Bilgi sorumluluk demektir

0
Genlerle-Oynayarak-Süper-İnsan-Üretecekler

Okurlarım tarafından anlaşılıp anlaşılmadığım konusunda işin doğrusu fazla bir fikrim yok, çünkü çoğu zaman cansız ruhlara konuşuyor gibi tepki almıyorum. Yapabileceğim tek şey: Umarım anlaşılıyorumdur.

Şu kelimeyi kullanmadım, ya da kullandım mı, hatırlamıyorum yani “bilimciyim” demedim, ama okurlar dikkat ederse olayları analiz ederken genelde bilimden kopmamaya özen gösteriyorum, çünkü olayları anlaşılır kılmanın pek çok yolu olsa da benimsenip kabul görmüş temel geçer yol bilimdir. Zira deneyip sınama konusunda size en az fatura çıkaran odur. Elbette aklınıza çalışma laboratuvarlarında acı çektirilen hayvanlar gelebilir -ki bu doğrudur- ancak bilimde tek yol bu değildir; yani örneğin araştırılan pek çok hastalık eğer laboratuvar koşullarında incelenmeseydi kim bilir başımıza daha ne tür felaketler getirirdi. Sonuçta insanlığın artık pek çok şeyi oluruna vermesi şansı yoktur, artık türünü devam ettirmek istiyorsa çaresini bilimler ışığında aramak zorundadır, çünkü insanlık uzun bir süredir evrimin bilindik spontane halinden kopmuş, kendi çaresini kendisi üretir hale gelmiş bulunmaktadır.

Diğer yandan tüm değilse de bilimsel gelişmeleri takip ediyor ve konuyla ilgili yayınlanan bilimsel makaleleri okumaya çalışıyor, onların hayatla veya olaylarla bağını bir şekilde anlamaya ve yakalamaya çalışıyorum. Bunu yaparken de elimden geldiğince bilimden kopmamaya çalışıyorum, çünkü bilgi aynı zamanda sorumluluk demektir ve siz bir şeyin bilgisini vermeye çalışıyorsanız onun sorumluluğunu da almak zorundasınız, zira bu bilgiyi sizden alanların onu hayatlarına veya olaylara uyarlama teşebbüsleri her zaman söz konusu olabilir. O yüzden bilimde sizin atacağınız her adım, söyleyeceğiniz her söz bunun sorumluluk bilinci içinde olmak zorundadır.

Bilimciler sık sık yanılır, bu ilerleme sağlamanın en bilindik yoludur; kaldı ki bilimciler buna yanılma katsayısı değil, deneme katsayısı üzerinden yaklaşır, çünkü ne kadar deneme o kadar çok emin adım atma şansı demektir. Bana bu konuda “Kendiniz yanıldınız mı? Diye soracak olursanız öncelikle size söylemem gereken şey şudur; ben olaya bilim değil, bilgelik penceresinden bakmaktayım ve takdir edersiniz ki bilgeliğinde temeli tecrübe geçmişine dayanmaktadır; yani bilimciler kadar değilse bile bende yanılma katsayısını en az onlar kadar alıyorum. Kaldı ki kanıtlanmasam da bu bir sorun teşkil etmiyor, çünkü zaten iki temel perspektiften hareket ediyorum; biri, her ihtimale karşı olası yanılma payına açılan kapıyı hep açık tutmak ve diğeri de eldeki bilgiyi devamlı suretle yeni bilimsel verilerle sınamak. Perspektifi böyle geniş bir yelpaze üzerinden aldığınızda kanıtlandığınıza sık sık tanık olmanız sizi şaşırtmasın, zaten her iki şekilde de kanıtlanmaya açıksınız. O yüzden sanırım mütevazi olmanız bir ayrıcalık değildir, çünkü zaten mütevazi olmaktan vaz geçtiğinizde kendisini bitirmiş olursunuz. 

Şunu özellikle vurgulamak isterim: ben sorumluluğa inanıyorum ve bir şeyin farkında olsam da bunun doğru olması olasılığını yine de olası yanılma katsayısı üzerinden hem alıyor hem de ifade etmeyi tercih ediyorum, çünkü insanın bilimde bir şeyin bilgisine tam vakıf olması şansı her şeyin bilgisine tam bir vakıf olma şansından geçmektedir; yani bir örnek verecek olursak, en iyi hale rağmen şöyle diyebiliriz; siz 100 şeyin 99’unu bilseniz bile o bilmediğiniz bir şey yüzünden geriye kalan o 99’unda da yanılıyor olabilirsiniz. Siz o biri elbette o 99’un ışığında soyutlayabilirsiniz, ama aynı zamanda o birin ışığında 99’a da yanılma payını ilave etmek, onu olası doğru haline getirmek zorundasınız. Bilimde mutlak doğru olmaması, her şeyin olası doğru olması nedeni buradan kaynaklanmaktadır. Çünkü bilinmeyen bilineni de mütemadiyen olası hale getirmektedir.

Bilimde şöyle bir şey var; siz bir şeyi bilmiyorsanız bu bildiğinizi düşündüğünüz her şeyde yanılıyor olmanıza karşılık gelir. Niye “bildiğinizi düşündüğünüz” kelimesini kullandığıma gelirsek, çünkü evrende bir olasılık bile tüm olası gördüğünüz milyonlarca doğruyu yerle yeksan edebilir. O yüzden bilimde doğru diye bir şey yoktur, olası doğrular vardır ve bunun nedeni de bildiğinizi düşündüğünüz şeylere karşın bilmediklerinizin de var olmasıdır. Yani sizi bildiğinizde bile olsa açığa düşüren şey bilmediklerinizin sizi yanıltması olasılığıdır.

Şimdi bilimsel bir çalışmaya bakalım: 

Bundan kısa bir süre önce Bielefeld Üniversitesi bilim adamları Nature Communications dergisinde yayımlandıkları bir araştırmada insanların başkalarından enerji çekebileceklerini açıkladılar. Bielefeld Üniversitesi tarafından yapılan bu araştırmada bilim insanları, bitkilerin de diğer bitkilerden alternatif bir enerji kaynağı çıkardığını kanıtladıklarını söylediler. 

Araştırmada Profesör Dr. OlafKruse ve biyolojik araştırma ekibinin yaptığı incelemelerde yeşil algı Chlamydomonas Reinhardtii sadece fotosentezle uğraşmakla kalmadığını, aynı zamanda alternatif bir enerji kaynağından beslendiğini söyledi. Araştırma ekibinden psikolog ve enerji şifacısı olan Olivia Bader-Lee’nin konuyla ilgili yaptığı açıklamada ise çiçeklerin büyüyebilmek için suya ve ışığa ihtiyaçları bulunduğunu, insanların ve gezegenlerin de bitkilerden farklı olmadığını söyledi. Doktor Olivia Bader-Lee, insanın fiziksel bedeninin de bir sünger gibi olduğunu ve çevreyi absorbe edebildiğini, yani içine çekebildiğini söyledi.

Bader-Lee, ayrıca insan organizmasının duygusal durumlarını besleyebilmek amacıyla gerekli olan enerjiyi tıpkı bitkiler gibi dış kaynaklardan çektiğini ve bu durumun hücrelere enerji verdiğini de söylüyor ki, sanırım dostlarından moral bulan sizleri bu netice şaşırtmıyordur. Bader-Lee Chlamydomonasre in hard tii bitkisinin enerji yetersizliği yaşadığı durumlarda komşusu olan sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyle gösterdiğini ifade ediyor. Kısacası Bader-Lee, bu tek hücreli bitkinin enerji yetersizliği ile karşı karşıya kaldığında komşu sebze selülozundan enerji aldığını da bir dizi deneyde göstermeyi başardığını söylüyor.

Aslında bu ve buna benzer çalışmalar daha önceki zamanlarda da oldu ve umarım bundan sonra da devam eder, çünkü biraz daha kanıt ve açıklığa ihtiyaç var, zira ucunda biz canlı varlıklarla direkt bir ilişki var.

Japonlarda “Güneş Terapisi” adı altında eski bir uygulama var. Bazı Japonlar sabah ve akşamları çıplak ayakla toprağa basar ve öylece bir süre güneşe bakarlar. Bu, bitkiler gibi topraktan vitamin ve mineralleri ve güneşten de D vitamini almak içindir. Japonlar bununla bir insanın hiç yemeden yaşamayı öğrenebileceğini iddia ederler. Güneş normal koşularda gözlere zarar verir, ancak saatler genelde güneşin gözlere zarar vermediği ilk doğuş ve batış saatleridir. Şu an ilgili bilimsel makale yok elimde, ancak bilim adamları yaptıkları incelemelerden sonra bunun pek ala mümkün olabileceğini ve böylece bir şekilde insanlarında diğer ağaç ve bitkiler gibi toprak ve güneşten beslenebileceklerini söylemişlerdi. 

Çıplak ayakla toprağa basıldığında ne olduğu konusuna çoğunuz vakıfsınız, o yüzden bu işin detayına gitmeyeceğim, ama vücut içinde ayaklardan sonra gözlerinde kendi kulvarında en yüksek alıcı olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim; kaldı ki zaten bilim adamları biraz geç olsa da bu terapinin bir temelinin olduğunu ve insanların bu terapiyi sürdürmeleri durumunda ileri zamanlarda ağızdan beslenmeye daha az bağımlı kalacaklarını kabul ettiler. Hatta daha ileri gittiler, ama bana göre bu biraz aşırı oldu, çünkü ağızdan beslenmenin de köklü bir evrimsel tarihi var ve insanların bu özelliği aşmaları için yeniden yönlendirilmiş bir evrimsel sürece girmeleri gerek.

Bazı konularda kendi tecrübelerimde var, ama olayın o yanına girmeyi düşünmüyorum, çünkü netice kanıtlansa da şu anda konuyla ilgili elimde yapılmış hiçbir bilimsel veri yok. 

Not: İnsanların başkalarından enerji çektiği konusu https: beyinsizler.net’ en alınıp derlenmiştir.

Önceki İçerikHekimoğlu İsmail vefat etti..
Sonraki İçerikHoca ile Xoca farkı
İbrahim Yersiz 1967 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesinde doğdu. Eğitimine aynı yerde başladı. Gazeteciliğe ilk Yeni Ülke ile başladı, sonra Özgür Gündem ile sürdürdü. Daha sonra bağımsız olarak muhtelif gazete ve dergilere bilgelik üzerine yazılar gönderdi. Olasılık Prensibi Okulu ve Kaçıklar Gezegeni adında iki kitabı var. Halen bilgelik üzerine çalışmaları sürüyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz