Cuma Vaazı; Sevab Kavramı

0
Mehmet Gündoğdu
Latest posts by Mehmet Gündoğdu (see all)

فَآتَاهُمُ اللَّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْآخِرَةِ ۗ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

“Bu yüzden Allah onlara dünya sevabını da ahiret sevabını da fazlasiyle verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever”(Ali İmran, 3/148)

Sözlükte “dönmek, eski haline dönüş yapmak” anlamındaki sevb (sevebân) kökünden türeyen sevâb, terim olarak iyi amel ve itaatin âhiretteki mükâfatını ifade eder.

Dinî açıdan makbul sayılan davranışların âhiretteki mükâfatı anlamında bir terim.

Sevb kökü bazan istiare yoluyla kötü davranışın karşılığı için de kullanılır. Kur’ân-ı Kerîm’de sevap ve mesûbet kelimeleriyle aynı kökten türeyen fiiller on sekiz âyette “kişinin işlediği iyi yahut kötü fiillerin âhiretteki mükâfat veya cezası”, bir kısmında ise “dünyadaki mükâfat veya cezası” anlamında kullanılmıştır.

Sevap teriminin türevleriyle birlikte Kuran’da yirmi yerde ve pek çok hadislerde geçmesi İslam’ın bu konuya verdiği önemi göstermesi bakımından dikkat çekicidir. 

Ayetlerde isim olarak sevap, dünya ve ahiret sevabı, Allah’ın sevabı, Allah katından bir sevap gibi tamlamalar halinde ya da mastar haliyle kullanılmıştır. Söz konusu ayetlerde dünya ve ahiret sevabı öncelikli olarak imana, samimi niyetlere, içten gelerek yapılan dualara, salih amel ve sabıra göre kadın-erkek bütün müminlere verilen maddi ve manevi karşılıklar olarak ifade edilmiştir. 

Buna göre Müslümanlar’a dünyada verilen ilahi yardım ve zafer gibi nimetler dünya sevabı; ahirette verilen cennet ödülü de ahiret sevabı olmaktadır. Bu noktada, dünya ve ahiret arasındaki dengenin gözetilmesi, sadece dünya menfaati istenerek ahiretin ve gerçekte mükafat beklenecek kimsenin sadece Allah olduğunun unutulmaması gerekmektedir.

Kur’an’da özellikle “ebedî hayattaki mutluluk” anlamında mükâfatı gerektiren davranışlar iman, sâlih amel, takvâ,  (Âl-i İmrân 3/195, el-Feth, 48/10), müslümanların dinlerini ve özellikle namaz ibadetleri vb. (el-Mâide 5/57-60) gibi hususlar zikredilmiştir. 

Sevap kavramı hadislerde de hem sözlük hem de terim mânasında kullanılmış; hacca gitme, Kur’an okuma, Allah rızası için karşılıksız malî harcama yapma, sıla-i rahimde bulunma, iyilik sever olma ve gerektiğinde yüksek değerler uğrunda şehitliği göze alma gibi davranışların ebedî âlemin mutluluğuna vesile olacağı ifade edilmiştir.

Sevap kulun iyi ve güzel davranışlarına bağlı bir sonuç ise de aslında kazanılmış bir hak değildir. Çünkü kişinin yaptığı sâlih ameller Allah’ın sayılamayacak kadar çok olan nimetlerine onları tam karşılayamayan bir teşekkür mahiyetindedir. 

Ancak kulun itaati sevap şekline bürünmüş ilâhî lutfun tecelli etmesi için bir vesiledir. Nitekim Hz. Peygamber, kişinin ebedî kurtuluşa ermesinin amelinin birebir karşılığı olmayıp ilâhî rahmetle gerçekleşeceğine dikkat çekmiş, bunun için elden gelen gayretin sarfedilmesini tavsiye etmiş ve orta yolun samimiyetle izlenmesini istemiştir (Müslim, “Münâfıḳīn”, 71-78). 

Kur’ân-ı Kerîm’de bir iyiliğin on katıyla mükâfatlandırılacağı, işlenen kötülüğün ise sadece dengiyle cezalandırılacağı belirtilmiş (el-En‘âm 6/160), Allah yolunda harcama yapanların elde edeceği sevap, yere ekilen bir danenin her birinde 100 dane bulunan yedi başak vermesine benzetilmiştir (el-Bakara 2/261). Burada sözü edilen 10’dan 700’e kadar artışın sebebini âyetin devamında yer alan beyanlardan çıkarmak mümkündür: 

Amellerin sevabı ile kişinin niyeti arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu çeşitli hadislerde açıklanmıştır. Buna göre kul iyi ve güzel bir ameli işlemeye niyetlenir de yapmazsa bu, amel defterine bir sevap olarak yazılır, niyet edip işlediği takdirde 10’dan 700’e kadar veya daha fazlası olarak kaydedilir.  (Müsned, I, 227, 279; Buhârî, “Riḳāḳ”, 31; Müslim, “Îmân”, 202-208). 

İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre bir fiilin sevaba konu teşkil edebilmesi için ona ilişkin niyetin istikamet ve ihlâs üzere olması gerekir. Bu sebeple kişinin sadece Allah rızasını gözetmesi, O’nun gösterdiği ve emrettiği şekilde davranması yanında halkın bu husustaki övgü ve yergisini eşit görmesi, amellerini gözünde büyütmeyip sevabını âhirette beklemesi gibi bazı şartlar öngörülmüştür ( Nevevî, s. 6-7).

Sevapların günahlar üzerindeki etkisi konusu âlimler arasında tartışılmıştır. Dinde en makbul davranış iman ve sâlih ameldir. Kur’an’da şirk veya küfürden vazgeçip iman eden ve sâlih amel işleyen kimsenin günahlarının sevaba çevrileceği ifade edilmiş (Hûd 11/114; el-Furkān 25/70), bir  hadiste de İslâmiyet’i benimsemenin küfür halinde işlenen günahları yok ettiği belirtilmiştir (Müsned, IV, 199, 204, 205). 

Dinen makbul sayılan amellerin işlenmesiyle elde edilecek mükâfatın ilk belirtisinin dünya hayatında duyulacak huzur ve itminanla başladığını söylemek mümkündür. Ancak naslarda hâkim üslûp mükâfatın âhirette tecelli edeceği şeklinde olduğundan dinî terminolojide sevap kavramı bu anlama tahsis edilmiştir. (Âl-i İmrân 3/195,)

Dünya hayatından sonra sevap tecellileri berzah âleminde ve cennette tahakkuk edecektir. Kabir hayatındaki mükâfat geçici, cennetteki ise ebedî ve kesintisizdir. Âhirette sevap Allah’ın rızası, cennet ve içindeki nimetlerle gerçekleşecek, müminler ayrıca rü’yetullahla ödüllendirileceklerdir

Ehli Sünnet ile Mutezile mezhepleri arasında sevabın hak edilmesi ile dünyada veya ahirette mi gerçekleşeceği konusunda bazı tartışmalar yapılmıştır.

Ehli Sünnet mezheplerine göre sevap; Allah’ın bir fazlı ve lütfudur. Sevabın hak edilmesi amelin karşılığının zaruri olarak alınması anlamına gelmez. 

Sevap Allah için vacip de değildir. Yüce Allah dilediğini mükafatlandırır, dilediğini azap eder. Sevabın tümüyle ahirete ertelenmesi de söz konusu değildir, sevap zorluklarla birlikte de olabilir. Sevap hem dünyada hem ahirette gerçekleşir. 

İki mezhep arasında sevabın ahirette olacağı konusunda ittifak varken Mutezile bu dünyada sevabın gerçekleşmeyeceğini ve Allah’a vacip olduğunu söylemekle farklılık gösterir. Halbuki ayetlerde hem dünya hem de ahiret sevabından bahsedilmektedir. Allah için herhangi bir şeyi vacip kılmak da yanlıştır. Bu durumda sevap konusunda Ehli Sünnet anlayışının Kuran ve hadislere daha uygun ve isabetli olduğu söylenebilir.

Kaynak; İslam Ansiklopedisi, “Sevab” mad. Hasan KURT, “İslam İnancına Göre Sevap Kavramı”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz