Çok konuşan toplumların üretim kapasiteleri

0

Konuşmak iletişimin temeli. 

Konuşabilmek ilişkilerde de önemli bir etkiye sahip. Dedikodu neredeyse bütün toplumlarda kötülenir ve hakkında olumlu cümleler duyamazsınız ama dedikodunun kökeni dilin ortaya çıkmasına etki etmesi bakımından çok önemliydi. 

Evrim psikolojisi uzmanı Robin Dunbar’ın tezi de ilginç. 

‘İnsanların dedikodu yapması için dil gelişmiştir’. 

Dilin gelişmesiyle konuşma iletişimi sağlamış ve toplumlar konuşma sayesinde birbirleriyle anlaşır hale gelmişler. 

Buraya kadar konuşmanın önemini sizlere aktardım. 

Her şeyin aşırısının zarar olduğu gibi konuşmanın aşırısı da zarar. 

Eskiler ne güzel demişler: ‘Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz’. 

Sizleri bilmem ama ben toplumun çok konuştuğu kanaatindeyim. Cafelerde oturan insanlar hadi diyelim zaten laflamak, konuşmak ve hatta dedikodu yapmak için oradalar ama trafikte araç kullananların ellerinde telefonlarla dakikalarca ne konuştuklarını anlamış değilim. 

Sokaklarda, yollarda ve bulunduğum tüm mekanlarda insanların sanki şirket sahibi ya da insan kaynakları müdürü imiş gibi konuşmalarının çokluğu bir hayli garibime gidiyor. 

Bu gözlemlerimden sonra da aklıma düşen konu çok konuşma-üretim ilişkisi. 

Acaba çok konuşan toplumlarda üretim ne kadar olur? 

Cem Yılmaz gibi gösteri yapmıyorsanız çok konuşmayı üretim aracı haline getiriyor değilsinizdir. 

Çok konuşmak zaman alıyor. Geçen bu zamanda kitap okunabilir. Ya da ellerimizde taşıdığımız akıllı telefonlardan merak ettiğimiz konuları araştırabiliriz. Veyahut sesli kitaplar da dinleyebiliriz. 

Çok konuşan insan topluluğu sürekli bir şeyler anlatıyorlar ama ben o anlattıkları şeylerin ne için anlatıldığını kavrayamadım. 

Şirket çalışmaları için görüşmeler yapmama rağmen o kadar uzun uzadıya konuşmalar yapmıyorum, yapamıyorum. 

Aslında konuşulacaklar bellidir. 

Herhangi bir konuda derecelendirme yapılır. Birinci planda temel amaçlar belirlenir, fundament dediğimiz temelin oluşturulması için gerekli doneler belirlenir. 

İkinci planda çalışma yapılacak alanla ilgili araştırma yapılır ve bunlar bilgi kaynağı olarak depolanır. 

Üçüncü aşama olarak da bütün bu oluşturulan veriler çalışma alanına aktarılır ve çalışma başlar. 

Çok konuşulan toplumlarda konular en ince ayrıntısına kadar irdelenir ama gene de içimizde bir şüphe vardır. ‘Hallederiz’ diye her alanda mümkün kılınan çalışmalar nedense iş yapmaya geldiğinde aksaklıklarla dolar. 

Hangi sektör olursa olsun yapılacak işler hakkında düşünceler uzun uzadıya konuşulur ama yapılacak iş konusunda programlama olmaz. Yapılacak işin giriş-gelişme ve sonuç kısımları tam manasıyla ele alınmadığı için iş tesliminde yanlışlar çıkar. ‘Bunu konuşmuştuk’ diye sorunu anlatmaya çalışınca da size söylenen cümle şudur: ‘O kadar çok şeyi konuştuk, bu arada kaynamış’ 

Evet, arada kaynar. Çünkü çok konuşuluyor. 

Çok konuşma alışkanlığı ve özelliği sadece halk bazında değil devlet ve hükümet bazında da var. 

Devleti yöneten hükümetler ve sorumlular da çok konuştukları için dün dedikleri ile bugün dedikleri çelişir. 

Çünkü onlar da çok konuşurlar. 

Çok konuştukları için de eski zamanda söylediklerini unuturlar ve yeni şeyler söyleme ihtiyacı hissederler. 

Derece arttırma alışkanlığı çok konuşan toplumların özelliği midir, yoksa çok konuşan Akdeniz kültürü ülkeleri mi derece arttırmaya meyillidir tam çözemedim. 

Çok konuşmanın zaman israfı ve gürültü kirliliği zararlarından başka zararları da var. Çok konuşmada hızını alamayanlar sesleri yükseltmeye ve bağırmaya başlarlar. Diğer bir zararı da sonunun kavgaya varmasıdır. 

Çok konuşanlar çok konuşma yarışına girerler, bu yetmez. İnatlaşırlar. Bu da yetmez ve kavga başlar. 

Anlayacağınız çok konuşan toplum olmanın neye faydası var ben çözemedim. 

Belki de siz bunun cevabını biliyorsunuzdur. 

Sevgi ve Bilgiyle kalın 

Önceki İçerikAk Parti’nin 21 yılı: Başarılar ve kaçırılan fırsatlar
Sonraki İçerikCHP ve medyası muhalefeti iktidara taşıyacak seçmenlerin endişelerini hiç hesaba katmıyor
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz