Cuma Hutbesi: Allah’ı Görüyormuş Gibi Kulluk

0
Mehmet Gündoğdu
Latest posts by Mehmet Gündoğdu (see all)

قال الله تعالي:  بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُٓ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهٖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ 

عن  عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ  …..(قَالَ جبريل: يا محمد) : فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِحْسَانِ، قَالَ: «أَنْ تَعْبُدَ اللهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ»

Muhterem Müslümanlar

İhsan, kelime anlamında olduğu gibi, hem iyilik yapmak, hem de yaptığı işi Allah’ın kendini gördüğünün bilinciyle en iyi şekilde yapmaktır. Cebrail (a.s) Peygamberimiz (s.a.s)’e ihsanı bu şekilde tarif etmiştir. 

En genel anlamıyla ihsan, “iyi niyet ve ihlâsla, bütün işlerin en hayırlısını ve en güzelini en iyi şekilde yapma” anlamında kullanılır. Zaten işin özü de kulluğu bu duygu ile yerine getirebilmektir. 

Değeri Kardeşlerim

Hutbemin/vaazımı başında okuduğu ayet-i kerimede:

Hayır, öyle değil! Kim ‘ihsan’ derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 2/112)

Anlamını verdiğimiz bu ayette “Allah’ı görüyormuş gibi ibadet” etmenin, “ibadeti en iyi ve en güzel şekilde yapma” mânasına geldiği anlaşılmaktadır. İbadetin özü sadece Allah için yapmaktır. Bu konuda başka bir unsurun devreye girmesi samimiyetsizliği ifade eder. 

Öyleyse ihsan makamında kulluk eden kimse, ibadetlerini sadece Allah’ı hoşnut etmek için ve en iyi şekilde yapan kimsedir. Bir işi Allah için yapmak, samimiyet ve ihlâsı da beraberinde getirir.

Kardeşlerim

Nerede olsanız, O sizinle beraberdir” (Hadîd, 57/4) âyeti gereği mümin, yaptığı her işin Allah tarafından görüldüğü düşüncesi ve bilinciyle hareket etmelidir. Rabbimizin bizi her an gördüğü düşüncesini içselleştirerek ruhumuza nakşedersek, ibadetlerimizde ve yaptığımız işlerde Rabbimiz bizi, her vesile ile en iyi şekilde yapma bilincine yönlendirir.

Cibril hadisi namıyla meşhur bir hadiste; Hz Ömer İbnü’l-Hattâb (radıyallahu anh) Peygamber efendimizden şöyle bir hadis rivayet ediyor.

Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamber’in yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:

Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat! dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “İslâm, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resûlü olduğuna şehâdet  etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:

Doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza gitti. Adam:

– Şimdi de imanı anlat bana, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” buyurdu.

Adam tekrar:

Doğru söyledin, diye tasdik etti ve:

Peki ihsan nedir, onu da anlat, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu.

Adam yine:

– Doğru söyledin dedi, sonra da:

– Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir” cevabını verdi.

Adam:

– O halde alâmetlerini  söyle, dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Annelerin, kendilerine câriye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalarda birbirleriyle yarışmalarıdır ” buyurdu.

Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu. Ben:

– Allah ve Resûlü bilir, dedim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu.

(Müslim, Îmân 1, 5. Ayrıca bk. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Nesâi, Mevâkît 6; İbni Mâce, Mukaddime, 9)

Rabbini görüyormuşçasına samimi ve içten kulluk eden bir kimse, kulluğun zirvesindedir. Böyle bir kimse bütün gönlüyle Rabbine yönelmiş, özünü Rabbine teslim etmiş ve dinin özünü kavramıştır. 

Bu kıvamda bir mümin olarak hepimizin ulaşmayı arzu ettiği seviye olmalıdır. Hayatımızı değerlendirebilmek için ihsan seviyesinde kulluk etmemiz şarttır. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz