CHP eski tas eski hamam

0
Latest posts by İbrahim Yersiz (see all)

CHP eski tas eski hamam ve muhtemelen hep böyle de devam edecek.

Anlayacağınız CHP değişmeyecek, değişmiyor ve değişmek içinde bir şey yapmıyor, yapmayacak da hala eski teraneler ve o eski teraneler üzerinden hamaset.

CHP’nin belirli bir oya sahip olması kendisini kör etmiş, ülkenin vazgeçilmez bir partisi olduğu yanılgısını besliyor.

Gerçekte alternatif bir yapı olsa CHP yok olacak, çünkü bir tabanı yok, ama lanet olsun oda yok işte ve CHP o yüzden bu kadar rahat davranıyor, milyonlarca umudu suiistimal ederek üstünde tepiniyor.

CHP çok partili sisteme geçtiğinden bu yana oylarının önemli bir kısmını Alevilerden alıyor. 

Peki, CHP onlara ne verdi veya veriyor? 

Söyleyeyim:

Hiçbir şey. 

Peki Aleviler CHP’ye neden hala oy veriyor? 

Gidecek başka bir kapıları olmadığı için.

Aleviler, bağnaz suni cenahtan korunmak için CHP gibi muhafazakâr devletçi bir yapıya tutunuyorlar.

Bunun tek sebebi ise Batının sahte bir taklitçisi olan CHP’nin Laisizmi merkezine almasıdır.

Peki CHP gerçekten laik mi?

Aslında değil, ama diğer suni bağnazlarla kıyaslandığında Aleviler için tercih olup çıkıyor, çünkü lanet olsun başka seçenek yok.

Alevilerin CHP’deki durumu Türkiye’de iyi bir örnektir ve doğrusu bu yaklaşımı geliştirdiğimizde bu, diğer suni cenahta geleceğini görmeyen diğer insanlar içinde öyledir, çünkü onlarda CHP’den bir şey ummasalar da kötünün iyisi olarak başka bir alternatife sahip değiller. 

Bu çevreler kendi öz kimlikleriyle bir varlık gösteremedikleri için CHP’ye sığınmış çevrelerdir. 

Oysa bu çevrelere baktığımızda neredeyse tümü bizzat rejimin kendisine muhaliftir. CHP ise sistemin kendisi olarak ayaklarındaki prangadır; yani onlar CHP’yi sistemin dışına taşımıyor, CHP onları sistemin içinde tutuyor.

 O nedenle bu çevrelerin yer yer bir muhafazakâr devletçiden fazla CHP’li kesilmeleri aslında acınası bir durumdur. 

Seçeneklerin seçilme şartıyla sınırlandığı bir seçim oyununda başka sonuçlar beklemek adil olmayabilir, ama gelin görün ki onlar bize bu masalı anlatmıyor, bu masalı biz onlara anlatıyoruz.   

Amacım CHP’ye haksızlık etmek değildir ve etmeyeceğim de sonuçta oda bu ülkede varlık amacına hizmet etmeye çalışıyor.

Kaldı ki daha sathi bir mantıkla bakıldığında, diğer partilerde olduğu gibi CHP’de farklı fikir ve görüşlerin bir koalisyonudur ve bu koalisyondaki her bir anlayış kendi düşüncelerini gerçekleştirme mücadelesi veriyor. Kiminin etkisi fazla veya kiminin etkisi az olabilir, ama zaten demokrasinin bir handikabı da bu değil midir?

Diğer yanda, diğer partilerde olduğu gibi CHP’de yer yer dargınlar konusunda fire veriyor ve bu fireler kimilerini mutlu ederken kimilerini de mutsuz ediyor.

Öncelikle CHP iki kamburu olan bir partidir. Bu partide iki temel görüş parti içi iktidara oynamaktadır. Bunlardan biri milliyetçi ulusalcı kanattır, diğeri de kısmen de olsa Batı demokrasilerini özümsemiş sosyal demokratlar çevrelerdir. CHP’nin ana gövdesi ise bir mutabakat merkezi olsa da genelde hem devletçi ve hem de muhafazakardır.

CHP’nin bir kanadı ise neredeyse Nazi Nasyonalistlerini aratacak kadar milliyetçi, ırkçı ve faşisttir; parti kararlarını yalnızca devletçi çizgiden koptuğunda ses vermekte, onu şiddetle aslına dönmeye davet etmektedirler. Bunlar genelde bürokrasiden gelen insanlardır, oldukça katı ve kuralcıdırlar, kafaları pek çalışmamakla birlikte aidiyetlerini doğmaları olan ilkel bir devlet anlayışı üzerinden ifade ederler. O nedenle CHP’de lider değişse de onlar değişmemekte, kendilerini CHP’nin kadrolu birer demirbaşı gibi görmektedirler. 

Bunlara laf anlatmak zordur, çünkü bunlar iktidara değil, devletin bekasına oynamaktadırlar, o nedenle CHP’nin 25 bandını aşmaması onlar için sorun değildir, rejimin şahsında CHP’nin o muhafazakâr devletçi çizgisini koruması onlar için yeter bir sebeptir.

Bunlar CHP’nin oy sayısında 25’lik bandın güvencesi olduklarını düşünmektedirler ki, bu düşüncenin içinde bir doğruluk payı vardır, ancak bunlar aynı zamanda CHP’nin yeniliklere açılması konusunda da ayak bağıdırlar ve gerçekte CHP iktidara oynamak istiyorsa ilk yapacağı iş onlardan kurtulmak olmalıdır.  

Bu ulusalcı devletçiler CHP’nin hem yenilik ruhunu öldürüyorlar hem de macera tutkusunu ve yeni-genç nesillerin önünü tıkamakla da ayrıca ülkeye bizzat kendileri zarar veriyorlar.

Macera ruhu olmayan, yenilikten korkan, tüm başarısı ulaştığı 25 bandını korumak olan bir partiye insan ne önerebilir?

Sanırım lider sorunu bu işin en başında gelmektedir, çünkü mevcut yapı lideri de zayıf düşürmektedir. 

Neden?

Öncelikle parti bütünlüğü için muhafazakâr ulusalcı sağ gruplar ile sol gruplar arasındaki denge korunmaya çalışılmaktadır. Bu durum öyle bir şey ki, taraflardan birinin verdiği sesi diğerinin tolere etmesi neredeyse imkânsızdır, 

Bu neticenin açtığı sorun partinin ne istediği konusunda mütemadiyen kafaların karışık kalmasına neden olmaktadır. Buna taraflar arası kuşkunun yarattığı güvensizliği eklediğimizde ise; ortaya ortayı bulmaya çalışan liderlerin her tarafa şirin görünme çabası ve lider bu çabayı verirken karizmasının silikleşmesine, hatta kişiliksizleşmesine yol açmaktadır.

Türkiye’de partilerin lider partisi olduğu veya liderin şahsıyla özdeşleştirildiği göz önüne alınırsa, sanırım ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır. 

Kuşkusuz CHP’nin demokrat bir parti olmadığı, devletçi bir parti olması özelliğiyle yalın ve yeknesak bir parti olduğu, ama buna rağmen olası gelişmeler ışığında farklı hiziplerin farklı sesler çıkarabildiği bir partidir. 

Ama yine de diğer partilerde olduğu gibi CHP’de bir lider partisidir ve tüm seçimlerden yenilgiyle çıksa da liderin kendisi çekilmediği sürece yeni bir adayın çıkıp onun karşısında kazanması oldukça zordur ve hiçbir liderde zora gelmediği veya mecbur bırakılmadığı sürece koltuğunu bırakmamaktadır. 

Ne yazık Türkiye’de tüm seçim yenilgilerine rağmen liderlerin liderliklerine arsızca devam etmeleri bir gelenektir, onları ya bel altı bir skandal koltuklarından etmektedir ya da iş Azrail’e havale, ancak Azrail onları gelip ziyaret ederse diğer olası lider adaylarına yol açılmaktadır.

Elbette liderlerin liderliklerini parti dengeleri üzerinde götürmeleri yalnızca Türkiye’deki partilere özgü bir gelenek değildir, bu diğer ülkelerde de önemli oranda öyledir.

Risk bandını görmeden ana-muhalefet olmak bir ayrıcalık olmakla birlikte bir körlük yaratmaktadır, çünkü seçilme banttı ile iktidar olma şansı tamamıyla iki farklı şeydir. 

Amaç iktidar olmadığı sürece bunun böyle götürülmesi belki de bir başarıdır, ancak amaç iktidar ise iktidar olamamak yenilginin diğer bir adıdır ve eğer birileri yenilgilerinden destanlar çıkarıyorlarsa bu karakter ya da zekalarında bir sorun olduğuna işarettir.

Şunu sormak lazım: 

CHP iktidar olmak istemiyor mu? 

Muhtemelen istiyordur, ya da muhalefette kala kala durumunu kanıksamasını saymazsak herhalde istiyordur.

Ama yine de CHP iktidar olmak isteyip istemediği konusunda bir karar vermediği sürece bizim ona o minvalde soracağımız hiçbir soru anlamlı değildir.

Kuşkusuz onlara göre onlar tam olarak bunu yapıyorlar. 

“Neden iktidar olamıyorsunuz?” diye sorduğumuzda ise işi genelde seçmenin aptallığına vuruyorlar!

Sanırım kendilerini “aptal bir seçmen”e bile anlatamayan bir parti var karşımızda! 

Aynı soruyu sormak isterim: 

Ana-muhalefet olmak bir ayrıcalık mıdır, yoksa hastalık mıdır? 

Ben bunun bir ayrıcalık değil, hastalık olduğu görüşündeyim. Bana göre ayrıcalık iktidar olmaktır. İktidara oynamayan bir muhalefet seçmenlerinin arzusuna da ihanet etmektedir. Çünkü onlardan oy isterken bir iktidarın insanlara vadedebilecekleri şeyleri vadetmektedirler.

Kaldı ki bir partiye vaatlerini yerine getirme şansını muhalefette kalması değil iktidar olması vermektedir. Zira iktidar olamayan bir partinin seçmenine mazeret üretmesi dışında başka bir şansı yoktur. 

Her yenilgiye tekrarla mazeret üreten veya üretmek zorunda kalan bir liderle kim yola devam etmek ister ki? 

Bu yenilginin peşin kabulü değil midir? 

İşin doğrusu Türkiye de bunu liderlere de ve galiba seçmenlere de anlatmak kolay değildir.

Eskiden onur diye bir şey vardı. Yenilmiş liderin peşinden kimse gitmez, onları bir daha zafere götüreceğine dair herhangi bir vadine itibar etmezlerdi. 

Ama zaten eskinin lideri de onurluydu, yenildiğinde ya sessizce kenara çekilirdi ya da görünmeden ortada kaybolurdu. 

Ne yazık Türkiye’de öyle bir gelenek yok; bir liderin gönderilmesi artık ancak zamparalık yaparken suçüstü yakalanmasıyla mümkün olmaktadır. Seçim yenilgisi, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık vb. şeyler onlar çekilmesi için yeteri bir mazeretten sayılmamaktadır. 

Önceki İçerikZaman Kumbarası
Sonraki İçerikBeni siz delirttiniz!
İbrahim Yersiz 1967 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesinde doğdu. Eğitimine aynı yerde başladı. Gazeteciliğe ilk Yeni Ülke ile başladı, sonra Özgür Gündem ile sürdürdü. Daha sonra bağımsız olarak muhtelif gazete ve dergilere bilgelik üzerine yazılar gönderdi. Olasılık Prensibi Okulu ve Kaçıklar Gezegeni adında iki kitabı var. Halen bilgelik üzerine çalışmaları sürüyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz