Felsefe Yazıları: ‘Çin Felsefesi’ 

0

Dünyada bilindiğinin aksine Çin felsefe geleneği Batı felsefesi geleneğinden daha eskidir ve Batı felsefe geleneğinde değinilmemiş pek çok konu Çin felsefe geleneğinde işlenmiştir. Batı felsefe geleneği bunu ya görmemiş ya da görme şansı olmamıştır. Bunun Batı filozoflarıyla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum; çünkü bilgi peşinde olan birinin farkında olduğu bir bilgiyi görmezden gelmesi düşünülemez. 

Ama Batı kapitalizminin bunu es geçtiğini, Çin’i keşfettiğinde bilgi yerine Çinli bilgelerin geliştirdiği güce yöneldiğini söyleyebiliriz. Bu gücün matbaa, barut ve Tatar yayı gibi şeyler olduğunu bildiğinizi sanıyorum. Çayı ise hepiniz biliyorsunuz. Bugün dünyada içilen çayın menşei Çin’dir. Çinliler büyük yelkenli filolarıyla ilk dünya keşfine çıktığında Batı dünyası daha cadı avcılığıyla uğraşıyordu. 

Tabii bu felsefe yalnızca Çin’le de sınırlı değildir, Batıdaki pek çok kaynağın menşei Çin ve Hindistan ile birlikte, Ortadoğu taşıyıcıları olan Persler ve bunu kendi bünyesinde değerlendiren Araplardır. Örneğin bugün zevkle okuduğumuz tüm Eski Yunan filozoflarının belge ve kitaplarına Araplar sayesinde sahibiz. Çünkü Hıristiyanlaşan Avrupa o kitapları yakarken, Müslümanlaşan Ortadoğu o kaynaklardan ele geçirdiklerini Arapçaya çevirdi ve gün geldi Avrupa’da eski filozofluk geleneğinin esamisi okunmazken, Arap bilginler o kaynaklar üzerinden öğrencilerine ders verdi. Batı dünyası tekrar felsefeye döndüğünde ellerinde bir tek Arapçaya çevrilmiş kaynaklar vardı, onlarda onları tekrar Arapçadan kendi dillerine çevirdiler. 

Bugün dünyada gerçek anlamda felsefe tarihi hakkında bilgi sahibi olunmak isteniyorsa kesinlikle Çin ve Hint ve sonrasında Arap felsefesi es geçilmemelidir. Bir zamanlar Avrupa’da zuhur bulan tüm felsefe ekolleri onlardan daha eski bir zamanda Çin ve Hindistan’da vardı. Dahası, Avrupa’da olmayan, hatta sözü bile edilmeyen pek çok ekol Çin ve Hindistan’da vardı ve Avrupa dünyası bunların farkına ancak İngilizlerin tüm dünyaya hüküm sürebilir duruma geldikleri bir zaman sonra gördü. Burada İngilizlerin hakkını (!) yememek lazım, neredeyse gördükleri her kitabı çaldılar tümünün değilse bile önemli bir kısmının çevirisini yaptılar. Sonradan Rusların çaldıkları da var ama onlar ne oldu haklarında bir bilgiye sahip değilim. Bildiğim Budist veya Konfüçist keşişler tarafından saklanan ve Çin, Tibet ve Moğolistan mağaralarında saklı tutulan yüzbinlerce kitabın İngiliz ve Ruslar tarafından talan edildiği ve akıbetlerinin ne olduğunun bilinmediğidir. 

Bu yazıyı genel bir değerlendirme şeklinde yazıyorum. Sonraki yazılarda hangi Çinli filozofun hangi konuları işlediği, Çin felsefe okulları arasındaki ilişkiler, farklılıklar ve hangi felsefelerin birbirlerinden etkilendikleri üzerine olacak. Bugün sinemalarda izlediğiniz pek çok kung-fu ekolü direkt olmasa da aslında dolaylı yoldan o felsefe ekollerine işaret etmektedir. 

Anlayacağınız Çin felsefesinin yalnızca dövüş sanatlarıyla özdeşleştirilmesi biraz haksızlık olmuştur. Kaldı ki Çinliler bu sanata dövüşmek için başlamadılar, bedeni sporla tekrar dirilterek verem vb. bedenin zayıf düşmesi sonucu zuhur eden hastalıkları alt etmek için başladılar. Çin’in bu yönde geliştirdiği tıp bilgisi ise ayrıca özel bir yazının konusu olacak kadar kıymetlidir. Bugün dünyanın önemli bir kısmı hala Çin tıbbından yararlanmaktadır. Bazı ülkeler ise alternatif tıp niyetine eğitimini vermektedir. Ayrıca piyasada alternatif tıp diye peydah olan önemli bir kesimi ise menşeini Çin tıbbından almaktadır. Tabi şu yanılgıya da girilmesin: bugün alternatif tıp dediğimiz tıp dünyası yalnızca Çin menşeli değildir, bu eskiden dünyanın her yerinde vardı ve doğrusu çoğunun bir diğerinden haberi bile yoktu. Ama bu işi pek çok ülkeden daha sistematik bir şekilde işleyen ülkenin Çin olduğu söylenebilir. 

Çin`in bir güzel özelliği ise Batı dünyasında olduğu gibi orada da kadın filozofların olması ve bu kadınların görünür olmasıdır. 

Bildiğiniz gibi Batı dünyasında da kadın filozoflar vardı ama neredeyse hiçbiri saygı görmüyor, layık oldukları konuma oturmalarına izin verilmiyordu. Batı dünyasının aksine Çin kadın filozoflara da değer veriyor ve onları layık oldukları yere oturtuyordu. Ancak Batı geleneğinde olduğu gibi Doğu geleneğinde de katı bir kast sistemi vardı ve bu sistemde kadın filozoflar saygı görse de sıradan kadınların öyle bir şansları yoktu; itaat mutlaktı, büyüğün sözü küçük olan için her daim bir emirdi. Kadınların esamisi ise neredeyse hiç okunmuyordu ve işin kötüsü bu mutlak itaat şartına Çinli kadın filozoflarda destek veriyordu. 

Eminim Çin felsefesi denildiğinde aklınıza yalnızca Lao Tzu ve Konfüçyüs’ten fazlası gelmiyordur. Felsefeyle ilgisi olanlar belki biraz daha fazlasını biliyordur, ama Çin felsefesine özel bir ilgisi yoksa ondan fazla filozof sayacağından emin değilim. Size şimdilik bu kadarını söyleyebilirim; binlerce var ve bugün bile eğittim kitaplarınızda gördüğünüz “izafiyet kuramı” veya Marksistlerin çokça dile getirdikleri “diyalektik” gibi kuramları o filozoflar yüzlerce yıl önce tartışıyordu. Siyaset, toplum, mantık veya etik kuramları ise zaten bu işin olmazlarıydı. 

Şu notu da düşmeliyim tabi: tüm o filozofları işlemem için binlerce sayfa yazı yazmam gerek, (Ki emin olun o kadarı Çin’de bile yok) buna imkan yok, o yüzden önemli ekoller üzerinden gitmeye çalışacağım ve Hint ile Avrupa felsefesine de kısmen vakıf olduğum için bazı karşılaştırmalar da yapmaya çalışacağım.  

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz