Fikri Kaya ve Fıkra Tadında Rize Anıları

0
Prof. Dr. Orhan Yılmaz
Latest posts by Prof. Dr. Orhan Yılmaz (see all)

Ankara Ziraat Fakültesi’ne 1977 yılında giren Fikri (Kaya) Abi, samimi arkadaşları arasında “Ufaklık” olarak anılır. Boyu 1.91 cm olduğu için.

Boyunun uygunluğu nedeniyle gençlik yıllarında basketbol oynamıştır. Hatta takımı ile birkaç kez Ankara 1. Lig Şampiyonluğu dahi vardır. 

Basketboldan önce, bir süre okulda izci olmuştur. 

Ben 1979 yılında ziraat fakültesine başladığımda, Fikri Abi’yi ilk gördüğümde ürkmüştüm. Boyundan dolayı.

Bilahare onu tanıdıkça, aslında kalbinin de o derece büyük ve şefkatli olduğunu anladım.

Fikri Abi, başkasına anlatıyor muydu bilmiyorum, bana sık sık enteresan fıkralar anlatır, acayip espriler yapardı.

-“Kanarya, sarı renkli güzel bir kuştur, ‘ciiik’ diye öter. Üstüne basarsan, ‘vıccık’ diye bir ses çıkarır” gibi.

Fikri Abi doğma büyüme “Angaralı”dır. Ankara’nın Eski Ankara Semti’nden. Aslen ataları, İç Anadolu’nun başka bir şehrindendir. 

Fikri Abi, birçok ziraat mühendisi mezunun tercih ettiği gibi, Tarım Bakanlığı’nda çalışmış ve emekli olmuştur (Bakanlığın adı o kadar değişti ki, bu yüzden sadece tarım bakanlığı yazdım).

Emekli olduktan sonra, 8 yıl süreyle Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Genel Sekreterliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini icra etmiştir.

Meslek hayatının ilk yılları, uzun süre Rize Tarım İl Müdürlüğü’nde geçmiştir. Orada uzun yıllar “Çiftçi eğitim ve yayım şube müdürlüğü” yapmıştır.

Bir insanın uzun süre yaşadığın şehir, mebzul sayıda Temel’in yaşadığı Rize olunca, haliyle birçok tatlı, enteresan hatırası da olur.

 Sözü, Fikri Abiye bırakıyorum, Fikri Kaya anlatıyor:

Rize’de Tarım İl Müdürlüğü, Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürü olarak çalışıyordum. Bir tarihte “Sığır Vebası Hastalığı” salgını çıktı. 

Hayvan Sağlığı Şube Müdür ise Ali Eroğlu idi. Bu konuda benden yardım istedi. 

Ankara’da Tarım Bakanlığından, Rize’de sığır vebası hastalığı için aşılama kampanyası yapılması konusunda talimat gelmişti.

Ali Beyin benden, bu konunun duyurulması için şehrin muhtelif yerlerine, bez afişler asılmasını istedi.

Bez afişlerin yazılması ve asılması konusunu, ilgili şube müdürü olarak ben yerine getirecektim.

Bez afişlerin üstüne yazılması gereken yazı;

SIĞIR VEBASINA KARŞI AŞILAMA KAMPANYASI BAŞLAMIŞTIR. RİZE TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ” idi.

Ben, piyasada bu tip işleri yapan bir tanıdık reklamcı arkadaşa gittim ve afişleri kısa sürede hazırlattım.

Afişlerin, ana arter caddelere asılması için, Rize Belediyesi’nden araç da temin ettik. 

Bu arada belirteyim, Rize’de faaliyet gösteren mahalli bir televizyon kanalı vardı. Ben, bu televizyon kanalında sık sık tarım üzerine sohbet programları yapıyordum. Televizyon kanalının sahibi ile de belli bir samimiyetim vardı.

Rize ile ilgili haberleri, ulusal basına ulaştıran kanal da bu televizyon kanalı idi. Ben, kanalın sahibine, bu salgın ile ilgili bilgi verdim. Ayrıca afişin birisi de, tam bu televizyon kanalının olduğu yere asılacaktı.

Ben arkadaşlara, kalan son afişi televizyon kanalının olduğu yere asmaları talimatını verip, daireye geldim. Odama gireli 5-10 dakika olmuştu ki, o mahalli TV kanalının sahibi arkadaşım beni aradı. Banai;

-“Fikri, bizim TV kanalının önüne bir afiş asmışsınız. Sığır Vebasına karşı sığırları aşılayacaksınız da, bizi ne zaman aşılayacaksınız?” dedi. Ben;

-“Ya, hayırdır? O ne demek?” dedim. Bana;

-“Buraya acilen bir gelebilir misin? Afişte çok orijinal bir şey var. Gel de, afişe bir bak. Yoksa, yarın kendinizi ulusal basında görürsünüz, tüm Türkiye’ye haber olursunuz.” dedi. Ben;

-“Gırgır geçmiyorsun, değil mi?” diye cevapladım. O;

-“Hayır, konu önemli, hemen gel.” dedi.

Ben bunun üzerine seri bir şekilde afişin olduğu yere gittim. Afişe bir baktım ki, kanalın sahibi haklı.

Şöyle bir şey olmuş. Afişleri yazan reklamcı arkadaş, yazıları beze yazmak için, kâğıt şablon hazırlamış. 

Kağıt şablon ile yazıları beze yazarken, boyların ıslaklığı nedeni ile kağıt şablon gittikçe yumuşamış. 

TV kanalının oraya astığımız en son afişi yazarken ise, şablon “… VEBASINA..” olan kısımdan yırtılmış ve şablon hafifçe ayrılmış. 

Ancak reklamcı arkadaş bunu fark etmemiş. Böylece afişteki ; 

SIĞIR VEBASINA KARŞI AŞILAMA KAMPANYASI BAŞLAMIŞTIR. RİZE TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ” yazısı şu halini almış:

 “SIĞIR VE BASINA KARŞI AŞILAMA KAMPANYASI BAŞLAMIŞTIR. RİZE TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ” idi.

 Ben afişteki bu hatayı görünce, TV kanalının sahibi arkadaş bana;

-“Sığırları aşılayacaksınız da, basın mensupları olarak bizi ne zaman aşılayacaksınız?” diye tekrar sordu.

Ben hemen afişi indirttim. Yoksa Türkiye çapında bayağı meşhur, daha doğrusu rezil olacaktık.

Fıkra gibi bir olayı başka bir gün yaşadım. 

Lojmana yeni taşınmıştım. Karşı dairede Hayvan Sağlığı Şube Müdürü Veteriner Ali Bey kalıyordu.

Ali Beyin kapısında “Veteriner Hekim Ali Eroğlu” yazılı bir tabela vardı. Benim kapıda hiçbir şey yazmıyordu.

Bir gece yatağa yattım, uyumuşum. Zilin çalması ile uyandım. Saat gece yarısından sonra 01.00 gibi idi. 

Yataktan kalktım, kapıyı açtım, karşımda 2 tane Temel. Selamlaştıktan sonra birisi;

-“Uşağum, Ali Bey evde midur?” dedi. Ben;

-“Bilmiyorum. Ali Bey’in evi karşı daire. Kapısında adı yazıyor. Onun ziline bastınız mı?” dedim. Bana ne dese beğenirsiniz?

-“Yooo uşağum, önce sana soralim da, sonra onun zilini basacağuz.

İşte, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde hayat böyle fıkra gibi geçiyor. Başka bir olay daha anlatayım:

Bir vatandaş, su ürünleri ile ilgili bir balıkçılık yatırımı yapacaktı. Diğer ilgili şubelerden arkadaşlar göreve çıkarken, bir personelimi de benim şubeden aldılar. 

Arkadaşlar göreve gittiler. Bir süre sonra görevden döndüler ama sürekli olarak aralarında gülüşüp, duruyorlar. Arkadaşlara;

-“Hayırdır? Niye gülüp, duruyorsunuz?” dedim. Arkadalar;

-“Müdürüm, sormayın. Başımızdan orijinal bir olay geçti.” dediler. Ben;

-“Ne oldu? Anlatın.” dedim. Onlar;

-“Müdürüm, şahsın su ürünleri projesini uygulamak istediği arazisine gittik. Şahsın projeyi uygulamak istediği arazi, bir vadinin içinde, tamamen çorak ve verimsiz bir yer. 

O arada biz konuyu konuşuyorduk. Yakınlarda bir ev vardı. Oradan bir şahıs, çıktı yanımıza geldi. Bize ne yapmaya geldiğimizi sordu. 

Biz de şahsa, 

-“Buraya birisi, su ürünleri ile ilgili yatırım yapmak istiyor, ona bakmaya geldik.” dedik. O şahıs bize;

-“Uşağum, pen size bir şey soracağum, aklima takildu da.” dedi. Biz;

-“Buyur, sor” dedik. O bize;

-“Tünya töniyor mu?” diye sordu. Biz;

-“Bunu bilmeyecek ne var. Dünya elbette dönüyor.” dedik. O bize;

-“Yok, yok, tönmiyor. Pen, tünyanun tönmediğune kanaat ketirdum” dedi.

Biz birkaç kez aramızda, “Dönüyordu, yok dönmüyordu” şeklinde karşılıklı tartıştık. 

En sonunda biz adama;

-“Dünyanın dönmediği konusunda niçin bu kadar ısrar ediyorsun?” diye sorduk. Adam bize;

-“ Uşağum, pen ha burada, bu çorak arazinun öninde yaşayrum. Her sabah uyanayrum ki, karşimda yine aynı bu çorak arazi ve karşida da şu tepeler vardur. 

Ne zaman ki pen bir sabah uyandiğumda, karşıda Adana’nın kavun, karpuz tarlalarını göreyrum, işte o zaman pen dünyanın döndüğüne inanayrum” demiş.

İşte Rize ve Rizeliler böyle. Bunu yaşayarak, anlamak lazım…

Önceki İçerikİnsan Herkesin Akılsız Olduğu Yerde Akıllı Olmaya Tahammül Etmiyor  
Sonraki İçerikKur’an’da İhanet ve Hainler
1962, Etimesgut doğumlu. Tokat’ın Zile İlçesi’nden Atatürkçü, milliyetçi, zooteknist, SP seveni, Alevî dostu, evcil hayvanların fahri avukatı, feminist ve motosikletçi bir köylü çocuğudur. 1984 yılında Ankara Ziraat F., Zootekni B.’nü bitirdi. 1997'de Birleşik Krallık, U. of Aberdeen’de yüksek lisans, 2007'de Ankara Ü., Fen Bil. Enst. (Zootekni B.)’nde doktora çalışmasını tamamladı. Mesleği ziraat dışında, Çerkez Kültürü ve Alevilik gibi sosyal alanlarda da amatörce akademik çalışmalar yapmaktadır. Kitap okumak ve motosiklet kullanmak özel ilgi alanlarıdır. “Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez” görüşünü savunan, hararetli bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusudur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz