Bu iktidar kendiliğinden gidecek rehaveti tatsız sonuçlara yol açar..

0

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Hatay’da konuştu. “Biz çözüm bizde derken sadece partimizi kast etmiyoruz. Çözümün demokrasi güçlerini bir araya getirecek en geniş birliktelikten geçtiğine inanıyoruz.” diyen Sancar, şunları ifade etti:

“O nedenle toplumun bütün farklı kesimlerini dinlemeyi bir çalışma ilkesi olarak benimsiyoruz. Farklı kesimlerle bir araya geldiğimiz organizasyonları il örgütlerimiz yapıyor. Bugün de Hatay il örgütü bu organizasyonu gerçekleştirdi. Hepinize katıldığınız için teşekkür ediyorum.

Türkiye zor bir dönemde geçiyor diyecem ama bir çoğunuz ‘kolay dönemimiz mi var’ diye soracaksınız. Türkiye’nin kolay dönemleri pek fazla değil. Artık final dönemindeyiz. Son 20 yılda biriken ve ağırlaşan sorunların yarattığı çoklu krizleri aşmak için bir yol bulma zorunluluğunun kendisini dayattığı bir dönemdeyiz. Bu yıl yapacağımız çalışmalar önümüzdeki bir kaç yılın değil on yıların kaderini etkileyecektir. Buna inanıyoruz. O nedenle bizler çalışmalarımızda farklı toplum kesimlerini ve temsilcilerini dinlemeyi, onların öneri ve eleştirilerini almayı çok önemsiyoruz.

Çoklu kriz derken bunların birçok başlık altında sıralayabiliriz. Ekonomi bunların başında geliyor. Ekonomide gerçekten büyük bir çöküş yaşanıyor, fatura da halkın yüzde 90’ına çıkarılıyor. Halk yoksullaşıyor, açlık sınırı altında yaşayan insanların sayısı milyonları buldu, yoksulluk her yere yayıldı. Ama bir yandan da bu yoksulluğun madalyonun öbür yüzü gibi başka bir tarafı var. Bir avuç sermayedar zenginleşiyor, yandaşlar daha da zengin oluyor ama halk artık sofrasına ekmek bile götüremiyor. Enflasyon resmi rakamlara yüzde 80 ama gerçek verilere göre yüzde 160’ları buldu. Sadece enflasyonun kendisini bile büyük bir kaynak transferidir. Halktan alıp bir avuç sermayedara aktarma yöntemidir enflasyon.

Bu kadar ağırlaşmış bir tablo karşısında bir çıkış bulmak zorundayız. Emekçilere, işsizlere yoksullara adil bir gelecek ve onurlu bir yaşam sunmak zorundayız. Bunu da ancak halkçı ekonomi ve sosyal adalet temelinde gerçekleştirebiliriz. Peki bunun ayrıntıları ne olacak. Bunun ayrıntılarını da sadece bizim parti programlarımızdaki reçetelerle sınırlı tutamayız. O nedenle emek ve meslek örgütleri başta olmak üzere toplumun bu alanda çalışan örgütleri ve farklı kesimleri dinlemek ve onlarla birlikte yürümek zorundayız.

Ekonomik çöküşün sebeplerini iyi teşhis etmezsek çözüm bulmakta zorlanırız, daha doğrusu sebepleri göremezsek sonuçları düzeltme şansımız olmaz. Bu düzenin temelinde zaten adaletsizlik ve emeğin sömürüsüne dayalı bir işleyiş var; bunu biliyoruz. Ülkenin kaynakları, bu ülkede adil paylaşılırsa refahın da geniş kesimlere yayılabileceğini biliyoruz. Ama ülke kaynakları bir avuç sermayedara, yandaşa ve savaşa ayrıldığı için halk giderek yoksullaşıyor. Açlık giderek yayılıyor, o nedenle bizlerin öncelikle bu rant düzenini, savaş politikalarını durduracak bir birlikteliğe ve iradeye ihtiyacımız var.

Sık sık söylüyoruz, hazine garantisinin tanındığı şirketler bizim cebimizden zengin oluyorlar. Otoyollardan havaalanlarına, elektrik dağıtım şirketlerinden büyük holdinglere kadar pek çok kuruluşa hazine garantisi ile büyük kaynak aktarımı yaşanıyor. Bu kaynakların aktarılmasının durdurulması öncelikli hedefimizdir.

Öte yandan savaş politikalarına ayrılan kaynakların bu ülkenin yoksullaşmasında büyük rol oynadığını görmek zorundayız. Savaş anlayışı, güvenlikçi politikalar, Kürt sorununda çözümsüzlük ve otoriter rejimin inşası için sürekli ihtiyaç duyulan güvenliğe yönelik kaynak aktarımı önemli bir kriz nedenidir. Ekonomide krizin en önemli nedenlerindendir. Öte yandan sınırın ötesinde de aynı politikalar izleniyor. Bu iktidar savaşı kendi varlık nedeni ve iktidarının devamını sağlayacak bir yöntem olarak kullanmak istiyor. Bizim “savaşlara karşı çıkalım” çağrımızın birçok anlamı var. Bunların en çarpıcı olanı sömürüyü ve bu talanı durdurma hedefidir.

Savaş politikaları ile sömürü politikaları iç içedir. Savaş politikaları aynı zamanda sömürünün kaynaklarını ve sebeplerini gizleme yöntemi olarak kullanılıyor. Halkı birbirine düşman etme, emekçileri ayrıştırma bütün bunlar milliyetçi hamasi politikalara zemin oluşturacak savaş senaryolarıyla ilerletilmek ve derinleştirilmek isteniyor. O nedenle en başta yapmamız gereken şeyin güçlü bir savaş karşıtı birliktelik oluşturmak olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.

Elbette yıkım tek alanda değil. Hukuk tamamen devre dışı bırakılmış, demokrasinin kırıntıları ortadan kaldırılmış, insan halklarını anmak bile artık kara bir ironi haline gelmiş. Bu baskı, zulüm ve yasak politikalarının ülkeyi her gün daha fazla nefessiz bıraktığını görmek gerekiyor. Dillere, inançlara ve kimliklere uygulanan baskılar, ayrımcılık politikaları, yargı yoluyla işletilen tasfiye planları da yine aynı tablonun önemli bir parçasıdır.

Adaletin olmadığı bir ülkede nefes almak mümkün olmaz. Bakın adalet sadece yargı meselesinden ibaret değildir. Elbette yargı bugün iktidarın elinde bir tasfiye, muhalifleri susturma aracı olarak kullanılıyor. Kobanî Kumpas Davası, Gezi Davasında verilen kararlar bize yönelik kapatma davası, pek çok muhalif kesime yönelik planlı baskılar elbette bugün yaşadığımız sorunların önemlilerini oluşturuyor. Sistem otoriterlik üzerine kurulmuştur, amaçları otoriterliği kalıcı hale getirmektir. Peki buradan çıkış nasıl olacak? Buradan çıkış demokrasi, adalet ve toplumsal barış temelinde güçlü bir birliktelik oluşturmaktan geçiyor.

Tek başımıza bu sorunlarla ve ağır yıkımlarla baş etmemiz kolay olmaz. Bu iktidarın elinde devreye sokabileceği çeşitli oyunlar vardır, bunu unutmayalım. O nedenle bütün demokrasi güçleri, adaletten yana bütün kesimler, özgürlük isteyen her insanı buluşturacak geniş bir demokratik mücadele birliği oluşturmamız gerekiyor. Hedefimiz budur, çözüm buradan geçmektedir. Bizim temel hedefimiz bütün demokrasi güçlerini bir araya getirecek güçlü bir birlikteliği inşa etmektir. Bu yolda aldığımız mesafelerin umut verici olduğunu söylemeliyim ama yetmez daha fazlasına ihtiyaç var. Bizlerin yeni bir başlangıç yapabilmesi, gerçek demokrasiye giden yolu açabilmesi ancak böyle bir geniş ve güçlü birliktelikle mümkün olacaktır. Bu yüzden her gittiğimiz şehirde farklı kesimlerle demokrasi, adalet ve özgürlük ortak paydasında barış hedefinde buluşma çalışmalarımızı mutlaka gerçekleştiriyoruz.

Suriye’de devam eden iç savaş ve şu an hazırlıkları yapılan askeri müdahale planları üzerine de bir kaç söz söyleyeyim. Suriye’deki iç savaşın yıkımı çok büyüktür. İnsan kaybı can kaybı… Elbette en büyük kayıp can kaybıdır, maalesef telafisi imkansız olan kayıptır. Ama başka yıkımlar da beraberinde getiriyor bu savaşlar, acılar, yaralar, gözyaşları. On yıllara yayılan büyük travmalar. Bu savaşın bitmesini istiyoruz, bölgede barışın sağlanması bizim en önemli hedeflerimizdendir. Bu ülkede gerçek ve kalıcı barışı birlikte inşa edeceğiz. Barış tavandan gelmez, tabandan ve toplumdan kurulur. Bu ülkede kendi iç barışımızı, Kürt sorununda demokratik çözümü ancak tabandan inşa edebiliriz. Ancak güçlü bir toplumsal birliktelik ve mutabakatla kurabiliriz. Bölgesel barışta ancak halkların haklarına saygı, halkların iradelerini tanıma ve halkların demokratik bir ortamda özgürce yaşayacakları bir düzen oluşturmakla mümkündür. Halklar arası eşitlik, halkların iradesine saygı olmadan, barışın kurulmasının imkanı yoktur.

Şu an iktidar Suriye yönetimi ile diyalog mesajları veriyor ve böylece sanki gerçekten orada bir çözümün taraftarıymış gibi bir hava sunma gayreti içine giriyor. Bizler her türlü sorunun en başta çatışmaların diyalog ve müzakere ile çözülebileceğini savunan bir partiyiz. Ancak gerçekten eğer çözüm istiyorsak diyalogla çözüme varmak ve çözümle barışı inşa etmek istiyorsak öncelikle samimi olmak zorundayız. Bu birincisi. İkincisi diyalogu, müzakereyi başka savaşlara bir bahane veya araç olarak kullanmamayı kabul etmek zorundayız.

Diyalogu savaşı derinleştirecek planlar için bir araç olarak kullanmak isteyen kim varsa bu ülkeye de bu bölgeye de iyilik getirmez tam tersine büyük kötülük getirir. O nedenle diyoruz ki bu iktidar Tahran’dan Soçi’ye kapı kapı dolaşırken esas amacı Suriye’de bir çözüm ve diyalog üzerine barış sağlamak değil; Kuzey ve Doğu Suriye’ye savaş açmak için icazet almaktır. O nedenle bugün Kürtlere yeni bir askeri müdahale amacıyla yapılan manevraların farkında olmamız gerekiyor. Bu sadece bölgeye yeni yıkımlar getirir, yeni acılar yaratır, sorunları derinleştirir.

Bizler halkların eşitliğine, karşılıklı iradelerini tanımaya dayalı bölgesel barış için üzerimize düşen her şeyi yapmak zorundayız. Hep birlikte yapmak zorundayız, o nedenle savaş planlarını da boşa çıkaracak geniş bir birlikteliği kurmamız lazım. Bizim bu konudaki görüşümüz açık ama bunun yöntemlerini burada ve başka şehirlerde sizlerle tartışarak oluşturma kararımız var. Bu kararımızı da burada Antakya gibi önemli bir merkezde sizlerle tartışmak bizim için şanstır. Antakya’nın özelliklerinden bahsetmeme gerek yok, bizler halkların eşit özgür birlikteliğinin tarihsel kökleri olan bu şehirde geleceği de bu temelde kurabilecek birliktelik oluşturabiliriz. Buna inanıyoruz. Bunu bütün Türkiye’ye yayacak bir güç ve potansiyel mevcuttur. Yeter ki gerçek alternatifler oluşturalım.

Bu iktidar kendiliğinden gidecek şeklindeki algıyı ve rehavet hiç umulmadık tatsız sonuçlarla karşı karşıya bırakır bizi. Bu iktidarı gönderecek temel güç, gerçek bir alternatifi oluşturmaktır. Gerçek, demokratik, adil bir alternatif oluşturmaktır. Bu alternatif ancak en geliş birliği ve ittifakı sağlayabilir. Bizim inancımız bu konuda nettir.”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz