Cam tavanlar paramparça olacak mı?

0
Latest posts by Aysun Saygı Köknar (see all)

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından kadın hakları ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. 

Göreve gelmeleri durumunda ilk 6 ayda şirketlerde kadın yönetim kurulu kademesinde eşit biçimde temsil edilmeleri için alt sınır getireceklerini vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Kadınlara uygulanan ‘cam tavanı’ kadınlarla birlikte paramparça edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi sadece bir başlangıç. Çok kapsamlı reform listemiz var.” diyerek kamuoyuna mesaj verdi.

Peki, son zamanlarda sıklıkla karşımıza çıkan “cam tavan” kavramının ne olduğuna dair gelin isterseniz konuya daha yakından bakalım. 

Cam tavan, Vikipedi’de “Toplumda kadınların ve azınlık grupları oluşturan kişilerin maruz kaldıkları ve mevcut hiyerarşik düzende belli bir seviyenin üstüne yükselmelerine engel olan soyut ayrımcılığı ifade eden metafor.” olarak tanımlanmakta.

Kişisel gelişim konusunda uzman olan Doktor David J. Schwartz bir pire deneyi yapar. Bilimsel literatüre “öğrenilmiş çaresizlik” olarak geçen deneyde Doktor Schwartz, bir grup pireyi 30 santimetre yüksekliğinde metal tabanlı cam bir fanusa koyar. Metal zemini ısıtarak pirelerin davranışlarını inceleyen doktor, pirelerin sıcaklıktan rahatsız olarak zıplayıp kaçmaya çalıştıklarını gözlemler. Tekrar tekrar yinelenen deneyde pireler 30 santimetre yüksekliğinde zıplamayı öğrenir.

Deneyin ikinci aşamasında metal zemin yeniden ısıtılır ve cam tavan kaldırılır. Başlarını çarpacak bir engel olmamasına rağmen pireler 30 santimetreden yükseğe zıplamayı akıl edemezler.

1969 yılında gerçekleştirilen bu deneyin adı Cam Tavan Sendromu olarak anılır.

Son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz bu metafor, özellikle kadınların iş hayatında karşılaştıkları görünmez duvarları, performanslarını tam olarak ortaya koymalarına engel olan çevresel faktörleri, başarı basamaklarını tırmanırken potansiyellerine ket vuran özgüven problemlerini ve değersizlik yanılgısını tanımlamak için kullanılmaktadır.

Yetiştirilme biçimlerimiz, tecrübelerimiz, kişilik yapımız, negatif bakış açımız, hemen pes etmek, kolay demoralize olmamız bile hayallerimize ulaşmamıza engel teşkil ederek cam tavanımızı oluşturabilir.

Cam tavan sendromu kadın erkek her iki cinsi de etkileyebilirken araştırmalar en çok kadınların bu dertten mustarip olduğunu göstermektedir.

Mahalle baskısı, toplumun önyargıları, paylaşılan sosyal çevrenin değerleri, yaşanılan zamanın ruhu, dini değerlerin dayattığı kurallar, yönetim şekli derken kişinin hayal kurmasına bile engel olan çoraklaşan düşünce yapısı bireyi görünmez bir biçimde sarıp sarmalayıp adeta hareket edemez bir hale gelmesine neden olur.

Toplumumuzda erkeklerin her alanda “sen aslansın, kaplansın” diyerek pohpohlanması kadınlarınsa her şeye itaat eden, sorun çıkarmayan, alttan alan, kabul eden bir biçimde yetiştirilmeye çalışılması öğrenilmiş çaresizliğin içselleştirilmesine neden olabilmektedir. Tüm dünyada varlığını sürdüren cinsiyet eşitsizliği, negatif ayrımcılık, doğduğumuz andan itibaren üzerimize biçilen cinsiyet rolleri de bu durumu perçinlemeye devam eder. 

Kadınlar ve erkeklerin eşit olduğu konusunda her zaman beyin jimnastiği yaparız. Oysa böylesine cinselliğe aç bir toplumda varlığını kabul ettirmeye çalışmak bile kadınların hayata erkeklerden bir sıfır geride başlamasına neden olduğu gün gibi aşikârdır. 

En basitinden bize daha bebek yaşta eteğimizin altındaki iç çamaşırımız görünmesin diye nasıl oturup kalkacağımız sıkı sıkı tembih edilip, öğretilirken erkeklerin serkeş, yayılmacı ve tehditkâr yapılarının bir yansıması gibi her ortamda bacaklarını sağa sola açarak, sanki dünyanın kendileri tarafından istila edilmesi gereken bir toprakmış edasıyla yayılarak oturur olmaları bile biz kadınların en basit şeylerin üzerinden ne denli ezildiğimizin ve baskı altına alındığımızın bir kanıtı gibidir. Görüyorsunuz işte, nelerle uğraşıyoruz. Ben bir erkeğe daha bebek yaşta nasıl oturacağının ezberletildiğini hiç zannetmiyorum. Varsa da ben rastlamadım.  

Oturması kalkması dahi kalın çizgilerle belirlenen bir benliğin kozasını nasıl yırtacağını, tüm tabulara karşı gelip kendini nasıl gerçekleştireceğini, hayatın dikenli yollarında cesurca nasıl kanat açacağını varın siz düşünün.

Örneğin; hiçbir erkeğin baba olduğu için yıllar boyu binbir emekle elde ettiği kariyerini bir çırpıda çöpe attığını göremezsiniz. Ancak cam tavan burada da görevini yerine getirir ve kadını bir anda boklu bebek bezi ve saat başı ağlayarak derdini anlatmaya çalışan savunmasız ve masum bir bebekle baş başa kalmış bir halde görürüz. 

Baba mı? 

Baba saatinde kalkmış, kahvaltısını yapmış, grand tuvalet giyinmiş, kokularını sürünmüş, çantasını almış ve ofisteki toplantısına yetişmek için yola çıkmıştır bile. Kadın alışveriş, çamaşır, bulaşık, yemek, ev temizliği ve çocuklarla bir başına kala kalır. Ve tüm bu işlerin üstesinden gelmesine rağmen bir de “ev hanımı” diye hiçbir iş yapmıyormuş gibi ağız burun bükülüp aşağılanır, beş kuruş almadan, çoğu zaman kuru bir teşekkür bile edilmeden ömrünü ailesine vakfeder.  

Araştırmalar kadınların yüzde 40’ının evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra işi bıraktığını göstermektedir. Ve bu kadınların yüzde 56’sı mutsuzluk, pişmanlık, sıkıntı, güvensizlik, işi özlemek, boşlukta olmak, maddi kriz ve asosyallik gibi olumsuz duygularla baş etmeye çalışmaktadır.

Görüldüğü üzere kendi ayakları üzerinde duran, çalışıp maddi olarak kimseye muhtaç olmadan yaşayan bir kadın olsanız bile dünyanın en güzel şeyi olan annelik rolü bir kaosa neden olarak karşımıza çıkabilmektedir. Çünkü toplumsal olarak bize dayatılan roller kadınlardan, erkeklerden beklediğinden çok daha fazla şeyler beklemektedir.

Çalışıyorsanız ise iş yerinde yeri geldiğinde vitrinde iyi duran bir konu mankeni olarak görülmek, velev ki güzelsiniz o zaman da makamınızı borçlu olduğunuz merciinin aklınız olmadığı imalarına göğüs germek, aynı emeği sarf edip karşı cinse nazaran hep daha az kazanmak, anne olacağınız zaman mobbinge uğrayıp yarım insan gözüyle bakılmak, gösterdiğiniz performansa rağmen duygusal yapınız nedeniyle hep noksan ve yaralı olarak algılanmaksa biz kadınlarının olmazsa olmazıdır. 

Tüm bunların yanında kadın olsun erkek olsun tüm iş arkadaşlarının müstehzi bakışları, dedikoduları, tacizkar sözleri ve yargılamaları ile uğraşmanız da her şeyin tuzu biberi olacaktır.

Anlayacağınız böylesi zorlu bir dünyada cam tavanları yıkmak hiç kolay değil. Açıkçası mangal gibi bir yürek gerektirir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz