Ebû Hanîfe’nin Siyasal Fıkhı-3

0
Mehmet Gündoğdu
Latest posts by Mehmet Gündoğdu (see all)

“Ebû Hanîfe’nin Siyasal Fıkhı” başlığı, Ebu Hanife’nin siyasal görüşleri manasına gelir.

Daha önce 27 Temmuz 2022 ve 11 Temmuz 2022 tarihlerinde “Ebû Hanîfe’nin Siyasal Fıkhı-1 ve 2” başlıklı  yazılar yayımlamıştık. İşte o yazılarımızın  devamı sunuyoruz.

Ebû Hanîfe’nin siyasî iktidarla ilişkileri nasıldı

Ebû Hanîfe’nin siyasî iktidarla olan ilişkilerinde iki husus ön plana çıkar: 

Birincisi, ister bizzat siyasî iktidar tarafından ister de iktidara bağlı memurlar tarafından verilmiş olsun, İslam hukukuna uygun bulmadığı kararları açıkça eleştirmesi; 

İkincisi ise, iktidardan gelen hiçbir hediye ve görevi kabul etmemesi. Her iki husus da iktidarın öfkesini celp etmiş olsa da, Ebû Hanîfe’nin bu iki tutumunun ardında iki farklı etken yatmaktadır. 

Hukukî kararları eleştirirken amacı salt otoriteye muhalefet değildir. Aksine bu davranışının altında yatan sebep, emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker emrine uygun davranma arzusudur. 

Diğeri ise, ona göre, emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker ifadesinin Kur’an’a göre ifade özgürlüğünü tanımladığını düşünür. Ebû Hanîfe’ye göre, Kur’anî manada ifade özgürlüğü yalnızca bir hak değil aynı zamanda bir görevdir.

Ebû Hanîfe ifade özgürlüğünü o denli önemsemiştir ki, yönetici meşru dahi olsa aleyhinde konuşulabileceğini söylemiştir. Hatta bir adım ileri giderek meşru bir yönetici hakkında argoyla bezeli kötü sözler söyleyerek hakaret edenlerin, hatta halifeyi ölümle tehdit edenlerin bile tutuklanmasına cevaz vermemiştir. Sadece sözlerini eyleme döküp silahlı isyana kalkışan veya toplum huzurunu bozanların cezalandırılacağını ifade etmiştir. 

Ebu Hanife’nin, şiddete başvurmadan sürdürdüğü muhalif tavrı ve sözleri, yöneticiler tarafından iktidarın meşruiyetine yönelik bir tehdit olarak algılanmıştır

Bu nedenle iktidar ve bir kısım bürokratlar çok çeşitli hediyeler ve üst düzey vazife teklifleri ile Ebû Hanîfe’nin –tabiri caizse- ağzına bir parmak bal sürüp sesini kısmaya çalışmış, fakat Ebû Hanîfe bu oyuna gelmeyince baskı ve şiddete başvurmuşlardır. 

Bunun yanı sıra Ebû Hanîfe’nin İslam’ın özünü bozduğu, fitneci, hatta zındık olduğu gibi söylemlerle imamı halk nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışmışlardır. 

Ömrünün son yıllarında, Halife Mansur tarafından Kûfe kadısı olmaya zorlanan Ebu Hanife, Halifenin huzuruna çıktığında yapılan teklifi reddetmiş ve bu işe ehil olmadığını söylemiştir.

 Halife’nin teklif ve sorularına karşı, Ebu Hanife’nin verdiği cevap ve aralarında geçen aşağıdaki diyalog, Ebu Hanife’nin İslam dünyasının Sokrates’i sözünü hatırlatacak kadar etkili ve manidar olduğu kadar, tarihsel süreçten bu yana ulema-ümera ilişkisi ve mesafesi konusunda iyi bir imtihan vermeyen ve çoğunlukla saray alimliği ya da saray (iktidar) dalkavukluğu yapagelen Müslüman ulemaya (aydın/entelektüel/akademisyen/gazeteci-yazar vb) iyi bir ders niteliğindedir:

Mansur: Yoksa bizim gidişatımızı mı beğenmiyorsun?

Ebu Hanife: Ben bu iş için uygun kişi değilim. 

Mansur: Yalan söylüyorsun!

Ebu Hanife: Müminlerin emiri bu sözüyle benim bu iş için uygun kişi olmadığıma hükmetmiş oldu. Zira eğer ben yalan söyleyen birisi isem, kadılık görevine uygun değilim demektir. Yok, eğer doğru sözlü birisi isem, size bu iş için uygun kişi olmadığımı haber vermiştim”.

Bu keskin mantık karşısında söyleyecek söz bulamayan halife çok sinirlenerek, “Teklifi kabul edeceksin” diye yemin ederek Ebû Hanîfe’yi zorlamıştır. Bunun üzerine Ebû Hanîfe de kabul etmeyeceğine dair yemin etmiştir. Yemininden kurtulmak için Ebû Hanîfe’yi Bağdat şehrinin inşasında kerpiçleri saymakla görevlendirmiş ve şehrin inşası tamamlanınca Halife Mansur, Ebû Hanîfe’nin, angaryalardan bıkmış ve burnunun sürtülmüş olduğunu düşünmüş ve teklifi kabul edeceğini umut etmiştir. 

Yine Ebû Hanîfe hiç taviz vermemiş ve görevi kabul etmemiştir. Hepten öfkelenen Halife, Ebû Hanîfe’yi hapse attırmış ve her gün sopa vurdurmuş ve teklifini sürekli yinelemiştir. Ebû Hanîfe de her seferinde geri çevirmiş, böyle yaptıkça da üzerindeki baskı ve eziyet artırılmıştır. 

Yetmişine erişmiş yaşlı biri olmasına rağmen fütursuzca aç bırakılmış ve işkence edilmiştir. Ebû Hanîfe bir rivayete göre işkenceler yüzünden hapiste vefat etmiş ve diğer bir rivayete göre ise hapisten çıkarılmış ancak evinde gözetim altında tutulmuştur. Nihayet halife tarafından zehirletilerek öldürülmüştür.

 Ebu Hanife’nin ilmi ve siyasi mirasına ne oldu

Görüldüğü gibi Ebu Hanife, zalim iktidarlar tarafından verilen  hiçbir görevi ve  hediyeyi kabul etmedi ve bedelini canı ile ödemiştir.

Ancak onun talebeleri resmî görevleri kabul etmişler, uzun yıllar kadılık yapmışlardır. En ünlü talebesi Ebu Yusuf, Halife Mansur’dan sonraki üç Abbasi halifesi döneminde baş kadılık yapmıştır. Hatta devlet üzerinde o denli etkili olmuşlardır ki, Abbasiler Hanefi fıkhını fıkhî mezhep olarak benimsemişlerdir. 

Diğer bir deyişle, Ebû Hanîfe’yi işkenceyle öldüren Abbasiler, onun ölümünden sonra Hanefî olmuşlardır. 

Fakat Ebû Hanîfe’nin muhalifliği nedeniyle, resmî görevlerde bulunan talebeleri onun siyasî görüşlerini geri plana iterek sadece fıkhî görüşlerini yaydıkları için siyasal anlamda Hanefîlik, herhangi bir resmî söylemin alt yapısını oluşturamamış veya desteklememiştirHanefilik, yalnızca muamelâta ilişkin ameli ve fıkhî boyutuyla yayılmış ve genişlemiştir. Ebu Hanife’nin Siyasal fıkhına hiç değinilmemiştir.

Esasında Hanefî fıkhı dediğimiz hukuk sistemi sadece Ebû Hanîfe’nin görüşlerinden oluşmamaktadır.  Hatta Ebû Hanîfe’nin görüşlerinin birinci planda tercih edildiğini söylemek bile çok güçtür. (Sadece ibadet konularında Ebu Hanife’nin fetvaları birinci plandadır).

Zira Hanefî mezhebinde verilen çoğu fetvada, Ebu Hanife’nin talebeleri Ebû Yusuf ve Muhammed eş-Şeybanî’nin görüşleri tercih edilmiştir.

Tarihsel süreç içinde, Ebû Hanîfe’nin hayatıyla ödediği iktidara karşı mesafeli duran eleştirel tavrı maalesef göz ardı edilmiş, onun siyasi fıkhı ve duruşu yok sayılmıştır.  Onu siyasi mirası, resmî görevlerinden dolayı talebeleri tarafından sahiplenilmemiştir.

Sünni Müslümanların çoğunda ve Hanefi mezhebine müntesip olduğunu söyleyen İslam dünyasında ve bu arada Türkiye’de de, ne yazık ki, İmam’ın; saray alimi ve dalkavuğu olmayan, zalim yönetimlere karşı vicdana, ahlaka, adalete ve hakkaniyete dayalı karşı duruş gösteren, aklı, sorgulamayı ve özgür iradeyi ön plana alan görüşleri, fetvaları, ilkeleri hep  gizlenmiş ve örtbas edilmiştir.

(Devam edecek)

Kaynak: Dergipark, Adem ÇAYLAK,Rabia Nur KARTAL, “İslam Siyasi Tarihinde Bilgi (Ulema) İktidar (Umera) İlişkisi: Ebu Hanife Örneği.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz