Erbakan’dan Erdoğan’a 30 yıl Savaşları ve Uğur Mumcu Gerçeği

0
Turkey's Islamist Prime Minister Necmettin Erbakan flanked by Istanbul Mayor Recep Tayyip Erdogan (R) gives a thumbs-up sign to the cheering 30,000-strong crowd gathered in Istanbul's central Inonu stadium May 29 to celebrate the 544th anniversary of the Ottoman conquest of Istanbul. Turkey's ruling Islamists said today no definite decision had been taken to go to early elections or hand over power to Foreign Minister Tansu Ciller in talks between the coalition allies to solve a political crisis. TURKEY - RTR44VR

Avrupa’daki hayatı ve özellikle de dinin konumunu anlamak için tarihe bakmak yeterli. Mezhepler adına yapılan savaşlar adeta ‘barbarlar’ dedirtecek cinstendi. Kıtlık, yoksulluk ve mezhep için birbirlerini öldüren Avrupalılar. 
Bugün bunları duyunca biraz garibinize gidiyordur sanırım. Başta Suriyeli olmak üzere birçok sığınmacının ulaşmak için her türlü tehlikeye katlandığı coğrafya bundan 400 yıl önce en yıkıcı savaşlardan bir tanesini yaşamıştı. 

Otuz Yıl Savaşları

1618’ten 1648’e kadar süren bu savaşta 5 milyon insan canından oldu. 

Katolikler ve Protestanlar arasında olan bu savaş görünürde bir mezhep savaşıydı. Krallar ve prensler mezhep için savaşa girdiler ve halkın kıyılmasına sebep oldular. 

Görünürde mezhep savaşıydı ama işin aslı ‘siyasi iktidar’ mücadelesiydi. 

Türkiye’de yaşanan durum için otuz yıl savaşları dememiz zor çünkü görünür bir mezhep mücadelesi yok. 

Çünkü aynı mezhepten olan insanların anlayış farklılığı mücadelesini yaşıyoruz. 

Ama 30 Yıl Savaşları benzeri bir durumun içinde gibiyiz. 

Hatırlarım da rahmet Erbakan hayatta iken onun parti içindekini konumuna, davranışlarına ve yaklaşımlarına karşı çıkanlar vardı. 

Gençler. 

Gençler hareketinden ortaya çıkan Ak parti. 

Ak partinin genel başkanı Erdoğan Erbakan’ın bu üslubuna karşı çıkmıştı. Milyonlarca insan da o tarihte bunu ‘Erbakan’a karşı değil, onun partideki tek adamlığına karşı’ olarak algıladı. Öyle anlamıştı insanlar. 

Çünkü öyle lanse edilmişti. 

Necmeddin Erbakan

Merhum Erbakan’ın abdest aldıktan sonra korumasına ayaklarını sildirmesi bile olay olmuştu. 

Ne eleştiriler ne eleştiriler. 

Bugün anlıyoruz ki bu eleştiriler davranışa değil, şahsaymış yani Erbakan’a. 

İsmini anmayı gerekli görmüyorum o yüzden milletvekili olduğu şehri söyleyeyim. 

Ordu

Ordu Ak parti Milletvekili Başkan Erdoğan’la ilgili çarpıcı sözler söyledi. 

Sanıyorum çekindiği için ‘mehdi’ olduğunu söyleyemedi ama böyle görüldüğü ve inanıldığını kulaklarımla duydum. 

Bu milletvekili açıkça ‘mehdi’ deseydi çok daha iyi olurdu. 

Kendi de toplum da rahat ederdi. 

Ama sanıyorum seçimlere kadar yeterli zaman var, biri çıkar ve bu sıfatı kullanır. 

Bu Milletvekiline cevabı sosyal medyada birçok kişi veriyor. 

Ama bu kişi yalama işini toplumsal alana getirip bir zorunluluk gibi sunuyorsa bu, mezhep savaşları gibi bir iktidar mücadelesidir bana göre. 

Hani sizler Erbakan’a değil de Erbakan’ın tarzına (tek adam olmasına) karşıydınız!!!

Demek ki bu büyük bir yalanmış… 

Aradan geçti 30 yıl ve şimdi o günlerden çok daha vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. 

Kuran’da açık ayet olmasa ‘peygamber’ bile derler ama acıdır ki ‘ayet’ var ve bunu yapamıyorlar. 

Bu din diliyle siyasi iktidar mücadelesi bana otuz yıl savaşlarını hatırlattı. 

Daha da geriye gidersek Muaviye’nin mücadelelerini. 

Görünmez bir savaş yaşanıyor. 

Cezaevleri dolu. 

Çocuklar ve kadınlar kanserden ölüyorlar. 

Birileri de siyasi iktidar mücadelesi için her şeyi ama her şeyi kullanmayı mübah görüyor. 

Toplumsal kutsallar ve toplumsal din dışı olanlar bu kadar yoğun olarak dayatılıyorsa burada bireysel değil toplumsal bir mücadele olduğunu görüyoruz. 

Buna alan açan da din. 

Dinin yanlış anlaşılması ve yüzyıllardan beri iktidar mücadelesi için kullanılması yani Teolojipolitik olarak dayatılması dini de sorunlu hale getirdi ve getirmeye de devam ediyor. 

Gelecek nesillerin bu sorunu çözmesini beklemek sanırım abartılı bir iyi niyet göstergesi çünkü bu durum Muaviye’den beri çözülemedi. 

Dine mesafeli olanlar bu coğrafyada hep eleştirildi ve ötekileştirildi. Bu kişilerin dine bakışları irdelendi ama aynı kişilerin dürüstlüğü ve erdemi önemsenmedi. 

Bu kişilerden biri de Uğur Mumcu’ydu. 

24 Ocak 1993 tarihinde aracına konan bombayla öldürüldü. 

Neden öldürülmüştü? 

Görünürde dine karşıydı ama esas öldürülme sebebi araştırdığı bir dosyaydı. 

Abdullah Öcalan’ın bir müddet Millî İstihbarat Teşkilâtı için çalıştığı iddiasını araştırması…

Kızının babası hakkındaki konuşması: 

Bugün Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü. 

Acı olan da hala daha katillerinin bulunamaması. 

30 yıl savaşları diye nitelememin bir sebebi de bu aslında. 

Aradan geçen 30 yılda değişen bir şey olmadı demiştim ya, ispatı da başka bir suikast.  

30 yıl sonra Sinan Ateş Ankara’nın göbeğinde kurşunlandı ve onun da katilleri bulunamadı. 

Avrupa 30 yıl savaşlarının sonunda Münster ve Osnabrück şehirlerinde Westfalya Antlaşması imzalandı. 

Avrupa biraz da olsa dinle ilgili sorunları çözdü. 

Biz bu konuyu çözemediğimiz gibi bir de bunun üzerine Milliyetçiliği ekledik…

“Bunun adı solculuk mu? Yoksul erlerin üstüne kurşun yağdıran, banka soyan eşkiyalık mıdır solculuk? Böyleyse, yerin dibine batsın böyle solculuk… Bunun adı milliyetçilik mi? Savcıları, yargıçları, üniversite öğretim üyelerini, emniyet müdürlerini öldüren, yurttaş kanı içen canavarlık mıdır milliyetçilik? Böyleyse, yerin dibine batsın böyle milliyetçilik…”  (Uğur Mumcu)

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikSöz Konusu İnsan Hayatıysa (Duhok Olayı) 
Sonraki İçerikSon gelişmeler sırasında politikacıları anlamakta zorlananlara yardımcı olmak isterim
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz