Asrın Firavunları

2
Latest posts by Psk. Dr. Ziya Doğan (see all)

Basiretsiz idareciler aldıkları nice kararlarla umumi rahmeti zincirleme musibete çevirir ve zillete müstahak olurlar da haberleri bile olmaz… 

Firavun hanedanlığı halkını küçümsedi. Halk yine de onun icraatlarına tabi oldu. Zira onlar azgın bir topluluk olmuşlardı. Halkın da içine düştükleri illetten haberleri yoktu. 

Dünyevi arzularına esir düşmüş idareciler, geçici muvaffakiyetlerle mutlak zaferin yolunda olduklarını zannederler. Halbuki talih onlara çoktan sırtını dönmüştür. 

Onların ‘‘müjdeli haber’’ olarak bekledikleri şey hakikatte kendilerini mahvedecek çığlıktan başkası değildir. 

Onlar ölçülü rahmet ve ihsan bekledikleri halde toplumda adam kayıran, adaleti tahrip eden, ihaleye fesat karıştıran, muhaliflerine iftira atan ve emanete ihanet eden halleriyle tüm ölçüyü ortadan kaldırırlar.

Bu nedenle yaşadıkları beldenin nimetlerini kuruttular. İhsanı ilahiden rahmet yağmurları beklerken, hak ettikleri ölçüde başlarına musibet yağacağını dâhi idrak etmezler.

Adaletli olmayan idareciler her hadisede baharın soluklarını duymak isterler ama yağmur sel olup ekinlerini harap eder. Bencilliklerine esir düştükleri için her zaman iyi olan kendine fatura ederler, kötüleri de başkalarına…

Menfaatperest idareciler, abıhayat suyu olarak gördükleri stratejileri kan gölü, adaletsizlik ve zulümden başka bir şey değildir. 

Halkı manipüle ederek, meseleleri suiistimal etmek isterler ama hakikat güneşi er veya geç zuhur edeceği gerçeği ise asla akıllarına getirmezler.

Ulusal ve uluslararası hususlarda maharet arz etmek isterken, sihir türü göz boyayan süslü kelimeleri ise hakikatin asası karşısında perişan olurlar. 

Allah, Firavun zihniyetinin ve onun mensuplarının dünyevi ihtiraslarını her türlü hezimete rağmen közdeki ateş misali sıcak tutar. Birçok hadiseden ibret almak yerine bitmez tükenmez hırs ve arzularını rehber edinirler. Her mağlubiyet ve zilletin ardından muzaffer olabileceklerini zanneden bu sefil mahlûklar, nefsi arzularında boğulmayı hak ederler. 

Firavun, görmüş olduğu rüyadan nasihat almak yerine devlet heyetiyle birlikte cadı avına başlayarak; ülkesindeki huzuru, adaleti, refahı ve cazibeyi mahveder.

Tüm icraatlarını ‘‘devletin bekası’’ için müstakbel düşmanı henüz doğmuş bebekleri katletmek üzerine kurar. Ona göre Musa terörist başı olarak istikbalde zuhur edecektir. O Firavun halkına kendini ‘‘devlet’’ olarak lanse eder. Kendine düşman bellediklerini ‘‘devlet düşmanı’’ olarak görür. Hâlbuki baş düşmanını bizzat kendi sarayında büyüttüğünü dâhi bilmez. Zira feraseti kapanmıştır ve eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.

Mesela Mısır Meliki de rüya görür. Ve görmüş olduğu rüyadan nasihat alarak, devlet heyetine meseleyi arz eder. Ülkesinde adaleti tesis etmek isteyen Melik, liyakate ehemmiyet verir. Zindandaki Yusuf onları müthiş ekonomik krizden çıkartarak olası kaosun önünü alır. Tüm bölge huzura, refaha, adalete ve güvenliğe liman; mazlumlara da sığınak olur. 

Firavun’un cadı avı senelerce devam eder. O rüyasını hiç unutmaz. Zira kincidir. Medyen’den dönen Musa’nın saraydaki konuşması hakikatle hesaplaşma vaktinin geldiğini haber vermişti. Firavun takriben 30 yıl içinde tuttuğu bu endişeyle yaşamıştı. Bu endişe ile on binlerce bebeği katleder ve binlerce haneye ateş düşürür. Tüm ülkesini seferber etmesine rağmen buna muvaffak olamamıştı. Sarayda askerlerinin onu yakalamasını istemişti ama bebek Musa’yı kundakta koruyan alemlerin Rabbi eline verdiği asayla kimsenin yanına bile yaklaşmasına müsaade etmemişti. 

Firavun’un goygoycu heyeti meselenin hâlâ ciddiyetini kavrayamıyordu. Onlar meseleyi sihirbazlık olarak yorumlayıp, üstesinden gelebileceklerini söylediler. Zira hiçbiri dünyevi nimetlerden ve ayrıcalıklı konumlarından feragat etmeyi düşünmüyordu. 

Hz. Musa (as) kendisini tüm Mısır’a tanıtacak fırsatı sihirbazlık müsabakası üzerinden bulur. Roma’da özgürlük savaşçısı için Collesium ne ise Mısır için sihirbazlık müsabakası aynı öneme sahipti. Collesium’dan sağ çıkacak savaşçı ya gücün hizmetkârı ya da esirlerin özgürlük yolundaki lideri olur. Hz. Musa (as) da esaret altındaki Yahudilere ve hakkaniyet sahibi Mısırlılara rüştünü ispat edecek fırsatı yakalar.

Hz. Musa (as) sinesinin inşiraha açılmasıyla hakkaniyet arzusunu basiret ve feraset ufkuna taşımıştı. Firavun ve heyeti onunla münazaraya tutuşmasına rağmen alt edemedikleri için tehdit etmek zorunda kalırlar. Lakin Musa’nın asası onları bu adımdan geriye püskürtür. 

Mısır devletinin görkemli törenleri merkezi meydanda yapılır. Halk sihirbazların mücadelesi için çoktan yerini alırken, Firavun’un istihbarat ekibi de onların içinde kalır. İktidarın aleyhinde herhangi bir faaliyete müsaade etmemek için tüm tedbirler alınır. Sihirbazlara mücadeleyi kazanmaları halinde devlet imkanlarının ardına kadar açılacağı vaat edilir. Haşirler halk arasında algı operasyonlarını müsabaka anına kadar yaparlar. Nihayet beklenen gün gelir. 

Mısır’ın göz kamaştıran ihtişamı sihirbazların ellerinde hünerleşir. Musa’nın asası canlanarak, içten çürümüş Mısır’ın göstermelik icraatlarını mağlup eder. Zira bir hakikat binlerce yalandan oluşmuş icraatları çaresiz bırakır. 

Mısır devletine bağlı sihirbazlar Musa’nın mucizesine aciz kaldıkları gibi hakikate boyun eğerler. Halk gizli muhbirlerden ötürü rengini bile belli edemez. Zira Firavun hanedanlığı sihirbazların devlete karşı isyan ettiğini dile getirerek, önce el ayak çapraz kesip, ardından idam ederek, herkese gözdağı vermeyi ihmal etmez. 

Nice zalim idareciler hak, adalet, refah, güvenlik, sosyal paylaşım vb. hususları tesis edemeyip, beceriksizliklerini örtbas etmek için kapalı devre sisteme geçer. ‘‘Olağanüstü Hal’’ kapsamında ülkeyi yöneten zihniyetler her daim zorbalığı en üst seviyede icra eder. Onların derdi ülkede sükûneti sağlamaktan ziyade kendi makamlarını koruma arzusudur. 

Mısır ekonomik refah üzerinden gücünü nazara verirdi. Bölgedeki imar, tarım, besicilik, uluslararası ticaret, lojistik, tıp, askeri güç, köklü devlet geleneği vb. hususlarla öne çıkmasına rağmen içten içe çürüyen çınar ağacına benzerdi. 

Zulmettiği Yahudi halkına bedel olarak, Mısır halkı misliyle mukabele görüyordu. Kımıl salgını ekinlerini tüketiyor, kurbağa salgını nehir kenarlarında hastalıkları yayıyor, toplu balık ölümleri suların kanlanmasına ve zehirlenmesine sebebiyet veriyordu. Sağanak yağmur tufana dönüşüyor, Mısır 5 tane umumi musibet yüzünden 8-10 senede perişan olmuştu. 

Firavun hanedanlığı hâlâ nefsi arzularının peşinde koşmaya devam ediyordu. İstiğfar edecekleri son gün kalmıştır. Eski Ahit’te Yahudiler o gün istiğfar adına Allah’a kurban keserler. Kurbanın kanını evlerinin eşiğine sürerek, mağfiret talep ederler. O gece Yahudiler evlerinden dışarıya çıkmaz. Mısır’da 40 sene önce doğan Yahudi çocukların katledilmesine bedel olarak, zulme taraf olanların ilk çocukları semavi musibetten ötürü ölür.

Firavun hanedanlığı bu hadiseden yine ibret almaz. Nefsinin arzuları onları en sefilliklere düşürür. Âleme maskara olurlar ama hiç kimse korkudan ve çıkarlarından ötürü gerçeği söyleyemez. 

Firavun ve askerleri 40 sene önce yarım kalan meseleyi kökünden çözmek için tüm Yahudileri katletmek için yola çıkarlar. Allah onların muzaffer olabileceklerine dair köz ateşini hiç söndürmez. Denizin bağrında yol alırken, nasıl bir tuzağa çekildiklerini anlayacak idrak ve izandan yoksundular. Zira onların basireti çoktan bağlanmıştı. 

Dünyada 57 Müslüman ülkenin durumuna baktığımızda büyük çoğunluğu Firavun ve halkından pek farklı olmadıklarını görüyoruz. 

Peki, sizce bu asrın Firavunları kimler? Halk mı yöneticiler mi?

2 YORUMLAR

  1. “Mesela Mısır Meliki de rüya görür. Ve görmüş olduğu rüyadan nasihat alarak, devlet heyetine meseleyi arz eder. Ülkesinde adaleti tesis etmek isteyen Melik, liyakate ehemmiyet verir. Zindandaki Yusuf onları müthiş ekonomik krizden çıkartarak olası kaosun önünü alır. Tüm bölge huzura, refaha, adalete ve güvenliğe liman; mazlumlara da sığınak olur. ”

    Sizinde belirttiğiniz gibi Hz Musanın Mısır sultanı Firavundur.
    Hz Yusufun Mısır sultanı Melikdir. Kuran böyle bahseder.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz