Artık Her İşlemin Şaibeli Olduğu Bir Ülkeye Döndük 

0

Artık her işlemin şaibe olduğu ve yetkiler tek kişide olduğu için incelenemediği, sorulup soruşturulamadığı bir ülke durumuna geldik; soruştursan iktidarın engeline takılıyorsun, mecliste incelenmesi için muhalif vekiller tarafından bir komisyonun oluşturulması istendiğinde de yine iktidarın çoğunluk engeline takılıyor, hasılı ne yapsan olmuyor, iktidar iyi-kötü neye karar veriyorsa o oluyor ve bunun üzerince hiçbir kurumun gücü bulunmuyor. Artık ne denetlenebilirlik var ne de öngörülebilirlik, iktidar neyi öngörüyorsa o oluyor ve onların nerede, ne zaman neyi öngörecekleri ise hiç bilinmiyor. 

O yüzden geçen KPSS olayında bile şaibe çıkınca ancak Erdoğan’ın verdiği izinle soruşturma açılmış bulunuyor. Daha kötüsü ise şaibe soruların çalınması değil çalındıklarının anlaşılması üzerine soruşturmanın açılmasıdır. Yani muhtemelen çalındığı anlaşılmasa bir soruşturma da açılmayacak. Kötünün kötüsü ise; sorular çalınıyor devletin savcıları soruşturma açmak için en tepeden izin bekliyor ve ancak oradan izin çıktıktan sonra soruşturma açılabiliyor. Kendi başına soruşturma yapanlar ise tepelerinde demeklesin kılıcı gibi ya Fetö’den içeri atılıyor ya da haklarında istihbarı bilgi düzenlenerek herhangi bir yere sürgün gönderiliyor. Bu ceza şayet sürgünse ucuz bir atlatmadır, çünkü işin ucunda bir suçla suçlanarak cezaevine düşmekte vardır. Bir suçla karşı karşıya bırakıldığınızda ise suçsuzluğunuzu iktidarın emrindeki meslektaşlarınıza anlatmanız imkansız gibi görünüyor. Sanki her şey önceden tasarlanmış bir görev hakikatine göre dönüyor. 

Uzun bir süredir bir KHK zulmü var, insanlar ipe sapa gelmez suçlamalarla işlerinden oluyor, içeri atılıyor, hayatları karartılarak bir daha kendi ülkesinden resmi bir işte çalışamaz duruma getiriliyor. Allah’tan tam şu olağanüstühal biti, insanlar artık rahat bir nefes alacak diye umarken, giderayak beş bin civarında polis ve diğer kurum çalışanını görevinden edip gidiyor. “Bu zulüm bitsin” diyorsunuz, ama karşınızda muhatap yok, olanları ise bu döngünün bir parçası, kıpırdadılar mı, kendileri de aynı akıbete uğruyor. Artık insanlar kime güvenecek, hangi kuruma derdini anlatacak, hangi yargıya gidip hakkını savunacak onu kendisi de bilmiyor. Gittiğinde ise zaten tüm kapılar yüzüne kapalı, istese de bir sonuç alamıyor. 

Hemen hemen her kurumun işlemleri şaibe altındadır, soruşturulamıyor, kimse olanların ne akıbetini sorabiliyor ne de bir yerde herhangi bir şaibeli işlemin üzerine yürüyebiliyor, gidenler ise ya herhangi bir suçlamayla soluğu içerde alıyor ya da bakıyor içeri girecek kancayı yurtdışına atarak ülkesini terk etmek zorunda kalıyor. Bugün yalızca bu temelde geniş bir mağdurlar listesi oluşmuş, olanları soruşturdukları için eften püften suçlamalarla içeri atılmıştır. Durumun umutsuz olduğunu görenler ise işeri atılmaktansa yurtdışına kaçmayı tercih ediyor. Çünkü geçmiş bagajında onu içeri attıracak hayli yük bulunuyor. Bunların içinde kimler yok ki; olayları açığa çıkarmaya teşebbüs etmiş bürokratlar, iktidarın siyasi çizgisinde olmayan ve uygulamaları onların arzusuna göre uygulamayan öğretim üyeleri, belirli olayları deşifre etmeye çalışan gazeteciler ve hatta sürecin iyi yönetilemediğini ısrarla vurgulamaya çalışan ekonomistler bile ya içeri atılmış ya da dışarda, şimdi bulunduğu ülkede yaşam mücadelesi veriyor. Bu bir zulümdür, bu insanlar şimdi bilmedikleri ülkelerde hayata tutunmaya çalışıyorlar. 

Artık hangi uygulama şaibeli değil ki; hiçbir yolsuzluk, hiçbir hukuksuzluk, hiçbir adaletsizlik sorulamıyor, soruşturulamıyor, soranlar soluğu ya içerde alıyor ya da dışarda. Artık Merkez Bankası direktifle çalışıyor, BDDK’sı da öyle, TUİK işlemleri iktidarı memnun edecek şekilde düzenliyor, enflasyon oranları 300-400’leri bulmuş, onlar hala 60 veya 70’lerde tutturmak için formüller icat etmeye çalışıyor ve kötüsü bunun yalan olduğunu herkes biliyor, herkes görüyor, kişisel görüşmelerde herkes itiraf ediyor, ama iş resmiyete bindiğinde herkes bir anda o resmi ağzı takınıyor, sus-pus söylenenlerin doğru olduğundan dem vuruyor. Bu nasıl bir sihirse, hala sokaktaki pazarcısı bile ülkeyi bu duruma getirmiş iktidarın ancak geri kurtarabileceğini söylüyor, 20 yılda bunu yapmayan, yapamayan iktidarın nasıl yapacağını kendisine ve bize izah etmeye çalışıyor.  

Oysa her şey o kadar belli ki; ne sandınız yani enflasyonunuz artıyorsa bu içerde ya üretmiyorsunuz demektir ya da mallara getirdiğiniz fahiş zamlarla üreticiyi üretemez duruma getirmiş bulunuyorsunuz; yoksulluk endeksinde patlama yaşanıyorsa ve kendilerinin de itiraf ettikleri gibi, devletin yardımına muhtaç sayısı olağanüstü bir şekilde artıyorsa buda o yükselen maliyetler yüzünden üretim tesislerinin ve fabrikaların kapılarına vurulmuş kilitlerin getirdiği işsizlikten dolayıdır. Suçlar artmış, cezaevleri dolmuş ve mevcut cezaevlerine yeni cezaevleri ekleniyorsa bu ne demektir? Buda o ülkede adaletin kalmadığına, insanların adalete olan güvensizliklerinden dolayı kendi adaletlerini kendilerinin gördüğünü gösteriyor.   

Şimdi Allah aşkına söyleyin, bu ülke bu aralar karlı kabul edeceğimiz neyi üretiyor, tüccar ve üreticiler bu ara hangi karlı mallara yönelmişler, ülkeye oluk oluk döviz yağdırıyor? Evet bir tek turizmin çarkları dönüyor, o da ülke parası pula çevrildiği, yurttaşının artık hayalini bile kuramadığı ama dışardan gelen yabancının aldığı bir aylık maaşla keyif çatığı bir ülkeye çevrildiği için dönüyor. Yani inanın bu ülkeye artık zengin turist gelmiyor, her şey o kadar çürümüş ki, onlar pahalıda olsa başka ülkeleri tercih ediyorlar, çünkü bu ülkenin turizmine bile yatırım yapılmıyor, çarpık yapılaşma turizm beldelerini bile bitirmiş bulunuyor. Bunu anlamak için Kuşadası’nın veya Antalya’nın silüetine bakmak yeterlidir.  

Bunu anlatmadan duramayacağım; Antalya’nın merkezine bir tramvay yolu yapmışlar, tam şehir trafiğinin orta göbeğine; o yüzden her geçişinde, öncellik sırası ona verildiği için yüzlerce araç çalışır vaziyette bir tek o geçsin diye bekliyor. Artık bu akılsızlıktan öte insafsızlıktır, ama kime anlatacaksın, artık bu ülkeyi akıl yönetmiyor, rant hesapları yönetiyor. Artık bunları görmemek için kör olmak gerek, bu ülkede çıkan orman yangınları bile âdeta sipariş yangınlar olarak varlık gösteriyor. Saha orman bölgesi, yapılaşmaya izin verilmiyor ve sonra bir kibrit çakışı, arzulanan deniz manzaralı yer bir anda orman vasfını kaybediyor ve pek kıymetli yetkililerimizde hemen ertesinde gerekli evrakları tamamlayarak gelen otelci beyefendimizin evraklarını imzalıyor. Ne olur artık bu da hiç dikkatimizi çekmedi demeyin, yoksa bende bu işte ilahi bir hikmet olduğuna inanacağım! Herhalde ilahi hikmet bu olsa gerek, hep bir otellik kadar yer yanıyor ve ertesi yıl bir bakıyorsun gerçekten o sipariş yangının çıktığı bölgede bir otel veya benzeri bir konaklama tesisi boy vermiş bulunuyor.    

Diğer yandan, en acısı ise mütedeyyin dediğimiz insanlar tüm bunları göreceklerine, gözlerini kapatmış, olası İslami inşanın neden geciktirildiğini sorguluyor; akıllıları pastadan nemalarınken, akılsızları sokaklara “Yeter artık şeriat gelsin”naraları atıyor, öyle akılsızlar ki, İslami dedikleri ülkelerin durumunun içler acısı olduğunu görmüyor, İran’dan Afganistan’a kadar halkların hapishanelerine dönüşmüş ülkelere dönüşmek için can atıyorlar. Aralarında elbette iyileri, yaptığı işe vicdanını yatırmış ve olanların İslam’la bir ilgisinin olmadığını gördüğünden geri çekilmiş veya seçeneksizlikten karşı muhalif saflara katılmışları da var, ancak ne yazık hala bunların içinde geçmiş İslami referansların artık günümüz dünyasında geçersiz kaldığını, uygulanamaz olduğunu görecek oran oldukça azdır. Ve daha kötüsü bir gün bu şekilde olası İslami inşa ettiklerinde bile her şeyin kitaba göre gideceğini, diğer rejimlerde görüldüğü gibi bir gurup azınlığın iktidarın gücünü ele geçireceğini ve çoğunluk yobaz takımını onlara karşı kullanacağını görmüyor, görmek istemiyor. Oysa dünyada bunun sayısız örneği var ve en yakın örneği ise Sovyet komünizminde görüldü; davaya vicdanını yatırmış tüm kadrolar tasfiye edilip kamplara sürülürken, vicdansız açıkgözler gerilerinde, güç aldıkları komünist yobazlar sayesinde her şeyi kontrol altına aldılar, onun üzerinden bir parti hanedanlığı kurarak literatüre bürokrasi hanedanlığı olarak geçen kendi sınıf tekellerini inşa ettiler. Şimdi o süreçten nemalananlar bildiğiniz pastayı daha o günlerde toplayan bürokratlar, yani bugünün oligarklar oldular, her şeyinden olmuş sıradan halk ise hala sıfırda, ülkesinde evsiz barksız bir şekilde hayatta tutunmaya çalışıyor.   

Uzatmayacağım, nasıl olsa tüm bunları sizde biliyor ve görüyorsunuz. Umarım bir gün bu gördüğünüz şeylerin gereğini de yaparsınız. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz