Felsefe Yazıları: “Ben bir hiçim” 

0

Sri Nisargadatta Maharaj varlığın hiçlikten korkması gerektiğini, çünkü hiçliğin kaybedecek bir şeyinin olmadığını söyler. 

Tabi bu cümleyi değerlendirebilmek için anlamak gerek. Anlamak yeterli mi, şahsen ondan da emin değilim, çünkü insanlar olayların ayırdına varınca kendi anlamlarını var edebiliyorlar. Anlam ise müstakil bir hal aldığında insanın içinde kaybolmaması imkan dahilinden çıkıyor. 

Ama bu cümleyi yorumlayabiliriz ve bunun içinde önümüzde hiçbir engel yok, konu “hiçlik” ise daha da yok, çünkü bilincimizin bir “olay ufku” (kavrama gücü) olsa da hiçliğin yoktur. 

Ben öncelikle Maharaj’ın hiçlikle kastettiği şeyin eski Romalılarından ilk varoluşa dair ifade ettikleri “kaos” olduğunu düşünüyorum. 

Kaos, duyularımızın algıladığı kozmostan (düzenden) öte bir düzensizliği ifade eder ve tüm bilgeler evrenin aslında bir kaostan ibaret olduğunu, onu bir kozmos şeklinde algılayanın kendi duyularımız olduğunu ve duyularımızın ise isteğimize hizmet ettiği şekilde evrimleşerek olayları bir kozmos şeklinde algılamaya yöneldiğini söyler. 

Bilim adamları duyularımızın bir ötesi olduğu konusunda hemfikirler, ama ötenin bir kaostan ibaret olduğu konusunda hemfikir değiller, çünkü bunun yeteri kadar bilindiği kanısında değiller. Fakat bizim canlı bir organizma olarak sınırlı bir kozmosta yaşadığımız konusunda da yine hemfikirler. 

Sınırlı kozmosumuzun anlamı duyularımızın algıladığı ve bizim içinde kendi anlam dünyamızı inşa ettiğimiz sınırı ifade eder. 

Peki bizim sınırlı bir anlam dünyası içinde yaşadığımız düşüncesi gerçek midir? 

Aslında bu gerçektir, biz gerçekte de duyularımızın algıladığı sınırlı bir görü dünyası içinde yaşıyoruz ve tüm anlam dünyamızı da o görü sınırı içinde inşa etmiş bulunuyoruz; dahası, o sınırın dışına çıktığımızda bildiğimiz anlam dünyası yıkılıyor, karşımıza kaostan ibaret, yani bir düzensizlikten ibaret farklı bir dünya çıkıyor. Daha ötesi, kaostan baktığımızda ise, insanın kendisinin inşa ettiği küçük bir kozmosta (anlam dünyasında) yaşadığını ve gerçekte isteğine bağlı olarak o şekilde evirilerek kendisini öylesi bir görü sınırına kapattığını görüyoruz.  

İfade konusunda olayı buraya kadar anlıyorsak sanırım Maharaj’ın ne demek istediğini de anlayabiliriz, çünkü Maharaj yüksek ihtimalle “hiçlik” derken zihnin görü sınırından öte kaosu kastetmekte ve kendisinin farkında olduğu kaosa karşın kendisini küçük bir kozmosa kapatan insanın çarpışması durumunda kaybedeceğini söylemektedir. 

Kozmos o anlamıyla kaosla çarpışırsa elbette kaybeden kozmos olacaktır, çünkü kozmos görünürde bir sınırsızlığa işaret etse de aslında sınırın ta kendisidir, çünkü bir düzene işaret etmektedir ve her düzenin bir başlangıcı ve sonu vardır. Anlam ise insanın bu kozmos içinde insanın kendisine koyduğu sınırın içindeki ikinci bir sınırdır. Bu sınır ise yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi insani duyuların yapılandığı bir görü sınırıdır. Ve pek tabii olarak bu görü sınırındaki anlam yıkıldığında bu görü sınırı da yıkılmakta, insanın artık evrimle kazandığı ne varsa hepsi de onunla birlikte kaybolmakta, her şey yeni bir görü ufkuna göre yapılanma yoluna gitmektedir.   

Bu yıkım tam olarak insan evriminin yeni yaştan yazılması, her şeyin yeni bir görü ufkuyla algılanmaya başlanması demektir. 

Ancak varlık yoklukta kaybolur mu veya Maharaj’ın deyimiyle varlık hiçlikte kaybolur mu, onu bilmiyorum, bildiğim insanın algısal olarak hiçliğin farkına varmasıyla her şeyinin değişeceği ve yeni olana uyum sağlama yoluna giderken her şeyi yeni baştan soyutlamak zorunda kalacağıdır. Yapısal anlamda canlının evriminin de öylesi bir veçhe alacağı ise kaçınılmazdır, çünkü burada yalnızca insan değil tüm canlı algıladığı şekilde evrimleşmeye kodludur, zira canlı yaşamaya kodludur. 

Canlının yaşamaya kodlu (şartlı) olduğu görüşü anlaşılırdır, ancak kaosun farkına varanın ölümü bildiğimiz anlamda soyutlamaktan çıkması, onu yeni, daha doğrusu bir ölümsüzlük şeklinde soyutlama yoluna gitmesi ise henüz yeteri kadar anlaşılır değildir. Gerçi tüm evrenin canlı olduğu görüşü bu fikri desteklemektedir, ancak bu insanın henüz üzerinde yeni bir anlam inşa edeceği kadar açık ve sarih değildir. 

Belli ki insanın kendisini aşması ve kaosa ulaşması için yalnızca kozmosu aşması yeterli değildir, anlamı da aşması gerekir. 

Kaosa varan insan bildiğimiz anlamıyla eren (ermiş) insandır ve doğrusu artık o insanın bir sınırı yoktur. 

Sınırsızlık ise Maharaj’ın ifadesiyle o hiçliğin ta kendisidir.  

Umarım artık hiç olanın hiçbir şeyden korkmaması anlaşılmıştır. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz