Bu Sokaktaki Kedi ve Köpeklerin Bir Sahibi Var

0
Prof. Dr. Orhan Yılmaz

Herhangi bir sahibi olmadan serbest şekilde yaşayan kedi ya da köpekleri “sokak kedisi” veya “sokak köpeği” olarak adlandırıyoruz. Sokak kedi ve köpekleri sanılanın aksine çok akıllıdır. Çünkü onlar sahipsiz hayatta kalmayı başarmış ve doğal seleksiyondan kurtulmuş havyanlardır. 

Öncelikle sormamız gereken soru, bu sokak kedi ve köpekleri nereden gelmiştir, daha doğrusu nasıl ortaya çıkmışlardır? Tüm sokak kedi ve köpekleri, daha önce bir insan tarafından beslenirken, o kişinin o kediyi/köpeği beslemekten vazgeçmesi, sokağa atması sonucu ortaya çıkmıştır. Yani şikâyet ettiğimiz sokak hayvanlarının ortaya çıkmasından biz sorumluyuz.

En sık görülen durum, anne-babaların çocuklarına sınıf geçme, doğum günü, yazlığa gitme gibi nedenlerle yavru kedi/köpek almasıdır. Küçükken çok sevimli olan bu yavru kedi ve köpekler büyüdükçe bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Zamanla bunların beslenmeleri, aşıları, tedavileri, yavrulamaları, gittikçe büyüyen kedi/köpeğin şirinliğinin büyüdükçe azalması ve bunun hediye alan çocuğun ilgini azaltması gibi çeşitli nedenlerle o çocuk o kedi/köpekten bıkmaktadır. Bu gibi sorunlar neticesinde o kedi/köpeğin sokağa atılması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. 

Ayrıca yazın deniz kenarındaki yazlığa gidilince alınan yavru veya yetişkin köpeğin, “Yaz bitti evimize dönüyoruz. Ama evimiz apartman dairesi. Orada bu kediye/köpeğe bakamayız vs.” gibi nedenlerle yazlıktan ayrılırken terkedilmesi çok sık görülmektedir. Bırakılan kedi veya köpeğin, sahibinin aracının peşinden kilometrelerce koşması veya boş kalan yazlık evin önünde aç susuz günlerce beklemesi gibi acıklı hikâyeleri gerek yazılı ve görsel medyadan, gerek sosyal medya platformlarında sık sık gözlemleyebilirsiniz. 

Bu yapılan kelimenin tek anlamı ile vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır. Bu yapılanın vebali vardır. Elbette köpeğin ağzı, dili, düşünme kabiliyeti yok ki, bu durumu şikâyet etsin veya beddua etsin. Ama bu durumu bilen, bir yere not eden bir varlık vardır. Bu varlık nedir derseniz, bunu bir hikâye ile cevaplayım.

Bir gün kabak gibi kel kafalı bir derviş, sakal tıraşı olmak için bir berber dükkânına girmiş. O sırada külhanbeyi tipli birisi berber koltuğunda tıraş oluyormuş. Dervişi görünce, sürekli olarak onun saçsız başını diline dolamış ve alay etmeye başlamış. “Kabak kafalı seni, kabak aşağı, kabak yukarı, kabak, kabak, kabak …” diye aklına gelen bütün alay cümlelerini tıraşı bitene kadar dillendirmiş. 

Zavallı derviş hiç ses etmemiş, karşılık vermemiş ve sakince dinlemiş.

Külhanbeyinin tıraşı bitmiş, parasını ödemiş ve berber dükkânından çıkmış. Henüz dükkândan yeni çıkmış iken; karşıdan bir at arabası, sahibinin kontrolünden çıkmış ve atlar gemi azıya almış şekilde gelmiş. Külhanbeyi kaçamamış ve atların/arabanın altında kalarak ölmüş.

Bunu gören berber, dervişe dönerek imalı şekilde;

Bu ceza biraz ağır olmadı mı derviş efendi. Bak adam senin yüzünden öldü” demiş. Bunun üzerine derviş, berbere;

Vallahi de billahi de benimle alay eden bu kişiye kızmadım, içimden beddua etmedim. Hatta hakkımı da helal etmiştim. Ama berber efendi, bu kabağın da bir sahibi var” demiş.

İşte bu hikâyedeki kabağın sahibi, o sokağa bırakılan, terk edilen masum kedi/köpeklerin sahibi ile aynıdır.

Osmanlı zamanında sokak kedilerinin beslenmesi için vakıf kuran bu millet, ne zaman vicdansızca evinin bir ferdi olarak görmesi gereken hayvanlarını sokağa terk eder oldu?

Sokak köpeklerini toplatıp İstanbul’daki Sivriada (Hayırsız Ada)’ya gönderen ilk kişinin Padişah II. Mahmut olduğu söylenir. Ancak İstanbul halkından yükselen “köpeklere eziyet etmek uğursuzluk getirir” yakınmaları yüzünden, II. Mahmut kararından vazgeçmiş ve sağ kalan köpekler Sivriada’dan tekrar aldırıp, şehrin sokaklarına bıraktırmıştır.

1910 yılında iktidara gelen İttihat ve Terakki Partisi, İstanbul Belediye Başkanı (o zamanki şehremini) Suphi Bey’e talimat vererek, şehri sokak köpeklerinden temizlemesini istemişlerdir. 5 Haziran 1910 günü başlayan toplama işlemiyle, yaklaşık olarak 80 bin sokak köpeği yaşadıkları yerden alınıp, Sivriada’ya bırakılmıştır. 

O mevsimde hava çok sıcaktır ve ada çok kuraktır. Köpeklerin içmesi için herhangi bir su kaynağı yoktur. Köpeklerin bir kısmı açlıktan ölmüş, bir kısmı son bir çare olarak atladıkları denizde boğulmuştur. Geri kalanlar ise açlıktan birbirlerine saldırmıştır. Daha iri köpekler daha ufak köpekleri parçalayarak öldürmeye başlamışlardır. Bu şekilde devam eden öldürme neticesinde adadaki tüm köpekler ölmüştür. 

O günleri yaşayan İstanbullular, adadan günlerce köpek uluması sesinin geldiğini, ada yakınlarından kötü kokudan geçilemediğini ifade etmişlerdir. Bazı tarihçiler İttihat ve Terakki Partisi’nin çok kısa süre iktidarda kalmasını ve birçok yöneticisinin ölmesinin nedenini bu Sivriada (Hayırsız Ada) Köpek Katliamı’na bağlamaktadırlar. Bilahare adanın ismi Hayırsız Ada olarak değiştirilmiştir.

Lütfen hikâyedeki kabağın da, Hayırsız Ada’ya bırakılan köpeklerin de, bir müddet evde beslendikten sonra sokağa terk edilen kedi-köpeklerin de bir sahibi olduğunu unutmayalım.

 “Sokağa terk edilen kedi-köpekler için ne yapabiliriz?” diye bir soru aklınıza gelebilir. 

Lütfen gücünüzün yettiği kadar sokak kedisi veya köpeğini kısırlaştırılmak üzere veterinere götürün. Vereceğinin birkaç yüz lira ile bu hayvancıkların çoğalmasının önüne geçmiş olursunuz. Daha olmadı hasta olanlarını tedavi edilmek üzere veterinere götürün. Daha da olmadı bu hayvancıkların önüne bir kap su veya yemek koyun. Yazın özellikle su, kışın özellikle yemek

İyiliği denize at. Balık bilmezse, Halik bilir” sözünü unutmayalım. Siz en basiti aç veya susuz bir kedi/köpeğin önüne bir parça yemek veya su koysanız, inanıyorum ki Allah diğer taraftan sizin, eşinizin, çocuklarınızın başına gelecek bir kaza-belayı def edecektir. Veya size hayırlı bir kısmetin, işin, kazancın ulaşmasını sağlayacaktır.

Asla övünmek için söylemiyorum, sadece emsal olsun diye söylüyorum, şu anda evimizde tümünü eşimin sokaktan aldığı ve sahiplendiği 14 adet kedi var. Evimiz bir apartmanın 6. en üst katı. Kimisi çok küçükken sokağa terk edilmişti, daha süt emen yavru idi. Verdiğimiz mamayı yiyemiyordu. Kimisinin bacağı kırıktı. Kimisinin çenesi kırıktı. Kimisi başka bir hastalıktan duçar idi. Bir gün bunları fotoğraflarım ve eve geliş hikâyelerini anlatırım.

Tedavi amacıyla bunları eşim eve aldı. Evde tedavisini yaptık. Veterinerin iki arka bacağı da kırık olan ve “Bunun bacaklarına platin de taksak, bu kedi iyileşmez, ölür” dediği kediyi tedavi ettik, iyileştirdik. Verdiğimiz mamayı yiyemeyen, henüz gözü açılmış yavruyu gece birkaç kere alarm kurup, uyanarak şırınga ile ağzına birkaç saatte bir süt vererek büyüttük. Tedavi ettiğimiz ya da süt emen yavruyu mama yiyene kadar büyüttüğümüz zaman, o kediye alıştığımız için, bu sefer tekrar sokağa ya da kedi evine de bırakamadık. 

Gün geçtikçe evdeki kedi nüfusu artmaktadır. 2 adet sokak köpeğini de sahiplendik ve dışarıda uygun bir yerde bakıyoruz. Bu kedi köpeklerin beslenme, kısırlaştırma, ilaç ve tedavi masrafları, inanın ev ahalisinin yiyecek masrafında fazla durumdadır. Ama asla şikâyetçi değiliz. Sadece “Yaptığımızı Allah bilsin, yeter” diyoruz. 

Hepinize köpek saldırısız ve ısırıksız günler dilerim.

Önceki İçerikAdaletin Esasları (1)
Sonraki İçerikİstanbul için müsilaj tehlikesi!
1962 doğumlu. Tokat’ın Zile İlçesi’nden bir köylü çocuğudur. 1984 yılında Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü’nü bitirdi. 1997 yılında Birleşik Krallık, University of Aberdeen’de yüksek lisans, 2007 yılında Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü (zootekni bölümü)’nde doktora çalışmasını tamamladı. Mesleği ziraat dışında, Çerkezler ve Aleviler gibi diğer bazı sosyal alanlarda da amatörce akademik çalışmalar yapmaktadır. Kitap okumak ve motosiklet kullanmak özel ilgi alanlarıdır. “Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez” zihniyetli, hararetli bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusudur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz