Felsefe Yazıları: Sahi ben kimim, nereye gideceğim, ya da nereye gitmeliyim?  

0
Latest posts by İbrahim Yersiz (see all)

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra memleket diyebileceğim bir yere varmaya çalıştım.  

Pek çok yere vardım, pek çok yer gördüm, ancak içinden “Bu benim memleketim” diyebileceğim bir yere varamadım, öyle bir yer görmedim ve öyle bir yer var mı, ondan da emin olamadım.  

Sahi ben kimim, nereye gideceğim, ya da nereye gitmeliyim, onu da bilemedim, hala yolda ve bulacağımı umduğum o yere gitmeye çalışıyorum. 

Sanırım dostlarım beni anlamıyor, dost dediklerim de öyle; kararsız görünce olduğum yerin kalmak istediğim yer olduğunu düşünüyor. 

Olduğum yer bana ait değil, kim bilir belki de olmayı umduğum yerde öyle.  

Gitmeliyim! 

“Nereye?” derseniz, onu bende bilmiyorum! 

Sanırım nereye gideceğime yol giderken karar vereceğim!  

Ama korkarım karar vermeden ya yorulduğum yerde kalacağım ya da gömüldüğüm yerde. 

Gördüğüm kadarıyla tanıdıklarım benden ağacın gösterdiği sabrı göstermemi bekliyor. 

Köklerim olsaydı bu sorun olmayacaktı. 

Ne var ki ayaklar yürümek içindir ve ben dursam da onlar doğalarının gereğini yapmaya çalışıyor. 

Ağaç sabit dursa da aradığına kökleriyle ulaşmaya çalışıyor, insan ise aradığının olduğu yere yürüyor ve o nedenle ağacın standart bilinci ile insanın standart bilinci arasında -yaşama dürtüsü dışında- en ufak bir ortaklık bulunmuyor. 

Fakat ne var ki ayaklar yol gitse de, aradığım nedir, nerededir, ne arıyorum veya ne aramalıyım bu konuda en ufak bir fikrim bulunmuyor. 

Para mı aramalıyım? 

İnsanların parayla bulmayı umdukları şeyi aradıklarını ama bir türlü bulamadıklarını, para stokçuluğuyla ömürlerini bir çöp istifçisi gibi tükettiklerini ve yaptıklarının yanlış olduğunu ancak hayatlarının son demlerinde öğrendiklerini bilmiyor değilim.   

Ben hayatının son demlerinde yaptığı hataları kazanacağı sevaplarla değiştirmek için telaşla önüne çıkan herkesin ve her şeyin üzerinden sevap satın almaya çalışan o aşağılık ruhlardan değilim, zaten hep iyi olmaya çalıştım ve iyiliği sevap kazanacağım için değil, doğru olduğuna inandığım için yaptım. 

Varsın “Kendine iyilik yap” diyen dostlarda iyiliğin ikinci bir kişiye yapılmadan iyilik olmadığını öğrenmeden hep kendilerine iyilik yapsınlar. 

Kendisini, çoluk çocuğunu, eş-dost ve yolda kalmışını sahip olduklarından mahrum ederek istiflediği serveti son kertede nakde çevirip hacca gidenlerden ise hiç olmadım, çünkü bir çocuğun gözyaşını bin hacca bedel gördüm.  

Ve o hacılar merak etmesin dünyada yeterince gözü yaşlı çocuk var; dahası, iyilik yapmanın yalnızca bir şeyler bağışlamak olmadığını, dünyada yapacağımız iyiliğe muhtaç insanlar varsa, o zaman esas olanın o iyiliğe muhtaç olma halinin çözümlenmesi gerektiğini… 

Doğrusu benim elime bir şeyler geçti ama ben hiçbir zaman o elime geçen şeylerin sahibi olmadım, aksine zorladığımda onlar benim sahibim olmaya başladı; o yüzden vaz geçtim, nefsime köle olmaktansa efendisi olmaya seçtim. 

Elbette herkes gibi ego beni de vazgeçtiğim şeylere karşı kışkırttı, “O senin-bu senin” diyerek elimde olanı elimde tutmayı tembihledi; ancak onları her sahiplendiğimde onların hayatımı elimden aldığını, beni anlamın değil hırsın bir neferi, kölesi durumuna getirmeye çalıştığını gördüm. 

Hırsla mal-mülk ve para edinmek ne için? 

Madem yemeden, içmeden ve gönlünce değilse bile mutlu olmanın anlamına erişmeden, bir dosta yardım edip, bir garibi içinden çıkamadığı dertten kurtarmadan o mal-mülk ve parayı geride bırakmak var, bu çaba niye? 

Çocuğuna bir servet mi bırakmak istiyorsun? 

Gerçekten amacın bu mudur? 

Amacın bu ise bilmeni isterim; sana ait olduğunu sandığın bir hayat için kendi hayatını harcıyorsun. 

Hiçbir hayat bize ait değildir, o hayat hayatını idame ettirebilir duruma gelene kadar bize teslim edilmiş bir emanettir. 

Biz o emanetti nasıl zengin yaptığımıza değil, nasıl iyi bir insan yaptığımıza bakalım. 

Çünkü biz o insanı zengin biri yaparak ona iyilik etmiyoruz. 

Hem neden merak ediyorsun ki; o insanda o cevher varsa zaten kendisi kazanacaktır o serveti. 

Sen önce ona ne verdiğine bak; iyi olmayı mı öğretiyorsun yoksa iyiliği toprağa gömüp bir servete sahip olmayı mı? 

Gerçekten servetin iyilikten daha değerli olduğunu mu düşünüyorsun? 

Bana kalırsa öyle düşünüyorsan değerli olanın ne olduğunu sende bilmiyorsun. 

Şu kadarını söyleyebilirim: servet bilince galebe çalmış egonun başkalarıyla yarışta biriktirdiği çöptür ve sende o çöpü biriktiriyorsan sende o çöp istifçilerinden birisin. 

Çünkü hayatın amacı istiflenen şeylerle birlikte yaşamak değil, onların aracılığıyla iyi bir hayat yaşamaktır. 

O yüzden siz siz olun insanlara istifçilik yapmayı değil yaşamayı öğrettiniz. 

Önceki İçerikGönüller’in Fethi
Sonraki İçerikMerkez Bankası’nın Faiz İnadı
İbrahim Yersiz 1967 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesinde doğdu. Eğitimine aynı yerde başladı. Gazeteciliğe ilk Yeni Ülke ile başladı, sonra Özgür Gündem ile sürdürdü. Daha sonra bağımsız olarak muhtelif gazete ve dergilere bilgelik üzerine yazılar gönderdi. Olasılık Prensibi Okulu ve Kaçıklar Gezegeni adında iki kitabı var. Halen bilgelik üzerine çalışmaları sürüyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz