“Az kaldı” diyorsunuz ama gençler kararsız

0
Latest posts by Aysun Saygı Köknar (see all)

80’ler de Türkiye’de gençlik siyasi ideolojilerin yaratmış olduğu kutuplaşma ve baskılardan öyle çok çekmişti ki yaşanan darbe sonrasına denk gelen jenerasyon belki kendi, belki abla ve abilerinin başına gelenlerin etkisi ile sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali bu işlerden elini eteğini çekti.

90’lar belki de bu nedenle futbolun, sinemanın, müziğin ve modanın altın çağı olarak tarihe geçti. Rahmetli Turgut Özalile başlayan sanayileşme devrimi ile Türkiye’nin modernleşmeye başlamasıyla birlikte vahşi kapitalizmin insanlar üzerindeki etkileri de iyiden iyiye hissedilmeye başlandı. Çoğunluk artık dünyayı kurtarmayı bırakıp bireysel bir bakış açısı ile ilk önce kendimi kurtarmalıyım demeye başlamış; genç insanların odak noktası artık kendi kariyerleri olmuştu. Ayrıca her eve bir topçu ya da popçu furyası patlamış, manken olacağım diye ajansların kapılarını arşınlamak da o yılların popülerleri arasına girmişti. 

Renkli televizyonlar, radyolar, çoklu kanallar, çeşit çeşit otomobiller, gökdelenler derken bilgisayarın gelişi ile artık gençler dünyaya entegre olmuş, her türlü bilgiye elinin altında kolayca ulaşır olmakla birlikte vizyonlarını geliştirme fırsatı yakalamış ve deyim yerindeyse çağ atlamışlardı.

Takip eden yıllarda cep telefonları ve ardından çılgınca yaşanan teknoloji devrimi… Her şey otomatikleşti, zaman hızlandı, büküldü ve hep birlikte içinden geçtiğimiz çağ, uzay çağına ışık hızıyla düşüverdik.

Moda artık apolitik olmak ve fast food beslenip, hızla değiştirilen aşklar yaşamaktı. 

Ekonomik krizler yaşandı, siyasi iktidarlar devrildi, partiler geldi, gitti. Gençler bunların hiçbirine kulak dahi asmadı.

Ta ki Gezi Olayları patlak verene kadar…

O güne kadar siyasetle hiç ilgilenmez dediğimiz, hayatı umursamaz, kafası bi’ dünya, hiçbir şeyle ilgilenmediğini sandığımız, iki tane çapulcu diyerek burun kıvırdığımız gençler birdenbire sahneye indi ve herkese büyük hatta tüm dünyaya parmak ısırtacak boyutta hem de çok büyük bir insanlık dersi verdi. 

Ayrıca bunu yaparken öylesine dâhiyane şekilde yaptılar ki herkes sanki ülkede gençlerin varlığını ilk kez duyumsuyor ve bu tuhaf tanışma sebebiyle hem hayli şaşkınlık hem de hayli mutluluk yaşıyordu.

Üstelik şu benmerkezci diye eleştirdiğiniz gençler dünyaya boomerlardan çok daha hassas bir perspektiften bakıyor; örneğin, kenar mahallede yaşayan bir sokak köpeğinin gözlerine biber gazı kaçtığı için seferber olup yüzünü, gözünü yıkayıp, avuçlarıyla su içirip, yerlere oturup, onun için gözyaşı dökebiliyor veya içinden çıkılmaz bir kriz anını kıvrak zekalarıyla tek kelimelik grafitiler halinde ifade ederek absürt bir komedi filmine çevirmeyi de iyi biliyorlardı. 

Onların bu duyarlılıkları, hassasiyetleri, hiç tanımadıkları insanlara karşı göstermiş oldukları yardımseverlikleri yediden yetmişe herkesi öylesine derinden etkiledi ve sarstı ki birkaç ağaç yüzünden bir avuç gencin çıkardığı isyan tüm ülkeyi sardı ve milyonlara ulaştı.

Birçok kişi; yaşam hakkını savunmanın, birliğin, beraberliğin, doğanın korunmasının, yeşilin sevilmesinin, özgürlüğün, demokrasinin, hukukun, ahlak kurallarının ve daha bir sürü değere vermemiz gereken kıymetin yüksek sesle dillendirilmesinin ne demek olduğunu gençlerin yarattığı o muhteşem sinerjiden öğrenmiş oldu.

Yıllardır uyuyan apolitik genç uyanmıştı… 

Ve hak ettiği özgür dünyayı elinden alanlardan geri istediğini haykırıyordu. 

Sonrasında araya karışan provokatörler bu güzelliğin yarattığı o asil ruhu hiçbir şekilde bozamadı, bozamayacak. 

Bugün ise gençlerin siyasetten uzak durduğuna bakmayın siz, hepsi her gün daha da kötüleşen ekonomiyle yatıp ekonomiyle kalkıyorlar. Çünkü ceplerinde öğlen yemek yeseler akşam karınlarını doyuracak harçlıkları kalmıyor. Bir hamburger olmuş yetmiş beş lira. Okumak için kendilerine bir kitap almayı bile lüks olarak görüyorlar. YKS, LGS Test kitaplarının ücreti almış başını gitmiş durumda. Fotokopi desen, cepte çektirecek para yok. Gelecek kaygıları var. 

Umutsuzlar.

Hepinizin bildiği üzere adım adım seçimlere doğru ilerliyoruz. Millet İttifakının üç silahşörü CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, İyi Parti lideri Sayın Meral Akşener ve DEVA Partisi lideri Sayın Ali Babacan söz birliği etmiş gibi her fırsatta “az kaldı” diyerek seçmenini konsolide etmeye çalışıyor.

Peki, sorarım size bu “az kaldı” mottosundan gençlerin de haberi var mı? 

O iş de Ekrem İmamoğlu’nun güme giden “Her şey çok güzel olacak” seçim sloganına dönmesin sakın. Çünkü bir İstanbul’lu olarak ben çok güzel olan bir şey göremedim de daha!

MetroPOLL Araştırma 24 Haziran 2018 seçimlerinde yaşı tutmadığı için oy vermeyen genç seçmenlere (1687 kişi) bu Pazar seçim olsa tercihlerinin ne olacağını sormuş. Yanıtlar hayli düşündürücü.

Gençlerin yüzde 20,1 CHP’ye, yüzde 18,2 AKP’ye, yüzde 13,6 HDP’ye, yüzde 6,9 MHP’ye, yüzde 6,3’ü İYİ Parti, yüzde 1,4 DEVA’ya oy vereceğini söylüyor. 

Gençlerin yüzde 10,5 gibi çok büyük bir kısmı kararsız olduğunu söylemiş. Yine 10,5’a tekabül eden büyükçe bir dilim de protesto oy olarak kayıtlara geçmiş.

Görüldüğü üzere hem iktidar hem ana muhalefet hem de diğer partilerden biri marjinal biçimde gençlerin beğenisine mazhar olmuş durumda değil.

İktidar cenahında seçmen açısından büyük bir güven kaybı yaşanıyor. Bunu görememek için saf olmak gerekli. Bir başka anket sonucu 24 Haziran’da Erdoğan’a oy vermiş olan seçmenin yaklaşık yüzde 20’si bugün olsa asla oy vermem yanıtını veriyor. 

Seçimlere şunun şurasında bir yıl gibi nispeten kısa bir süre kalmış ve araştırmalara göre normalde seçmen altı ay öncesinden hangi partiye oy vereceğini belirlemiş oluyor.

Son dönemlerde yapılan pek çok ankete göre iktidar kaybediyor da muhalefet kazanıyor mu?

Orada da işler pek iç açıcı değil. Genç seçmen muhalefete de mesafeli yaklaşıyor. Muhalefet yapmak açısından o kanadın da etkili bir iş çıkardığını söylemek ne yazık ki mümkün değil. Merak ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu polemik üretmek yerine neden seçmenini hala tam olarak kendi safına çekemediğini merak ediyor mu acaba? 

Ekonomik olarak durumumuz içler acısı bir haldeyken bile yüzde 10,5 kararsız ve çarşı her şeye karşı tavrı takınan yüzde 10,5’ luk protesto oylardan genç seçmenin büyük bir kesiminin kendini bırakın iktidara muhalefet kanadına bile yakın hissetmediğini gayet net bir biçimde gözlemleyebiliyoruz. 

Bu tablo üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir tablodur.

Ayrıca uzmanlar seçmenin iktidarı değiştireceğine kararını vermiş olduğunu ancak yerine kimin geleceğine kararını veremediğini de ifade ediyor.  

Bu seçimde Z Kuşağı diye tabir edilen kuşakta 5 milyon 940 bin 916 seçmen oy kullanacak. Bu sayı hiç de azımsanacak bir rakam olmamasının yanında eğitim oranı yüksek, oldukça donanımlı, sosyal medyayı çok iyi kullandığı için kendisinden hiçbir sırrı saklayamayacağınız, muhakeme yeteneği gelişmiş bir grup genç insandan oluşuyor. En önemlisi çoğunlukla gelenekselci davranmayan bir seçmen oldukları için onları etkilemek pek de öyle kolay olmayacak gibi görünüyor.  

Genç seçmenin gönlüne girmek anlaşıldığı üzere çok zor ve seçimi kazanmak isteyen partilerin gençleri heyecanlandıran çözümler, yenilikler üretmesi, radikal kararlar alması tabiri caizse şapkadan tavşan çıkarması şart gibi görünüyor. 

Yoksa önümüzdeki seçime “az kalması” kimsenin umurunda değil benden söylemesi.  

(Not: Fotoğraf: Edward Burtynsky)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz