Almanya İşçi Alımı Daveti ile Kimleri Gözüne Kestirdi Bu Sefer?

0
Latest posts by Doç. Dr. Akif Altınbaş (see all)

Ülkemizden Almanya’ya ilk işçi göçünün sanırım 62. yılına girmiş bulunuyoruz. İçinde bulunduğumuz o zor ekonomik koşullarda hem insanımız için, hem de devletimiz için bulunmaz bir Hint kumaşı olarak görülmüş zamanında, Almanya’ya ihraç edilecek işçiler. Yurt dışında çalışan işçilerden gelecek dövize bile ihtiyaç duyan bir konumda mıydık, bilmiyorum doğrusu; ama yurt dışında zor şartlarda da olsa kazanılan paranın değeri sayesinde o topraklar, Anadolu insanı için halen bir ekmek kapısı olmaya devam ediyor… Türkiye’den getirilen damatlar/ gelinler sayesinde hem anayurdunda içine doğduğu mahalleyi bir nevi devam ettirme telaşı varken, bir taraftan da yurt dışına gönderilen her damat/ gelin de, onların aileleri için bir kurtuluş kapısı olarak görülmüş. 

Amerika’da asistanlığa başlamış olmanın ne kadar da değerli olduğunu anlatan Pakistan kökenli bir doktor arkadaş bunları yeniden düşünmemi sağladı doğrusu. Amerika’da kabul aldığı andan itibaren bekâr erkeklerin birden ne kadar da popülerleştiğinden bahsediyordu. Bizdeki doktorların durumu o derece ümitsiz değil daha. Düşünsenize, oğlun ve kızın doktor olmuş, ama Almanya’da bir iş bulana kadar insanların gözünde acınası bir durumda halen, ülkedeki zorlu şartlar gereği…

İşte son yıllarda, Almanya’dan yayınlandı- yayınlanacak denilen o yabancı işçi alımına odaklanmış herkes. Bugünlerde yine gazeteleri süslemeye başladı, Almanya’daki işçi açığı. Ama bir sorun var! Aranan mesleklerde, yani tır şoförlüğü, garsonluk veya su tesisatçısı olarak ülkende bir deneyim kazanmış olarak ilk şartı sağlıyor olabilirsin; ama 60 sene önce o coğrafyaya göç edenlerden sadece sağlıklı olması talebi vardı. Yani, Almanca bilme koşulu yoktu, örneğin. Hem de B1 seviyesinde bir Almanca dil bilgisinden bahsediyoruz burada. Memleketlerinden evlendikleri zaman, eşlerini Almanya’ya götürebilmek için en az A2 seviyesinde dil bilgisi zorunlu tutuldu diye adamları yerden yere vurmuştuk, ırkçılık bu diye (bu konuya başka bir zaman değinelim isterseniz!). Birazcık yabancı dil bilgisi bilen, özellikle de bu bilgiye turistik sokaklardan değil de, sıra başlarında almış insanlar- benim de içinde bulunduğum bir güruh- bilir ki, B1 seviyesindeki bir yabancı dil bilgisine erişmek o kadar da kolay değildir.  Hem o seviyede konuşacak, hem anlayacak, hem de dil bilgisine hâkim olarak yazacak ve yazılı metinleri okuyarak sorulara cevap verebilecek… Kolaydır da, kolay değildir! Ne demek mi istiyorum, anlatayım efendim…

Bu B1 seviyesi dil bilgisi ile aslında verilen mesaj şu: “Sayın Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları (gençler diye altını çiziyor mu, bilmiyorum; ben bir yaş sınırı göremedim gazete haberlerinde), özellikle de ülkesinde belli bir kariyer çizgisinde ilerlemiş, kendisini evrensel yüksek eğitim seviyesinde yetiştirmiş, okuyan, okuduğunu anlayan ve yazan, ama geldiği noktadan mutlu olmayanlar! Bu sizin için kaçınılmaz bir fırsattır! Gelin, 3-5 sene tır şoförlüğü yapın, garsonluk yapın veya hasta bakıcı olarak çalışın. Bu arada çalışkan insanlar olarak açıktan ilgi duyduğunuz alanlarda kendinizi geliştirmeye devam edersiniz (bu kısmı demiyor elbette; ama Almanya’yı tanıyan birisi olarak önünüze çıkan fırsatı daha net ifade etmek istedim burada). Gece okulları olsun, hafta sonu kursları veya online- uzaktan eğitimler olsun, eğitiminize devam edip buranın çalışma ve yaşam kültürünü de edinirsiniz! Sonra da istediğiniz alanda hayatınıza/ kariyerinize devam edersiniz!” 

Bu aslında ülkemiz gençleri için hiç de küçümsenmemesi gereken bir teklif! Adamlar, kafası çalışan, kalem tutan, aklını iş çevirmeye değil de, iş yapmaya/ üretime ayırmış, kolay yoldan değil de, azar azar, çalışarak hayatını idame ettirmeye çalışan gençler için mükemmel bir fırsat sunuyor. Gerçi şu anda Almanca dil kurslarını tıp okuyan üniversite öğrencileri doldurmuş durumda; ama olsun, hadi, üzerinizdeki atıl enerjiden bir silkinin ve ülkenin boş, adamı bir adım ileriye götürmeyen negatif/ toksik politik tartışma ortamından bir sıyrılın demek bu! 

Ülkemin güzide yeni mezun mühendisleri, işletmecileri, öğretmenleri, hemşireleri… Kamu mezunları veya uluslararası ilişkiler uzmanları… Doktorlar zaten çoktan bu yola girdiği için onları dahil etmiyorum buraya. Daha hayat yolunun çok başındasınız! 3-5 yıllık farklı bir alanda deneyim kazanmak olarak görünüz bu fırsatı! Ülkemizdeki kısır imkanları baz alarak değerlendirmeyin karşınızdaki imkanı. Özellikle Almanya gibi bir ülkede, hem paranızı kazanırsınız yapacağınız iş ile, hem de devam edeceğiniz üniversitelerdeki/ yüksekokullardaki devamlı eğitimler sayesinde tüm dünyada işe yarayacak/ geçerliliği olan diplomalara ulaşmış olacaksınız. Hem de oralardaki eğitim imkânlarının oldukça ucuz, üniversite eğitiminin ise bedava olduğunu göz önüne alacak olursak, bir taşla bir milyon kuş vurma şansınız olacaktır. 

İstanbul sokaklarında bir başkasının minibüsünde karın tokluğuna ömür boyu dolmuş şoförlüğü yapacağınıza, 3-5 yıl tır şoförü olun, sonra da mesleğinize geçiş yapın… Gidip Anadolu’nun ücra köşelerinde üç kuruşa değeri bilinmeksizin rençberlik yapacağınıza, bir adım ileri, iki adı geri tarım sektöründe uğraşacağınıza, o enerjiniz ile gidin oralarda bağ-bahçe işlerinde uğraşın, 3-5 yıl sonra gerçek mesleğinizde çalışır veya kazanacağın para ve oradaki deneyimin sayesinde bir iş kurma şansına sahip olun!  Atama gününde ismini görebilmek için günlerce konu komşudan dua bekleyeceğine, git oralarda sınıf öncesi eğitimde önce yardımcı öğretmen olarak çalış, sonra da kendi mesleğinde dilersen öğretmenliğe devam et! Hemşirelik okulunu, diyetisyenliği veya fizyoterapi yüksek okulunu yeni bitirmiş isen de, hemşire yardımcısı olarak çalış veya yaşlı/ özürlü bakım merkezlerinde yardımcı eleman olarak başla istersen işe, fizyoterapi merkezlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu görmek istersen rehabilitasyon sektöründe iş bul kendine, ardından da zaten kendi mesleğine ufaktan geçiş yaptığını göreceksin 3-5 sene içinde. Bu 3-5 senelik zaman dilimini de yeni bir ülkedeki eğitim sürecin olarak gör; ama emeğinin karşılığında para alacağını, hem de o yardımcı pozisyonundan kazandığın paranın ülkemizdeki gerçek işinden elde edeceğin paradan daha değerli olduğunu göreceksin… 

Hangi kademede, ne iş yaptığının önemi yoktur! Çünkü o ülkelerde iş yapan değerlidir, üretenin kendisine saygı duyulur! Yaptığın işin değerinin bilindiğini görmek de paha biçilmez olacaktır. Çalışmaya başladığın zaman göreceksin, ne demek istediğimi. 

Esen kalın…     

Önceki İçerikİtalya’da belirsizlik!..
Sonraki İçerikBaba Yorgun
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz