Bütün siyasiler Alevi kesimi seviyor, bunu anladık; biraz da onları anlamaya çalışsalar ya…

0

Siyasi partilerin ve politikacıların tamamı Alevileri seviyor, hem de çok seviyor…

AK Parti’nin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir cemevinde Alevi dedeleriyle birlikte oruç açtı… Muhalefet partilerinin liderleri de, herbiri farklı bir cemevinde etkinliklere katılarak, ilgi ve sevgilerini evsahiplerine belli etme ihtiyacı duydu.

Bu ne sevgi ah, bu ne ıstırap…

Tam şarkıdaki gibi bir durum var ülkemizde.

Dıştan sevgi gösterisi, içeriden ise sorunların aynen devam etmesi…

Ülkemizde ne kadar Alevi kimlikli ve bu kimliğini önemseyen insan vardır, Alevi kesimin Türkiye nüfusu içerisindeki oranı nedir, bunu ancak tahmin edebiliyoruz. Hiçbir siyasi partinin ihmal etmeyeceği bir oranda oldukları kesin. Zaten o sebeple de, seçim yaklaştığında varlıkları hatırlanıyor ve bulunan her fırsat değerlendirilerek sevgi sağanağıyla kendilerine ilgi gösteriliyor.

Her an seçim olabilecekmiş gibi bir hava var siyasette ve Muharrem ayı siyasiler tarafından hatırlanmaları için önemli bir fırsat…

Aleviler devletin kendilerini bu kimlikleriyle tanımasını ve bir inanç grubu olarak hiçbir ayrımcılığa uğramadan varlıklarını sürdürmelerinin sağlanmasını bekliyor…

O beklentileri son sevgi sağanağından sonra da devam edecek…

Mevcut iktidar 20 yılda beklentiye tam cevap vermedi; şimdilerde sevgilerini dışa vurmakta yarışan başka partiler iktidara gelseler de fazla bir değişiklik yaşanmayacağına eminim.

Bu kuşkumun altında, AK Parti iktidarının Alevi kesimin ‘sorun’ saydığı konuların çözüme ulaştırılması ve beklentilerin yerine getirilmesi girişiminin, samimi çabalara rağmen, akamete uğraması yatıyor…

İktidarların çözemeyeceği türden bir ‘devlet sorunu’ Alevilik…

Yazdığım bu hüküm cümlesini şaşırtıcı bulanlar çıkabilir, ancak bu bir Türkiye gerçeği… Ülkemizde siyasi iktidarların görev alanı içerisinde bulunmayan konular var ve bunlardan biri de, Alevi kesimin beklentilerine uygun bir çözüm…

Devlet bu sorunun çözüme kavuşmasını istemiyor…

AK Parti, iktidarının bir bölümünde, bu sorunun da çözüme kavuşması için çaba gösterdi, bazılarına benim de katıldığım her eğiliminden görüş sahibinin temsil edilip görüşlerini paylaştığı toplantılar düzenledi ve sonuca ulaşmaya ramak kalmışken süreç sanki hiç başlamamış gibi bir hal aldı.

Neden?

Katıldığım toplantılarda Sünni kimliği ağır basan kişilerin -hatta devletin ilgili kurumundan katılımcıların da- çözümün ana hatlarını teşkil eden önerilere ciddi itirazları olmadı. Tersine, Alevi kimlikli katılımcıları şaşırtacak kadar uyumlu yaklaşımları onlardan dinledik.

İtirazlar Sünni kesimden gelmedi.

Öyleyse?

Bu işin “Öyleyse?” sorusuna cevap teşkil edebilecek bir yönü gerçekten bulunmuyor.

Her ülkenin bizdeki sorunlara benzer sıkıntı kaynağı konuları vardır. Demokrasiler o tür sorunların ülke huzurunu bozacak bir hal almasına izin vermez; öyle bir hal söz konusu olduğunda, kabul edilebilir yöntemlerle onları sorun olmaktan çıkarmanın yolunu bulur.

Batı ülkelerinin çoğu o tür sorunlarını tarihlerinin bir döneminde çözebilmişler, günümüze kadar gelen ve kısmi de olsa acılara yol açan türden olanları da günün şartları içerisinde tarihe gömmeyi başarmışlardır.

Her nedense biz bunu tarihte başaramadık, günümüzde de başaramıyoruz.

Sebep arandığında da, esas sebep yerine, olmayan sebepleri varmış muamelesine tabi tutuyoruz.

Oysa bu tür sorunlar çözüme kavuşturulmadığı müddetçe, devletin de başını ağrıtacak tahriklere dayalı komplolar sergileyenler çıkar. Nitekim, şu günlerde yaşanan saldırılar durduk yere çıkmadı.

En zor sorunlar inançlarla ilgili olanlardır, bunu kabul ediyorum. Her inanç sahibi, konunun doğası gereği, kendi inancını üstün tutma ve diğerlerine farklı gözle bakma eğilimindedir. Ancak her toplumda farklı inançlar vardır ve onlar arasında ayrımcılık yapılmasına devlet izin vermez.

Vermemesi gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası daha başlangıcında bunu sağlayacak maddelere sahip.

Ancak, buna rağmen, ülkemizde kendilerinin ayrımcılığa uğradığını düşünen kesimler bulunuyor.

Öyle düşünen kesimlerin başında Aleviler geliyor.

İnanç sistemlerinin kendilerinin anladığı ve tanımladığı gibi kabul edilmesini istiyor Aleviler… Farklı gözle bakılmayı ‘ayrımcı’ buluyorlar. ‘Ayrımcı’ politik tavırların sahipleri ise, o yaklaşımın gereğini yerine getirmekten, yani Alevi kesimin beklentilerine karşılık vermekten kaçınıyorlar…

Sünniler mi?

Acaba?

Ülkemizdeki kendilerini ‘Sünni’ diye anabileceğimiz kesimlerin Alevilerin taleplerine karşı çıkmaları için bir sebep göremiyorum.

Camilere verilen devlet -veya belediye- desteğinin cemevlerine de sağlanması…

Neden olmasın?

Alevi kesimin dini önderlerinin cami görevlilerine tanınan haklardan yararlanmaları…

Neden olmasın?

Alevi kimlikli insanların her düzeyde o kimlikleriyle temsil edilmeleri ve hiçbir ayrımcılığa uğramamaları…

Neden olmasın?     

Kendilerine kabul etmek istemedikleri türden kimlikler için baskılar yapılmaması…

Neden olmasın?

Onlardan görünmek ve sevgi duyulduklarını hatırlatmak için sıraya girmek yerine, her eğilimden siyasiler, anayasada zaten var olan hak ve özgürlükleri hiçbir kesime dışlandıklarını hissettirmeyecek uygulamalara kavuşturarak, sorunu olumlu bir sonuca ulaştırabilirler.

Dinin esasları ve ritüelleriyle ilgili tartışmalar öyle bir zeminde sürdürülürse bir anlam taşır.

Şimdilerde farklılıkların ön planda olduğu yaklaşımlar, sorunun hak ve adalete uygun çözüme kavuştuğu bir zeminde, daha çok benzerliklerin dikkate alındığı yaklaşımlarla yer değiştirecektir.

İş galiba devleti buna ikna etmeye kaldı.

Artık ‘devlet’ kimse veya kimlerden oluşuyorsa…

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz