Çekiç ile Çivi

0

Hayat boyu çekice çivilik yapmıştı. 

Aralarında bir usta-çırak ilişkisi olmasa da.

Bu bir tercih miydi yoksa mecburiyet mi?

Bakış açısına göre değişirdi.

Böylesi zor bir görev, tercih olmasa gerekti.

Kader deyip geçmeliydi.

En kolay toprağa saplanıyordu.

Tıpkı topraktan kolayca koparıldığı gibi.

Tahtaya saplanması için ortalama bir kuvvet yetiyordu.

Yer yer onunla bütünleşiyordu.

Kim bilir huzuru en çok da onda yakalıyordu.

En zorlandığı alan şüphesiz betondu.

Çakılması da çıkarılması da bir hayli güçtü.

Bir türlü ona ısınamıyordu.

Kalbe saplanan acı sözler gibi canını yakıyordu.

Betona yolculuk, hırs ve öfkenin sonucuydu.

Çekicin sapını tutan kuvvet, hayatının zorluklarını ona yüklemeye çalışıyordu.

Her geri tepişte inatlaşma daha da hırçınlaşıyordu. 

Etki-tepki meselesiydi.

Çekiç tarafından her çakıldığında çivi, anlaşılmayı bekledi.

Gözlerde cehennemi görse dahi. 

Bu hayalle sessizce çakılmaya sabretti.

Anlayış bir yana çekice geçirilen öfke ve intikam, her defasında çivide patladı.

Zaman zaman çekiç ile çivi arasında kıvılcımlar da oluştu.

Ancak bunlar sevginin, aşkın değil çarpışmanın bir sonucuydu.

Biraz da inatlaşmanın.

Gün geldi artık dayanacak gücü kalmadı çivinin.

Gövdesi üzerinde yıllardır taşıdığı başı kopuverdi. 

Çivinin dünyası kararmıştı.

Çekicin kıyameti kopmuştu. 

Hala çiviyi anlamamıştı.

Başını kopardığı için yüreğinde zerre miskal pişmanlıkta yoktu.

Çivide yeni bir baş oluşturmak için çakmaya devam etti.

Ama kopan bir başın geri gelmesi imkansızdı.

Bu çakışlar, artık çekice acı vermeye başlamıştı.

Başsız kalan çivi, her dokunuşta çekice bir ok gibi saplanıyordu.

Acılara katlanamayan çekiç, 40 yıllık dostunu terk ediverdi.

Başka çiviler bulmak için yollara düştü.

Hak, hukuk, adalet, dostluk, saygı, sevgi, merhamet, empati bilmeyen çekiç, suçu çivinin işe yaramazlığına bağladı.

Dönüp bir kez olsun kendiyle yüzleşmedi.

Ağırlığından aldığı güçle başlarını ezeceği başka başka çivilere yöneldi. 

Ateşlerde pişip bugünlere geldiğini unuturcasına.

Öyle bir zaman geldi ki her şeyi çivi olarak görmeye başladı.

İşte bu, aslında bir yıkımında başlangıcıydı.

Yerli yersiz çaktığı her şey gün geldi başına yıkılıverdi.

Önceki İçerikZileliyiz Dediler, Bir Kazan Batı Yediler
Sonraki İçerikDaha Özgür daha Demokratik Türkiye
1978 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü mezunu; Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu; Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu mezunu. 2001 yılında gazetecilik hayatına başladı. Erzurum'daki yerel gazetelerin çeşitli birimlerinde 3 yıl çalıştıktan sonra Diyarbakır ve Ankara'da Parlamento Muhabirliği başta olmak üzere çeşitli alanlarda 11 yıl gazetecilik yaptı. 2017 yılından itibaren ise Ocakmedya'da yazmaya başladı. Halen Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktadır.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz