Felsefe Yazıları: Bilimin Handikabı, Bilincin Oyunu

0

Zaman göreli bir kavramdır. 

Göreli olması sizin onu kendinize göre görmeniz ve almanızla ilgilidir. 

Gördüğünüz şeylerin değişiyor olması ise sizdeki zaman algısının hem nedeni hem de referansıdır. 

Gerçek anlamda ise zaman diye bir şey yoktur. 

Bu yukardaki dört temel belirleme pek çok şekilde kanıtlanmış bilimsel birer belirlemedir, onları günümüz veya geçmişimiz hakkında pek çok şeye uyarlayabilir, oradan hareketle pek çok şeyi pek çok açıdan bir tanıma veya izaha kavuşturabiliriz. 

Ancak öyle bir imkan olsa da bir sorunumuz var; zira bir süredir bilim ilerlerken bilgelik yerinde sayıyor ve insanlığın, dünyanın veya evrenin çehresi bilimsel anlamda yeni bir veçhe alıp yeni bir tanıma kavuşurken sosyal anlamda geriye düşmüş bulunuyor. 

Takdir edersiniz ki bilim evreni bilimsel bir çehreyle ifade etmeye çalışırken bilgelik onu sosyal bir çehreye göre ifade etmeye çalışır ve bu ifadeye esas inşa modelimiz sosyal bir yapılanma olduğu için bize bilimin izahından fazla bilgelerin izahı gerekmektedir. Çünkü şeyleri sosyal anlamda izah etme veya bir ifadeye kavuşturma şansını bize bilgeler vermektedir.  

Zaten bilimin bilgeliğe gereksinimi de bilgenin bilimi sosyal bir ifadeye kavuşturmasından dolayıdır; çünkü biz ne kadar arzu etsek de bilime göre değil, bilimle çelişmeyen bir bilgeliğe göre yaşamak zorundayız. 

Bizim bilime göre yaşayamama nedenimiz ise bilimin olayları spontane hallerine göre almasından dolayıdır ki, onun içinde sosyal yasalar yok, tüm yasalar doğaldır. 

Biz sosyal bir topluluğuz, bilim bize ne söylerse söylesin biz sosyal bir topluluğun gereklerine göre yaşamalı ve bilimi de pek çok açıdan sosyal bir topluluğun gereklerine göre düzenleme yoluna gitmeliyiz. 

Bunun dışında bilim elbette bağımsız olmalı, kendi özgün mecrasında işlenmeli ve amacı bizim de amacımız olan bu evrenin gizlerini çözmek üzerine olmalıdır. 

Yukarıdaki dört belirlemeye gelirsek, onlar bize hayatı sosyal, siyasal, dinsel ve olgusal anlamda açıklama, onların insan, doğa veya diğer canlılar açısından bir ifadeye kavuşturma fırsatı vermektedir. 

Bunun en önemli noktası ise belki de olguların bizde neden göreli algılandığına dair ifadeyi bir tanıma kavuşturması vermektedir; çünkü şeyleri ifade noktasında birbirimize ne kadar izah etsek de algılamamız kendimize göredir, ondan öte herhangi bir şey anlamaktan yoksunuz. 

Aslında bu o şey hakkında bir şey bilmediğimizle ilgili değildir, yalnızca o şey hakkında karşımızdaki kişi kadar ilgili olmamamızla ilgilidir; sonuçta bizdeki bilginin sınırı o şeye olan ilgimizle doğru orantılıdır ve ilgimiz farklı olduğu için o ifade noktasında bilgimize dönük bir çerçeve çizmektedir. 

Kuşkusuz bilginin bir sınırı veya çerçevesi yoktur, ama iyi olan şey sizin de bir sınırınızın olmaması ve o farkında olmasanız da o şey veya şeyler hakkında bir şeyler biliyor olmanızdır. 

Yani biri size bir şeyi anlatırken aslında bilmediğiniz bir şeyi anlatmıyor, yalnızca ilgi anlamında sizin ilgili olduğunuz bir konuyu anlatmadığı için siz onun sizden farklı olarak başka şeyler bildiği yanılgısına düşüyorsunuz. Kaldı ki o bilgi sizde de var ve o anlattıkça siz zaten onu anlıyorsunuz. Siz ancak onu hiç anlamıyor olsaydınız bu sizin o konuyla ilgili bir şey bilmediğiniz anlamına gelebilirdi. 

Yani sizde aslında o bilmediğinizi düşündüğünüz şeyi biliyorsunuz, yalnızca ilgi farkınız sizi o konuda bir şey bilmediğinize ikna ediyor ki; bu bilincinizin inandığınız şey hakkında size istediğiniz neticeyi vermesinden başka bir şey değildir. 

Takdir edersiniz ki sizi bu sonuca götüren bilinçte diğer uzuvlarınız gibi yaşama şartının, yani yaşama içgüdüsünün bir uzamıdır, sonradan gelişmiştir ve çabası size olanı açıklamak, bir ifadeye kavuşturmak içindir. 

İzah kendi başına işlenmesi gereken bir konudur, bilincin seslerden müteşekkil bir dil geliştirmesi de bu sonucun bir neticesidir; ama bilincin yaşama içgüdüsünün bir uzamı olması ve izahı o içgüdüye göre seçmesi ise kendisine göre bir izah geliştirmesi nedenidir.   

Buda tamı tamına bilincin bilimden bağımsız bir şekilde kendi arzusuna esas bir doğru üretmesidir. 

Bu noktadan sonra size kötü bir haberim olabilir! 

Ne yazık tüm sosyal olgular bu seçmenin bir neticesidir; artık siz buna istediğiniz, bildiğiniz veya bilmediğiniz tüm sosyal olguları dahil edebilirsiniz, çünkü tüm sosyal olgular bu seçmenin bir nihayetidir.  

Yukarıda saydığım dört temel belirleme de bu seçimin bir sonucudur; yani onların da bilimsel izahları var, ancak bilimle bir ilgileri yoktur. 

Yani aslında biz olmayan şeyi olmuş kabul etmiş ve o olmuş kabul ettiğimiz şeyin üstüne de arzumuza hitap eden -bizlik- bir gerçeklik inşa etmiş bulunuyoruz.  

Bu gerçeklik ise isteğimizin bir neticesi olduğu gibi onun üstüne bina ettiğimiz gerçeklikte o isteğimizin bir neticesidir.  

Affınıza sığınarak daha ileri gitmeyeceğim ve yukarıda sarf ettiğim sözleri de daha fazla açmayacağım, buna gerek olmadığını düşünüyorum, çünkü anlayan zaten bu temel belirlemelerden sonra ne demek istediğimi anlamış ve anlattıklarımın nereye kadar uzandığının farkına varmıştır. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz