Değişimlerin farkında olmak..!

0
Latest posts by Mustafa Kalabalık (see all)

Ne demiş Herakleitos;“Değişmeyen tek şey, değişimin kendisi”.

Yüzlerce yıldır dünya her anlamda değiştiği gibi, halen de değişmeyi sürdürüyor.

Artık ilerleme mi, yoksa gelişme mi dersiniz, ya da değişme mi?

Kimilerine göre bazı yaşananlar ve yaşatılanlardaki gelişmeler, bir anlamda yozlaşma..

Eskimişe ve eskilere özlem…

Özenti olmak bir yana, bilgisizlik ve bağnazlıktan kaynaklı öngörüsüzlük başka bir yana..

Gerçeklerden uzaklaşma mı dersiniz? Hayalcilik mi?

Ama her ne görürseniz de, her ne yaşarsanız da, geçen zaman içinde oluşan her “eskiye dönüş” de, her “yenilik” de, bir anlamda değişimdir zaten.

Beğenseniz de, beğenmeseniz de.. kabul etseniz de, etmeseniz de…

* *

Kimlik değişimi

Mesela yıllardır dillendirilen “Ortadoğululaşmak” kavramı, birçokları tarafından farklı anlamlarda kullanılmaktadır.

Kimi kesimler bu kavramı Ortadoğu’daki rejimlerin yapısına meyilli olmak tehlikesi(!) açısından vurgularken, adeta bir bataklık olarak görürken, başka kesimler de aynı kavramı Ortadoğu’daki geleneksel ve öze dönüş(!) toplumu olarak kullanmaktadır.

Bugün devam etmekte olan sınır ötesi operasyon “Zeytin Dalı Operasyonu” adı ile sürdürülürken bile, hala, özellikle Ortadoğu’ya yönelik yapılan her bir siyasi söylemin ve eylemin altında, geçmişin “sahiplenmeciliği” ile geçmişin ihanetlerinin “uyarıcı” dillerinin kargaşası hâkim…

Kimi düşünceler de Ortadoğulaşmak kavramına; ‘Ortadoğu siyasetinde rol oynayan aktörlerin farklı amaçları gerçekleştirmek amacıyla sorunlara taraf olma politikasını tanımlamak’ için başvurmakta hâlbuki…

Ortadoğulu “özne aktörler” ile etkin “müdahaleci güçler”, din, mezhep, etnik kimlik, aşiret ve rejimleri ile coğrafi zenginlikleri açısından ve ortak paydaları üzerinden hareket edenler kadar, ulus devlet ve bu ulusların(!) sınırlarının tanzimi olarak görenlerin de dış politika önceliğini değiştirdikleri görülmektedir.

Türkiye olarak, şimdiye kadar ifade edildiği şekliyle bizim gerekçelerimiz, topraklarımızı onlarca yıldır tehdit eden sınırlarımızdaki terör ve emperyalist devletlerin bu terörden besledikleri grupları gözeterek, yeni sınırların çizilme çabaları, bize yeni komşuların belirlenmesi ve yeni komşu devletlerin oluşturulması oyunlarının içinde yer almak…

İktidar bir yandan iç siyasette kazanım beklerken, bir yandan da dış siyasette kendini ispatlama amacıyla yine bir değişim peşinde…

Politika değişimi.. Dost değişimi.. Düşman değişimi..

Esed ve Esad gibi..!

Salih Müslim ve PYD gibi..!

* *

İngilizler..!

Peki, bunca şey yaşanırken benim merak ettiğim, bir devletin, bir emperyalist gücün, neden adı sanı, sesi soluğu yok diye de düşünmeden edemiyorum.

Öyle ya! İngilizler ne zaman Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Asya’dan uzak durdu da, şimdi Suriye konusunda bu kadar sessiz, müdahalesiz(!), etkisiz…!

Suriye toprakları ve çevre coğrafyasında yaşanan gelecek hesapları ve paylaşımlarda, başta ABD ve Rusya olmak üzere, Irak, İran, Türkiye ve hatta Almanya bile daha etkin bir politika yürütürken, İngiltere’nin sadece, Türkiye’nin kendi sınırlarının güvenliği konusundaki meşru çıkarını tanıdığını açıklaması dışında İngilizler nerede..?

İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Zeytin Dalı harekatıyla ilgili olarak; “Türkiye sınırlarını güvende tutmayı istemek konusunda haklı… Afrin’deki gelişmeleri yakından izliyoruz… Şiddeti azaltmak ve en önemli hedefe odaklanmak amacını paylaşıyoruz: Suriye’de Esed rejiminin sona ermesine varacak siyasi bir süreç” demişti bildiğimiz üzere.

Peki sadece bu mu yani..!

* *

İç siyaset..!

Tüm bu gelişen olayları, 16 Nisan referandumu ile değişmesi yönünde atılan adımlar, 2019 seçimlerinden sonra “sadece yönetim şekli değişimi” olarak ifade edenler ve görenler kadar, rejim değişikliği olarak gören referandumun “hayırcı” kesimlerinin tereddütlerini, çekincelerini, gelecek adına yaşamayan bir toplumun, değişimin etkilerinin ne kadar farkındalar acaba?

Öyle ya! Seçim kanununda yapılmakta olan değişimle, ittifak adı altında oluşan doğal koalisyon süreçlerine doğru da ister istemez kayıyor siyaset kurumu.

Bunun böyle olacağı zaten belliydi. Yüzde elli artı biri elde etmek için gerekli olduğu görülen bir “ittifak”, “koalisyon”..

İki etkin kutuplu bir siyasal düzen…

AK Parti ve MHP kesin. BBP eh işte gönüllü gönülsüz şimdilik. En azından ittifak ile TBMM’nde yer alabilme fırsatı olarak da görebilir BBP.

Saadet Partisi ise şimdilik bu ittifak/koalisyona mesafeli..

Adı “Cumhur” ittifakı olarak belirlenen bu koalisyon karşısında, iktidar partisinin özellikle CHP, HDP ve İYİ Parti’yi de bir ittifaka zorlarcasına yürüttüğü 2019 seçim süreci, “daha güçlü bir parlamenter düzene geri dönüş” iddiasındaki tüm siyasi partileri, hedeflerine ulaşabilmeleri için bir fırsat da sunabilir belki…!

Malum olduğu üzere bu husus gündemde sıcaklığını koruduğu gibi, önümüzdeki günlerde bakalım nasıl bir yol izlenecek, nasıl bir yola girilecek, göreceğiz!

Önümüzdeki milletvekili seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri, her ne kadar adına “Cumhur İttifakı” da deseler,

Asıl “Cumhuriyet ve daha güçlü bir demokrasi” isteyenler ittifakı ile (CHP, İYİ Parti ve diğer partiler), dile getirildiği üzere “Tek adam rejimi ve otokrasi” isteyenler (AK Parti, MHP, belki BBP) arasında geçiyor olacak…

Çevremizdeki AK Partililer ve hatta MHP merkezi yönetimine hala yakın duran milliyetçi kesimin bir çoğu, bu ayrımın gerçekliğinin ne kadar farkındalar bilemiyorum!

Şahsen benim görüştüğüm, konuştuğum, dertleştiğim bu kesimdeki insanlarımız, hiç de bu yönde bir siyasi tercihte değiller, farkında da değiller halen…

Yani hala neyin değiştirilmek istendiğinin, değiştirildiğinin bile bir çokları farkında değiller..

Çünkü siyasetçilerimizin neredeyse tamamı, farklı farklı gündemler, söylemler ve eylemlerle boğuşurken, seçmene, vatandaşa, insanlarımıza bu gerçek seçim tercihi pek de anlatılmıyor kanımca…

Dolayısıyla da vatandaşımızın çoğunluğunun, değişimlerin farkında olmadığını düşünüyorum…

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz