Fehmi Koru ile bir demokrasi sohbeti

0
Latest posts by Levent Bilgi (see all)

Sabahları çayımı yudumlarken Fehmi Koru okumak iyi geliyor bana. “Demokrasiler ülkeleri yanlışa düşmekten koruma mekanizmalarına sahiptir; hiç değilse şimdilik” adlı yazıyı okurken bir Rusya, Suriye  gibi olmadığımıza sevindim doğrusu.

Ama kötü misal olmaz sırrınca kendi demokrasi geçmişimizi de düşünmeden edemedim. 23 Aralık 1876 bizim ilk resmi demokrasi deneyimimiz. Belki dünya tarihinde örneği görülmeyecek kadar muhteşem Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’de bu yılda yazıldı. Kemal ve arkadaşlarının Demokrasi/Meşrutiyet mücadelesi yıllardır devam ediyordu. Bu mücadele sonunda Kemal Mağusa’da sürgüne gönderilmişti. Ancak Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a dönebildi.

Yani en az 150 yıllık bir demokrasi tarihimiz/mücadelemiz/kavgamız var.

Savaş öncesi Suriye’de bir toplantıya katılmıştık. Halep, Şam, Laskiye neredeyse her yeri gezdik o cennet ülkenin. Bölgedeki Arap, Türkmen, Kürtlerle sohbetlerimiz oldu. Gezi sırasında yanımızdan gölge gibi ayrılmayan bir istihbarat şefi bir toplantıda ülkeye demokrasinin geldiğinden, başkanın ne kadar demokrat olduğundan filan bahsetti.

Ben Suriye’nin aldığı yolu takdir ettikten sonra; “Hiç demokrasi görmemiş bir ülkeyi, insanları gücünüz varsa baskı ile, zorbalıkla yönetebilir, herkesi susturabilirsiniz. Ama biraz demokrasi insanlara, ülkelere kaos, mutsuzluk huzursuzluk getirir. Kaliteli yaşamak, kaliteli bir ülke olmak istiyorsanız biraz değil, tam demokrasiniz olmalı. Demokrasilerin biraz birazı olmaz. Demokrasiler ya heptir ya da hiç.”dediğimi hatırlıyorum adamın rahatsız olduğunu görerek.

Bir zaman bir iktidar parti milletvekili bir arkadaşımızla sohbet edecektik. Malum arkadaşınız da olsa insanlar milletvekili olunca kayıplara karışıyor. O gece biraz da dolmuş olmanın heyecanıyla gruptaki diğer arkadaşlarla beraber idareyi, yönetim şeklini, demokrasiden, hedeflerimizden sapmaları topa tutmaya başladık. Ama bizi bir sürpriz bekliyordu. Bu dost sohbetinde bir de baktık ki bu milletvekili arkadaşımız kendi partisini, iktidarını, uygulamaları bizden çok eleştiriyor. Bir takım problemlere bizden yakın olduğu için öyle örnekler verdi ki bizim ağzımız açık kaldı. 

Arkadaşımızın ve vekillerimizin bu bilincine sevinerek, “Peki bunları niye dile getirmiyorsunuz, hem partiyi hem sizi sıkıntıya sokacak bu uygulamaları niye düzeltmeye çalışmıyorsunuz?” diye sorduğumuzda kocaman bir tebessümle karşılaştık.

Geçmiş bir seçim zamanı bölgesinde bir partiden ağırlığı olan bir arkadaşımız nabız yoklamak için arkadaşı olan bir genel başkan yardımcısından randevu alarak Ankara’ya gitti. “Biliyorsunuz dedi, partiye şu kadar yıllık şu kadar hizmetim var. Bilinen, tanınan bir insanım. Sizce milletvekili adayı olayım mı, şansım nedir?”

Aldığı cevap ilginç: “Sana aday ol veya olma diyecek konumda değilim. Ama dostluğumuza binaen şunu söyleyebilirim: Partide hiç kimsenin hiçbir garantisi yok. Ben genel başkan yardımcısı olarak yarın nerede olacağımız, hatta milletvekili gösterilip gösterilmeyeceğimi kendim için bile bilemiyorum. Her şeyi bilen tek bir adam var. Kim ne derse desin gerisi boş.”

İşte bizim demokrasimiz.

“Demokrasi despotizmin en ileri şeklidir.” diyen bilgenin acaba bir bildiği mi vardı?

Önceki İçerikMütref (Şımarık, Azgın, Zorba, Riyakar, Seçkinler)
Sonraki İçerik“Köylüyüz” Diye Bizi Hor Görme Koçum, Pratik Zeka Bizde!…
(Özgeçmiş ve özgelecek) İzmir'in yokuşlu sokaklarında doğdu. Kuşadası'nın denizlerinde sonsuzluğun lezzetini tattı. İstanbul'da okudu. Ordu, Zonguldak, İstanbul, Şanlıurfa'da dersler yaptı. Hayatı, edebiyatı, Kur'an ve Risale (okumayı değil) çalışmayı önemsiyor. Bunların monotonlaştırılmalarına,sıradanlaştırılmalarına, dünyevileştirilmelerine karşı çıkıyor. Artık okuyarak değil, okuduklarımız üzerinde çalışarak, kafamızı çatlatırcasına düşünerek, tahkik ederek bir şeyler öğrenebileceğine inanıyor. Cenneti de cehennemi de önce bu dünyada görüyor. Varlığı, insaniyetini, duygularını ve düşünceyi önemsiyor. Artık nutuk, vaaz, ben en iyi bilirim zamanlarının bittiğine inanıyor. Hakikati eşit bir ilişki içinde; beraber, arayarak, bir masa etrafındaki çalışma grupları ile yakalayabileceğine, en azından hissedebileceğine inanıyor. Hayatı, dünyayı, varlığı, insaniyeti vs. anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Allah'ı, âlem-i gaybı ve ölümden sonrasını çok özlüyor ve merak ediyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz