Cem Yılmaz’daki değişimin sebebi?

0
Latest posts by Sinan Eskicioğlu (see all)

Cem Yılmaz.

Sahne adı ve asıl adı aynı olsa da bir bakıma kısaltılmış hali olarak CMYLMZ olarak bildiğimiz, uzun yıllardır sahne alan ve gözlemlerinin mizahını yapan bir sanatçı.

Evet, bence bir sanatçı çünkü üretim yapıyor. Gözlemleriyle içsel humorunu birleştirerek yaşadığı toplumun gerçekleriyle birleştirerek sunuyor.

En son gösterisi sanıyorum 2011 yılındaydı. Fundamentals olarak isimlendirilen bu gösterinin üzerinden uzun zaman geçti. Neredeyse on yıl. Yazıp yönettiği ve oynadığı filmlerden sonra yeni bir gösteri ile halkın karşısına çıktı.

Diamond Elite Platinum Plus.

En üst level olarak görüyor olmalı ki bütün enleri sıralamış.

Elmas, seçkin, platin ve üstü.

En üst level olarak görüyor dememin sebebi gösterisinde Nasreddin Hoca’ya atıf yapması da olabilir. ‘Kendimi onunla kıyaslayacak değilim’ dese de azıcık bir benzeşme eğilimi var gibi geldi…

Kara mizah endeksli Kara Komik filmleri eleştirildi. İzleyici sayısının azlığı gündem oldu. Güldürmediğinden dem vuruldu.

İnsanları güldürme üzerine tanındığı için insanlar da gülemedikleri için onu suçladılar. Bence çok da mantıklı bir tepki değildi. Zaten kara mizah yapacağını belirtmiş, o yüzden de katıla katıla gülmek gerekmiyordu.

Neyse gelelim son gösterisine.

Diamond Elite Platinum Plus.

Elmas, Seçkin, Platin ve üstü.

Cem Yılmaz bir şahıs şirketi. Tek kişilik dev kadro derken de aslında çok kereler bunu ifade etti. Sanırım son gösterisine bu ismi vermesi de bu yüzden. Kremanın kreması. (Crème de la Crème)

Kendisi böyle isimlendirmiş olsa da gösteriyi izleyenler sanki aynı fikirde değil gibiler. Yapılan yorumlar eskisi gibi olmadığı yönünde.

Elmas, Seçkin, Platin ve üstü gösterisini ben de izledim.

Evet, bir değişim var.

Ama bu değişim sadece Cem Yılmaz’ın değişimi değil, aynı zamanda Türkiye toplumunun da bir değişimi.

En son gösterinin üzerinden on yıl geçti. Bu on yıl içinde toplum çok enteresan olaylar yaşadı. Ekonomik yükselme ve maddi refah, 2016 darbe kalkışması, OHAL, toplumsal kamplaşma, ülkenin kutuplaştırılması, hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ve ardından ekonominin yükselişten sonra inişe geçmesi, dini ve milli değerlerin sonuna kadar kullanılmasıyla oluşan toplumsal değişim ve son iki yıldır yaşadığımız Korona ve pandemi tedbirleri.

Bütün bu olumsuzluklar insanların içsel neşesini bozdu, değiştirdi ve başkalaştırdı.

Bu yüzden insanlar yapılan esprilere kayıtsız kalır oldular.

Gülmeyi ve eğlenmeyi unuttular.

Peki Cem Yılmaz’daki değişim?

Cem Yılmaz da değişmiş.

2011 yılındaki gösterilerinde henüz baba değildi. Belki baba olma isteği içindeydi, o duyguyu yaşamak istiyordu.

Ağustos 2012 yılında baba oldu.

Son gösterisinde biz Cem Yılmaz’ı baba olarak izledik. Gösterisindeki verdiği örneklere de yansıdı. Baba olmanın verdiği bakış açısına bürünmüş. Daha sakin ve daha temkinli. Sanki ‘öğretici’ bir tarzda güldürürken düşündürmeyi daha fazla önemser olmuş. Çünkü artık bir baba. Bundan dolayı da eski rahatlığı, vurdumduymazlığı da yok. E tabi bu da esprilerine yansıyor.

Sanırım biraz da mistik düşünceleri irdelemeye başlamış. İnsanın hayattaki durumu, insan-yaratıcı ilişkisi, insanın din anlayışı ve bu hayatın bir hesabı olabileceği düşüncesi.

Acun ve Nusret’le ilgili verdiği örnekler bunu gösteriyor.

‘Vur patlasın çal oynasın’ modundan, ‘vur patlasın çal oynasın, AMA’ durumuna geçmiş.

Bir de buna eklenen ‘bakış açısı farklılığı’nın iyice belirginleşmesi durumu da var.

Eskiden ‘espriler arasında birkaç gözlem’ varken; bugün ‘gözlemler ve düşündürücü cümleler arası espriler’ haline gelmiş.

Buna ‘olgunluk’ denir mi?

Belki de.

Belki de bu olgunluk sebebiyle espriler azalmıştır.

Ya da Cem Yılmaz’ın içsel düşünce yolculuğunun yoğunluğundan.

Toplum eskisi kadar gülmüyorsa, demek ki ondaki düşünsel ve gözlemsel ilerlemeyle toplumunkinin arasında uyuşma sorunu var.

Demek ki toplum aynı yönde ilerleme kaydetmedi.

Demek ki Cem Yılmaz düşünsel yolculuğunda farklı bir yöne evrildi.

Bence bu olmak zorunda değildi ama olmuş. Çok uzun süreceğini sanmıyorum. Önümüzdeki birkaç yıl içinde eski dünya bakışına döner gibi geliyor bana.

Her ne kadar ‘çok gülme, başına bir iş gelir’ diye yetiştirilen bir toplum olsak da gülmek güzel ve de sağlıklı.

Gülmek devrimci bir eylem hele bu kadar asık suratlı ve kindar yöneticilerin olduğu bir dönemde.

Yüzünüzden tebessüm ve gülümseme eksik olmasın.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikTanrım Diyanet’i sen gözetle!
Sonraki İçerikZamlar insanları rahatsız edince Kazakistan karıştı.. Yoksa bir senaryo mu söz konusu?
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz