Başkalarının kapısında günah çıkarmaya çalışanların ülkesi

2

Güç zehirlenmesi mi yaşıyoruz yoksa akıl zehirlenmesi mi?

Belki de akıl tutulması.

Daha açıkçası yaşadıklarımızı anlamlandıramıyorum.

Mesele Müslümanlarda mı memlekette mi yoksa yaşadığımız coğrafyada mı?

Bu soruları soruyorum çünkü cevapları bende de yoktur.

İnandığını yaşamayanların yaşadıkları gibi inanmaya başladıkları bir zaman dilimindeyiz.

Günümüzdekilerin adı Müslüman.

Gerisi teferruat.

İnancını yaşayıp göstermede sıfır.

Kisralar, krallar; saraylarında kuş tüyünden yataklarında yatıyordu.

Tek hurmayla beslenen Peygamberin (s.a.v) ise yüzüne yattığı hasırın izi çıkıyordu.

Ya şimdi?

Olmayan İslam dünyasını yönetenler, gönülleri yıkıp saray yapma yarışında.

İslam Peygamberinin (s.a.v) işaret ettiği zaman bugünler olsa gerek:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki Kur’an bir vadide, onlar başka bir vadide olurlar.”

Kur’an’dan Sünnetten uzak hayatlar.

Başkalarının kapısında günah çıkarmaya çalışanların ülkesi.

Kartala güç yetiremeyince onunla iş birliği yapıp serçenin hakkından gelmeye çalışanlar zümresi.

Aynaya bakmayı unutup başkalarının aynasından kendini temize çıkarmanın muhteşem mücadelesi.

Sanalı da öyle gerçeği de.

Öz vicdanında nöbet tutmayı başaramayıp başkalarının kapısında nöbete yatan cahiller topluluğu.

Goethe ne diyor:

“Bir şey için harekete geçen kişi, hep bilinçsizler olur; düşünen kişiyse vicdanı olandır.”

Kayıp vicdanlar.

Şu ifadeler Diyanet’in bu haftaki Cuma Hutbesinden:

“İslam, güzel ahlak dinidir. Hak ve hakikat, fıtrat ve hayat dinidir. Adalet ve rahmet, şefkat ve merhamet dinidir. Esenlik ve selamet, huzur ve güven dinidir. İlim ve hikmet, itidal ve kolaylık dinidir.”

Mesele tarifte değil zaten ârifi bulamamakta.

Mârifet kayıp.

Enâniyyette Everest Dağı aşılmış.

Peki bu tarifteki özellikler, hangi Müslümanın yaşamında?

Diyanet, bu ilkelerin hayat bulması için ne yapıyor?

Herkesin değiştirilmesi mümkün olmayan hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen hakikatten uzak mutlak doğruları var.

Buna da eyvallah da başkalarına da dayatılmasa. 

Başkalarının kapısında dağılanları, kendilerine döndürebilirsek bir problemimiz de kalmayacak.

Herkesin evine yani kalbine dönmesi gerekiyor.

Heyhat toparlanmak bizden çok uzak duruyor.

Bakın Kur’an bizden ne istiyor!..

Şirk koşmayacaksın.

Öldürmeyeceksin.

Çalmayacaksın.

Yalan söylemeyeceksin.

İftira atmayacaksın.

Gıybet etmeyeceksin.

Adaletsizlik yapmayacaksın.

Rüşvet almayacak ve vermeyeceksin.

Adam kayırmayacaksın.

Kibirlenmeyeceksin.

İyiliği başa kalkmayacaksın.

Gösteriş yapmayacaksın.

Kin tutmayacaksın.

Yetime, öksüze zulmetmeyeceksin.

Kötü söz konuşmayacaksın.

Haset etmeyeceksin.

Emanete hıyanet etmeyeceksin.

Cimri ve savurgan olmayacaksın.

Yalan yere şahitlik yapmayacaksın.

Yeryüzünde bozgunculuk yapmayacaksın.

Ölçüde, tartıda hile yapmayacaksın.

Doğmamış çocuk öldürmeyeceksin.

Zina yapmayacaksın.

İçki içmeyeceksin.

Kumar oynamayacaksın.

Büyü, fal, sihir yapmayacaksın.

Faiz almayacak ve vermeyeceksin.

Ana ve babaya kötü davranmayacaksın.

Köle-cariye yapmayacaksın.

Zorla din dayatmayacaksın.

Bunlara itirazı olan var mı?

Demek ki sorun dinde değil ‘dindarım’ diye geçinenlerde.

Son söz:

Günde 5 vakit namaz kılan bir Müslüman, tam 40 kere Fâtiha Suresini okuyor.

Fâtiha Suresinin 6. ayeti: “Bizi dosdoğru yola ilet.”

Eğer bir Müslüman, günde tam 40 defa Allah’a “Bizi dosdoğru yola ilet” diye dua etmesine karşın hala doğru yolu bulamıyorsa tekrar tekrar yaşantısını gözden geçirmesi gerekmez mi?

Önceki İçerikŞarkıları biten ruhlar, ölü ruhlardır
Sonraki İçerik“Türk Tabipler Birliğinin Yanındayız!” Kampanyası ve Türk COVID Aşısı
1978 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü mezunu; Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu; Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu mezunu. 2001 yılında gazetecilik hayatına başladı. Erzurum'daki yerel gazetelerin çeşitli birimlerinde 3 yıl çalıştıktan sonra Diyarbakır ve Ankara'da Parlamento Muhabirliği başta olmak üzere çeşitli alanlarda 11 yıl gazetecilik yaptı. 2017 yılından itibaren ise Ocakmedya'da yazmaya başladı. Halen Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktadır.

2 YORUMLAR

  1. Sessiz çoğunluktan ses vermek istedim aziz kardeşim. Yazdıklarında hakikat ve hakkaniyet parıldıyor. Feraset ehli yürekli bir mü’min olarak yaşamanı ve şehadetle Rabbimize kavuşmanı dua ve niyaz ederim .Ümmeti muhammede hadim ve hizmetkâr olasın..”HALIKIN NA MUTENAHI ADI VAR EN BAŞI HAK , NE GÜZEL BIR KUL IÇIN HAKKI TUTUP KALDIRMAK.! M.AKIF

  2. Bir gün Hz Ömer Peygamber Efendimizin hane-i saadetlerine gelmişti.
    Odanın içinde şöyle bir göz gezdirdi.
    Her taraf bomboştu evin içinde hurma yapraklarından örülmüş bir hasır vardı.
    Allah Rasulü onun üzerine yaslanmıştı,kuru hasır Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek teninde izler bırakmıştı.
    Bir köşede bir ölçek kadar arpa unu vardı,onun yanında da çivide asılı eski bir su kırbası duruyordu.
    Hepsi bu kadardı.
    Arabistan yarımadasının Fahri Kainat efendimize tabi olduğu bir günde O’nun dünyaya ait mal varlığı bundan ibaretti.
    Hz Ömer bunu görünce içini çekti kendini tutamadı gözleri doldu ve ağlamaya başladı.
    Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem niçin ağlıyorsun ya Ömer diye sordu, o da:
    Niçin Ağlamayım Ya Resulallah kayser ve kisra dünya nimetleri içinde yüzüyor Allah Resulü niçin kuru hasır üzerinde yaşıyor? dedi..
    Efendimiz Sallallahu Aleyhisselam Hz Ömer’in gönlünü aldı ve
    ” Ağlama ey Ömer dünyanın bütün nimetleri ve zevkleri onların,
    Ahiretin de bizim olmasını istemez misin?”
    buyurdu…..
    Amenna ve saddekna.
    İbrahim Ethem gibi sarayını terk edip kendi yaptırdığı camide bile konaklamasına izin verilmeyenler de var.
    halife muaviyeye bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israf devletin parasıyla yaptırdıysan haramdır diyen eba zer el gıfariler de var.
    itibardan tasarruf edilmez deyip tüyü bitmemiş çocukların hakkını yazlık kışlık saraylar da harcayanlar da var.
    genç fidanlar umutsuzluk içinde canlarına kıyıyorlar onlar arasında bile ayırım yapanlar da var.
    cuma namazına onlarca araç ve koruma ile gidenlerin kabir de yanlarında sadece Münker Nekir ve dünya da yaptıkları ettikleri olacak, bir de hesaplarının durumuna göre zebaniler.
    yazlık kışlık saraylara sığmayanlar bakalım o daracık kabre nasıl sığacak.
    o daracık kabir daha da darlaştırıldığında saraylara sığmayanların hali nasıl olur acaba.
    Rabbim bizleri hakkı hukuku çiğneyenlerin vicdansız merhametsiz dini kendi çıkarları doğrultusunda kullananlardan dünya ve ahirette uzak eylesin.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz