Erdoğan’ın güven siyaseti

0

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç ve dış siyasetteki zikzaklarını yazmakla bitiremeyiz.

Buna karşın ne yaparsa yapsın, olumlu veya olumsuz, her davranışına itibar edilen bir siyasetçidir kendileri.

Aynı şahsı, ülkeyi, partiyi, grubu veya zümreyi bir gün düşmanlaştırsın, bir gün de dostlaştırsın; her iki durumda da olumlu karşılık buluyor. 

Bunun onlarca örneği var.

Sayın Erdoğan, siyasi manevra kapasitesi yüksek bir lider.

Örneğine az rastlanılır.

Altılı Masadaki liderler başta olmak üzere muhalefet parti liderlerinin hiçbirinin böyle bir özelliği yoktur. 

Bu nedenle muhalefet cephesinin, seçimlerde eğer bir zafer kazanmak istiyorsa öncelikle seçmen nezdinde, toplumda tıpkı Erdoğan gibi bir güveni tesis etmesi gerekecek.

Bunu başaramayan bir muhalefet, iktidarı ancak rüyasında görür.

Erdoğan’ın bu güven siyaseti sebebiyle olsa gerek, bugün ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve politik sorunlara karşın çözüm adresi olarak hala AK Parti görülebiliyor.

“Evet, birtakım problemler var ama çözerse yine Erdoğan çözer” inanışı bundan.

 Çözümün adresi muhalefet görülmüyor.

Bir dönem yüzde 20’leri aşan kararsızlar dahi geldikleri parti, AK Parti’ye dönüş yapmaya başladılar.

20 yıllık AK Parti iktidarının en büyük başarısı, Erdoğan’ın topluma sürekli pompalayıp yerleştirdiği bir türlü yıkılmak bilmeyen bu güvenidir.

Gelin sizinle kısa bir tarihi gezintiye çıkalım!.. 

15 Temmuz hain darbe girişiminin ABD ile birlikte faili görülüyordu Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).

Her ne olduysa oldu, iktidarın küçük görünümlü büyük ortağının ifadesiyle ‘kanka’ olundu.

Washington Post yazarı Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti.

“Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan bizden belgeleri almak istedi. Belgeleri dinletiriz ama vermeyiz. Bir de bunları yok mu edeceksiniz? Ses kaydında üst düzey asker açıkça ‘Ben kesmeyi iyi bilirim’ diyor. Bunlar dünyayı enayi zannediyor, insanları enayi zannediyor. Bu millet enayi değil, hesabı sormasını bilir.” denmişti. 

Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin 26 sanığın yargılandığı dava dosyası, Suudi Arabistan adli makamlarına devredildi. 

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile de ‘kanka’ olundu.

Mavi Marmara saldırısı.

İsrail askerleri tarafından açılan ateşle 10 Türk yardım gönüllüsü hayatını kaybetti, 50’den fazla gönüllü de yaralandı. 

Sarayda ağırlanan İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, 2008 yılından bu yana Türkiye’yi ziyaret eden ilk İsrailli lider oldu.

İsrail’de şu sıralar Netanyahu dönemi yeniden başlıyor. 

Hamdolsun aramızdan su sızmıyor. 

Filistin davası mı dediniz?

O ölmedi, kalbimizde yaşıyor.

Her taşın her olayın altında bulduğumuz Amerika ile ilişkilerimize ise zaten diyecek bir söz yoktur.

Daha yakın zamanda Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi’nin yapıldığı Bali’de ABD Başkanı Joe Biden ile görüştü.

Üstelik bu görüşme, ülkenin İçişleri Bakanı tarafından 6 kişinin hayatını kaybettiği, 81 kişinin de yaralandığı İstanbul Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde patlayan bombanın faili olarak ABD ilan edilmişken. 

Günün sürpriz yumurtası ise 2022 FIFA Dünya Kupası’nın yapıldığı Katar’dan geldi. 

Başkent Doha’ya giden Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile samimi pozlar verdi. 

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı da unutmamak lazım. 

Rabia’nın Ruhuna el Fatiha. 

2013 yılındaki askeri darbeyi protesto etmek amacıyla Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler destekçileri tarafından kullanılan el işaretinin. 

Hani meydanları inim inim inleten Erdoğan’ın “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” diyerek kullandığı. 

Mahkeme salonunda hayatını kaybeden Mısır’ın demokratik yöntemlerle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kemikleri sızlamış mıdır, mezarında ters dönmüş müdür?

Onu bilemem.

Şimdi geriye tek bir kişi kaldı.

Önce Esad’dan Esed’e dönüşen. 

Şimdi de “Esed”den “Esad”a geçiş yapılmaya çalışılan. 

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad.

Konuya ilişkin Sayın Erdoğan’ın son açıklamasını hatırlayalım.

“Vakti, saati geldiğinde Esad’la da görüşebiliriz” sözüyle ilgili Erdoğan, şöyle konuşmuştu: 

“Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz. Şu anda Türkiye olarak, bu konularda sıkıntılı olduğumuz ülkelerle ilişkileri yeniden ele alabiliriz. Hele hele haziran seçiminden sonra bir sil baştan yapabiliriz. Ve buna göre de yolumuza o şekilde devam edebiliriz.”

Şahsen Dünya Kupası’nda Esad’ı da görmeyi bekliyordum.

Demek nasip başka baharaymış.

Bu gelişmeler karşısında muhalefet, 7/24 medyada, sokakta Erdoğan’ın bu tezatlıklarını anlatsın; inanın değişen bir şey olmayacaktır. 

Onun, ne yaparsa yapsın inanmaya hazır, küçümsenmeyecek kadar büyük bir kitlesi var. 

Alacakları cevap şu olacaktır: 

“Reis doğru yapıyor”, “O zamanın şartları öyleydi şimdi de böyle”, “Bu siyaset, her şey mubah.”

Açıkçası muhalefete, bunlar üzerinden yürümesini de tavsiye etmem. 

Çünkü bu sokak, çıkmaz sokaktır.

Kazananı her daim Erdoğan olacaktır. 

Peki muhalefet, Erdoğan’ın bu güven siyasetini aşabilir mi?

“Deveye hendek atlatmak” kadar zor ancak imkânsız da değil. 

Yeter ki istek, arzu, heyecan, gayret ve ümit olsun.

Önceki İçerikRiya
Sonraki İçerikBir fotoğrafa bakıp rahatsızlık belirtenler büyük yanlıştalar.. Politikacılar öyledir…
1978 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü mezunu; Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu; Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu mezunu. 2001 yılında gazetecilik hayatına başladı. Erzurum'daki yerel gazetelerin çeşitli birimlerinde 3 yıl çalıştıktan sonra Diyarbakır ve Ankara'da Parlamento Muhabirliği başta olmak üzere çeşitli alanlarda 11 yıl gazetecilik yaptı. 2017 yılından itibaren ise Ocakmedya'da yazmaya başladı. Halen Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktadır.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz