Bir Kürd Bireyin Gözüyle Kürd Kadınları

0
Latest posts by Şükrü Gülmüş (see all)

Hep söylerim.

Bir daha tekrar edeyim.

Bazı tekrarlar usandırır, bazı tekrarlar öğretir.

Öğretmekle kalmaz bilineni hatırlattır ve pekiştirir.

İnsanın kimlik oluşumu:

İlk evvelinde şöyle bir sıralama vardır.

1-Cinsiyet

2-Milliyet

3-Dil

4- Din

5-İdeoloji.

Ardından diğer alt kimlikler gelir.

Bunlar da temel olamamakla beraber pozisyonda duruma bağlı olup değişkendir. Bunlarda;

-Meslek.

-Annelik-babalık

Vs. vs diye sürer gider.

Şahsiyet, karakter veya karizma….

İnsanının 0-7 yaş arası kişiliği oluşur. Tabi bu ya eril ya dişildir. Bu elimizde olmayan doğuştan gelen bir temel özelliktir. Buluğ çağından sonra birey bu kimliğini fark eder. O farklılığı temel alarak hareket eder.

Ve Amin Mauolof’in belirtiği üzere; bu farklı kimliklerimiz bir ressamının tuali üzerine çizdiği gibi ahenk içinde bir harmoni gibidir.

0-7 yaş arası kimlik temel ve sonradan edinilen bilgiler bunun üzerinde hayat bulur.

Bu bilgiler ışığı altında cinsiyete baktığımızda; İnsanlık Tarihi boyunca bir doğal iş bölümü vardır. Çünkü kadının kadınlıkta, erkeğin erkeklikten kaynaklanan güçlülükleri, zayıflıkları ve üstünlükleri vardır.

Bu konuda ben semavî dinlerin yaratılış öyküsünü göz ardı ediyorum. Tarihin çöp sepetine atıyorum.

İlk insan topluklarındaki doğal yaşamda; çok tanrıcılık gibi çok evlilik, hatta İlkel komünal durumdaki yaşamda; kadın ve erkek arsındaki fark sadece doğasal güçlerle ayrılırdı. 

Kadın ve erkek arasındaki ilişki tamamıyla doğaldı. Tek tanrıcılık, tek evlilikle beraber farklılaşma doğdu ve esas bela bence artık ürünün paylaşımı. Üretim araçları üstündeki paylaşım. Savaş ve barış şefleri ardından kıran kırana mülkiyetle beraber Devlet olgusunun ortaya çıkmasıdır.

Bu anlamıyla mutlak surette. Friedrich Engels’in ‘Ailenin özel Mülkiyetin ve Devletin Doğuşu’ kitabı bizim için temel kaynak olabilir.

Ve günümüze gelecek olursak;

Şu soruyu sormamız gerekecek:

-Bir kadın evlenince neyini kaybeder?

-Elbette bekâretini, diyeceğiz. Ardından çağımızın bir vebası olan erkeğin mutlak hakimiyeti gibi soyadı almasıdır.

Sanki daha önce kadın –Soysuzmuş da- soyu belirlenmiş. Bekaretini hadi neyse de ama soyu vardı. Ya anasından ya babasından bir unvan alırdı.

Bu anlamıyla SOYADI alma ve soyadı kanunu ‘’Soysuzlaştırma’’ soydan koparmak olup bir nevi mülkiyet icazeti gibi resmi evlilikle kadını erkeğe tapulama belgesidir.

Buna da MEDENİ NİKAH diyorlar.

Şimdi esas konumuza gelelim. Yani,

1970’LERDEN SONRA KÜRD KADINI VE YERİ NEYDİ?

Kuzey Kürdistan dediğimiz parçamızda bizler 1970’lerden sonra okuma olanağı bulduk. Ekonomik bağımsızlık birey bazında olmadığında gerek kız gerek genç erkekler ana ve babalarının denetimindeydi. Yani bizlerin kaderini onlar tayin ediyordu. 

Peki onlar nerden almıştı gıdalarını?

Elbette ana ve babalarından. Bir anlamda ana ve babalarımız ne öğrendiyse bizi de öyle şekillendireceklerdi.

Burada din, feodal anlayışa, yüzyılların getirdiği çağ dışı anlayışlar. Din bizde ideolojiden öndedir ve her din bir anlamıyla hem ideoloji hem bir yaşam felsefesinin yerini alıyor.

Cinsiyet ilk ve mutlak.

Lakin Milliyet de o derece elimizde olmayan bir durum. Hiçbir insan ve hiçbir birey ne cinsiyetini, ne milliyetini ve dilini belirleme hakkı yoktur. 

Ki bu konuda ben yine cinsiyetten sonra milliyet ve milliyette de dili Kadın (Ana) unsuruna bağlarım. Kadın bu konuda belirleyicidir. İnsanın anası hangi milliyettense dilini de o belirleyecektir.

O zaman;

Cinsiyet, milliyet ve dil; birbirine bağlı üç çelikten halkadır.

Biz bu üç temel özelliği değiştiremeyiz. Lakin din ve ideoloji yer, zaman ve koşullara göre değişebilir.

SIRAYI ZORLAYAN KADINLAR

…..

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz