Felsefe Yazıları: İfade

0

İfade; görülen, duyulan veya algılanan herhangi bir şeyi izah ederken tercih edilen anlatma şeklidir. 

Bu tercihin iki şekli var; biri seçilmiş ifadedir ve diğeri de şartlı ifade. 

Seçilmiş ifade aklın bir tezahürüdür. 

Şartlı ifade ise tecrübenin… 

Aklın ve tecrübenin at başı gittiği bir ifade ise pek azdır, çünkü olay ya tecrübe edilmiş, artık akla o düzeyde bir ihtiyaç yoktur ya da kontrol akılda, henüz tecrübi zekaya o düzeyde bir güven yoktur. 

Ama akılsız bir tecrübe veya tecrübesiz bir akıl hiç yoktur, zira yaşama şartının bir uzvu olan aklın yetersiz kaldığı yerde hayatın aklı devreye girmektedir. 

Ancak hayatın aklı yaşama şartını yaşama içgüdüsünden almaktadır. 

Tabi yaşama içgüdüsü deyip atmamak gerek, çünkü bizdeki yaşama arzusunu o tamamlamaktadır; dahası, bilindik akla amacını da o vermektedir. 

Zira akıl çözümleme merkezli olsa da onun bir amacı yoktur, bu amacı ona yaşama içgüdüsü vermektedir. 

İnsanda yaşama içgüdüsünün yönlendirdiği pek çok seçilmiş davranış biçimi vardır ve bunların bir kısmı arzuya dayansa da bir kısmı da yaşama içgüdüsünün bizzat beslediği seçili davranış biçimine dayanmaktadır. 

Arzunun temelinde seks yapmak veya dans etmek gibi eğlenmeye dayalı şeyler varken, yaşama içgüdüsünün temelinde ise yaşama şartının bizi hayatta tutması çabası vardır. 

Hayatta tutmanın veya tutunmanın temelinde ise seçme şartı vardır ki, aklın bizzat kendisi de o şartın bir uzamıdır. 

Ama diğer yandan arzu içgüdüden veya içgüdü arzudan bağımsız değildir, çünkü arzu içgüdünün amacını tamamladığı gibi içgüdüde arzunun amacını tamamlamaktadır. 

İfade dediğimiz şeyde aslında bu seçili güdüsel davranış biçiminin bir uzamıdır, ancak onun ne varlık amacı ne de vasıfsal durumu kendisine dönük değildir, onun amacı olanı en az iki kişi arasında bir ifadeye kavuşturmak içindir.  

Ve tüm sosyal davranış biçimleri bu ifadenin tasarrufundadır, çünkü sosyal olan her şey ikinci bir kişiyle olan ilişkiyi kapsamaktadır. 

Sosyal davranış biçimleri ise aklın tezahürüdür, ancak bu onun temelinde yaşama şartının olmadığı anlamına gelmemektedir, çünkü hiçbir davranış yaşama içgüdüsünün beslediği o yaşama şartından bağımsız değildir, sonuçta insana sebebini yaşama şartının beslediği o içgüdü vermektedir.   

İfadeye gelirsek, sonuçta ifade de yaşama şartının bir uzamıdır, temelinde seçme değil, seçilenin karşı tarafa izah edilmeye çalışılması vardır ve bu sebeple ifade de aslında seçili sosyal bir davranış biçimidir.  

İfadenin her kişide birtakım farklılıklar arz etmesi sebebi ise tecrübenin farklılıklar arz etmesi ve aklın onu kendi özgün tecrübesi içinde alması sonucudur. 

Fakat aynı kişi bile olsa ifadenin her seferinde farklılıklar göstermesi sebebi ise farklı anların farklı duyumlara kaynaklık etmesi sonucudur, sonuçta ne bir an ikinci bir anın aynısıdır ne insan ne de insanın o anlara dair duyumsaması. 

İfade ise kendisini duyumlara göre gösterir. 

Ama birinin bir şeyi diğer bir kişiden daha iyi ifade etmesi nedeni duyumların her kişide farklı olması nedeninden öte, kişinin gözlediğine olan ilgisiyle alakalıdır; yani kişi bir şey ile alakalıysa onu diğerlerinden farklı olarak daha güzel veya daha detaylı anlatması bir kaçınılmazdır, çünkü ilgi kişinin sebebine karşılıktır ve sebep kişi için ne kadar önemli ise kişinin o şeyi diğer kişilerden farklı ifade etmesi de o oranda bir olasılıktır. 

Yani kötü ifadenin akılsızlıkla bir ilgisi yoktur, bu bütünüyle kişinin seçtiği konuya olan ilgisiyle ilgilidir. 

Kısaca anlatacak olursak; ilginin bilgiyi beslediği kuralı kesinlikle evrensel bir kuraldır.       

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz