: İşte bu, sizin ilahınız ve Musa’nın ilahıdır; fakat o, bunu unuttu. Dediler » (Taha-88) « Kendi heves ve arzûlarını ilâh ve mâbud edinen kimseyi gördün mü? » (Furkan, 25/43).  Allah’a karşı olmadık iftiralarda bulunmuşlardır. Her türlü ahlaksızlığı ve hırsızlığı inanç felsefesi halin getirmişlerdir. Allah (cc), onlar için adil olmayan, gerçeği bildikleri halde saklayan ve de sapıtan, lanetli toplum olarak hitap eder. Bugünkü İsrail Siyonist devleti & Siyonizimin Dünyaya uygulamak istedikleri sistem TEH-VID inancıdır. Onların önündeki tek engel, Âdeme atamızdan en son Peygamber olan Muhammed Mustafa (savs) tebliği ettiği TEV-HID inancıdır.  
     
    Hıristiyanlar, monoteist İnancından ayrılmışlardır. Çünkü Hıristiyanlar « üçleme/Trinite » yapmaktalar ve dolayısı ile monoteist değillerdir. Kendilerini monoteist inancından saptırmışlardır. En büyük etken İsa (as) karşı gelen hahamlar ve Roma imparatorluğunu yönetiminin tüm bölgeye hakim olma politikasıdır. Daha sonra ise değişimci papazlar (papa) ile bu sapıklık dahada iyice derinleşmiş ve yerleşmiştir. « Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (OL’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; “üçtür” demeyiniz. » Nisa- 171
    Hıristiyanlar, gerçekleri öğrendikleri halde inkâr eden, saptıran, Müşrik toplum olarak hitap eder. Ne yazık ki yaşadığımız devride kendine Musevi (Musa takipçisi) diyenler ve Hıristiyan (İsa takipçisi) diyenlerin çoğunluğu gerçekleri bilmelerine rağmen saptırmaya ve inkâr etmeye devam etmektedirler. Ne yazık ki ayni yapılanma kendine İslam diyenlerde de mevcut, çünkü teh-vid inancı Allah’a olan Salih inanca ortaklar koşmaktadır. Bununla da kalmayıp TeV-hid/monoteist İnancını, nefsanî/şeytani ideolojileri ilahlaştırarak yok etmek için uğraşmaktadırlar.
     
    Eski testeman, kantik/salomun ilahisi, Süre 5, Ayet-16 (Aslı) « Hikko mamittaqim bikkul MUHAMMEDİM, Zehdudi mizehrei baynat yarushalaim ». Okumuş olduğunuz asıl Metinin, yeni incilideki çevirisi ise ; « O’nun konuşması yumuşak ve tatlı Ve O’nun tüm kişiliği çekçilik, güzelik dolu, Bu Benim sevgilim, (Bu Benim can dostum, Ale Loue), O küdüsün kızıları »
    Fakat dikkat ettiğiyseniz çevir yanlıştır ve bilinçli olarak saptırılmış. MUHAMMEDİM yerine « Benim sevgilim », « can dostum », « aleloue »  tanımlarını koyarak gerçeği gizlemişlerdir. Dahası « Aloue » İsa peygamber, dolayısı ile Allah’a isnat ederek sapıtmışlardır. 
     
    “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.” (Bakara-146)
    « Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah’ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi. » 2:75
    « İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler. » Bakar:159
    « Yahudilerden bir kısmı, (Allah’ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eğerek ve dine saldırarak, “Sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ (bizi gözet)” diyorlar. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize de bak” deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler. » 4:46
    « İsrailoğulları’ndan küfredenler, Davud ve Meryem’in oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi. » 5:78
    « Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. » 5:13
    « Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez.” (Mâide Sûresi, 5:51)
     
    Bugünkü mücadele ve geçmişteki mücadele hep aynıdır ve değişmemiştir. Fakat bu mücadelede kullanılan Sosiyo & Ekonomik & Kültürel araçların yapıları değişmiştir. Değişmeyen tek hedef TeV-hid inancıdır. Bugünde, geçmişte de «TEV-HID» savunucuları hep azınlık olmuşlardır ve de Direniş cephesinin ve hakikatin temelini oluşturmuştur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz