“Ânı yakalamak” ile “Zamanın ruhu” arasında fark var.. Latince’den İngilizce’ye ve oradan Türkçe’ye çeviri sorunlu…

0
Foto: New York Times gazetesinden..

Bütün zamanların en iyi filmlerinden biri sayılan ve bizde ‘Ölü Ozanlar Derneği’ adıyla bilinen ‘Dead Poets Society’ filminin, başrol oyuncusu Robin Williams’ın ağzından çıkan “Carpe diem çocuklar, günü yakalayın, hayatınızı sıradışı hale getirin” cümlesi, Amerikan Film Enstitüsü tarafından sinema tarihinin en ünlü 100 alıntısından biri olarak belirlenmişti.

“Carpe Diem” Batılı dillerin kökeni sayılan Latince bir deyim.  

Tam anlamıyla ölmese bile ölü muamelesi gören bir dil Latince.

ABD’de yüksek lisans eğitimi aldığım Harvard Üniversitesi’nde, diploma töreninde mezunları temsilen kürsüye çıkan genç, konuşmasını bütünüyle Latince olarak yapmıştı.

Roma Senatosu’nda Sezar’ın karşısında konuşuyormuş edasını da takınarak…

Kiliselerde ibadet dili uzun yıllar o dille gerçekleştirilmiştir. Hıristiyan din adamları bazı duaları halen o dille okurlar.

Joe Biden’in Madrid’teki NATO zirvesine giderken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı telefonla aradığı biliniyor. 

Beyaz Saray’ın internet sitesinde iki lider arasındaki görüşmenin kısa özeti var. Oradan, Biden’in, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonuçlarının kıtalar arası güvenlik sorunlarını ve başta terör konusu olmak üzere NATO ittifakına yönelik diğer tehditlerle İttifak’ın ortak savunma ve güvenliğiyle ilgili tarihi kararları üye ülke liderleriyle konuşmayı umduğu Madrid’te, Erdoğan’la da buluşmayı arzuladığını öğreniyoruz.

Özet bu kadar.

Biden’in telefonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a başka ne dediğini New York Times gazetesi duyurdu. Gazeteye bu bilgiyi ismini açıklayamayacağı bir üst düzey yetkili vermiş…

NYT haberinde, “Carpe diem” deyiminin İngilizcesi olan “Seize the moment” kalıbı geçiyor.

Kritik bir dönemde Türkiye’yi Washington’da temsil etmiş büyükelçi Namık Tan o deyimi “Ânı yakala” olarak çevirmiş…

Daha geniş anlamıyla “Zamanın ruhu” diye de çevrilebilir o deyim. 

‘Ölü Ozanlar Derneği’ filminden..

‘Ölü Ozanlar Derneği’nin fahri başkanı sayabileceğimiz, filmde Robin Williams’ın canlandırdığı edebiyat öğretmeni John Keating’in öğrencilerine tavsiye ettiği de, zamanın ruhunu kavrayıp sıradışı işler yapmalarıydı.

Madrid’ten alınan sonuca bakılırsa, ‘zamanın ruhu’nu değilse bile, Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘ânı yakalamış’ görünüyor.

NATO zirvesi bu yönüyle Biden açısından da başarıyla tamamlandı. Kritik bir ortamda yapılan bu zirveyle daha da güçlenmesi amaçlanan ittifak, bütünlüğü bir kez daha sergilenerek, ülkesinde desteği hayli zayıflamış Biden’in amacına hizmet etmiş oldu.

Biden Washington’a bunu başarmış olarak dönmekte.

Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından bakıldığında ise, Keating’in “Hayatınızı sıradışı hale getirin” tavsiyesi, birlik ve beraberliğin önemsendiği zirveye diğer üye ülkelerin liderlerini tek ayak üstünde tutacak bir dizi taleple, Madrid’e gidilmeden önce yerine getirilmişti.

Aday yapılmak istenen İsveç ve Finlandiya’ya yönelik “Terörü desteklemekten vazgeçsinler” tavsiyesi, NATO standartları açısından ‘sıradışı’ bir talep çünkü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Madrid’e gitmeden önce başlattığı “Aksi halde veto hakkımı kullanırım” çıkışıyla, talebin muhatabı adaylıkları ilan edilmiş iki ülke olarak görünse de, aslında NATO’nun birkaç kurucu üyesini de hedef almaktaydı.

Bazıları bizde Madrid’ten eli boş dönüldüğüne fazla takılmış görünüyor.

Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeme taşıdığı konu tek bir toplantıda elle tutulur bir sonuca ulaştırılabilecek cinsten değil. Ne yapılmalıydı yani, İsveç ve Finlandiya liderleri, ülkelerinin hukuk sistemi içerisinde ‘terör’ ve ‘terörist’ kavramlarına verilmiş anlamı, Madrid’ten gönderecekleri mesajlarla değiştirtecekler miydi?  

Mahkemelere emir yağdırarak…

Ülkelerinin hakimler ve savcılarının bağımsızlıklarını ortadan kaldırarak…

Talebin muhatabı iki ülke, Madrid’te, Türkiye’den gelen talebe karşılık konuyu dikkate alacakları sözünü vererek, yapabileceklerinin azamisini yapmış oldular… 

Bunu küçümsememek gerekiyor.

Vaatlerini yerine getirecekler mi?

Dönüş yolunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan“İzleyeceğiz” demiş.

“Zamanın ruhu” diye bir şey varsa, işte o, vaatlerin kolayca yerine getirilemeyeceğine işaret ediyor.

İsveç ve Finlandiya anayasalı iki ülke.

‘Hukuk devleti’ kavramı onların anayasalarında da koruma altında.

Yargı o ülkelerde tam anlamıyla bağımsız.

Savcıların gerçekten teröre bulaşmış, eline silah almış, silahla veya bombayla başka insanların canına kast etmiş ‘teröristler’ dışındaki sanıklara ‘terörist’ imiş gibi ceza talep etmelerini beklemek hata.

Önlerine gelen davalara anayasa ve yasaları göz önünde tutarak bakmak zorunda o ülkelerde yargıçlar.

Türkiye’nin kendisine gönderilmesini istediği kişiler listesinde hukuk sistemlerinin ‘terör’ ve ‘terörist’ tanımına uyan isimler varsa, İsveç ve Finlandiya, onları kısa süre sonra uçağa bindirip gönderebilir.

Daha ötesi bekleniyorsa hayal kırıklığı yaşanabilir.

Buraya kadar anlattıklarımdan ne çıkar?

Şu: NATO’da üyeliğin kesinleşmesi sekiz aya kadar uzanan bir süreç; tavsiye “Ânı yakala” diye çevrildiğinde, sorun bu zirveden ötelenmiş oldu yalnızca, ancak sona ermedi.

“Zamanın ruhu” yakalanmış olmadı.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz