Gazetenin resmi ilan ve reklamlarının kesilmesi ifade ve basın özgürlüğünün ihlali!..

0

Anayasa Mahkemesi, gazetenin resmi ilan ve reklamlarının kesilmesinin ifade ve basın özgürlüğünün ihlali olduğuna karar verdi. Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. ve diğerlerinin başvurusunu değerlendiren Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini kararlaştırdı.

Anayasa Mahkemesi’nin karara ilişkin açıklaması şöyle: Başvurucular, olayların geçtiği tarihte ulusal gazetelerin yayımcısıdır.  Başvurucular, gazetelerinde yayımlanan bazı haber ve köşe yazıları nedeniyle Basın İlan Kurumunca (BİK) çeşitli sürelerde resmî ilan ve reklamlarının kesilmesi kararı verilmesine itiraz etmiştir. İtirazları ilgili derece mahkemelerince reddedilen başvurucular Anayasa Mahkemesine ayrı ayrı bireysel başvuruda bulunmuştur.

İddialar

Başvurucular, gazetelerinde yayımlanan haberler ve köşe yazıları nedeniyle çeşitli sürelerde resmî ilan ve reklamlarının kesilmesine karar verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 14 bireysel başvuru dosyasını bu bireysel başvuru dosyasında birleştirmiştir. Tüm başvurularda, ulusal gazetelerde yayımlanan haberler ve köşe yazıları nedeniyle BİK tarafından gazetelerin resmî ilan ve reklamlarının kesilmesine karar verilmesinden şikâyet edilmektedir.

Başvurucu gazetelerin resmî ilan ve reklamlarının çeşitli sürelerle kesilmesi şeklindeki cezaların başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale olduğu kabul edilmiştir.

Müdahalenin yasal dayanağı 195 sayılı Kanun’un 49. maddesidir. Anayasa Mahkemesi daha önce Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Mat. Rek. Ltd. Şti. (3) ve Estetik Yayıncılık Anonim Şirketi kararlarında kanunilik yönünden daha ileri bir değerlendirme yapmadan bu kanun maddesinin uygulanması bakımından bazı anayasal sorunların bulunduğunu tespit etmiştir. Buna karşın Anayasa Mahkemesinin önüne gelmeye devam eden benzer başvurularda sorunlu uygulamanın süreklilik arz ettiğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, 195 sayılı Kanun’un 49. maddesini müdahalenin kanuniliği kriteri yönünden daha detaylı incelemiştir.

Bu kapsamda yapılan incelemede öncelikle 195 sayılı Kanun’un 49. maddesinde hangi fiillerin ne şekilde cezalandırılmaya konu olacağı hususunun tamamen BİK’in yetkisine bırakıldığı, BİK tarafından alınan Genel Kurul kararları ve bununla birlikte Yönetim Kurulu kararları için çerçeve hükümler düzenlenmediği ve sınırları belirsiz bir düzenlemeye kanun yoluyla imkân tanındığı açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesine göre başvurucuların hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmesini imkânsız kılan 195 sayılı Kanun’un 49. maddesinde yer alan kuralın öngörülebilirlik koşulunu sağladığı söylenemez.

Bunun yanında Kanun’un evrak üzerinde şeklî bir inceleme önermekte olduğu; mahkemelerin uygulamada önlerine getirilen işin esasını çözmedikleri ve yalnızca cezanın öngörülen usul izlenerek yapılıp yapılmadığını denetlediklerine vurgu yapılmıştır. İnceleme konusu Kanun maddesinde önerilen usule ilişkin uygulamanın henüz yerleşmemiş olmasının; temyiz aşamasında bu konuda verilen kararlar ile derece mahkemelerinin önündeki dosyalarda muhakemeyi nasıl yürüteceklerine ilişkin olarak Kanun’da mevcut olan belirsizlik daha da derinleştirdiğine dikkat çekilmiştir.

Anayasa Mahkemesi başvuruya konu müdahalelerin kanunilik ölçütü yönünden başvurucuların Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri ile korunan haklarını ihlal ettiği ve ihlalin ifade ve basın özgürlüklerinin korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip olmaması nedeniyle doğrudan kanundan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.  

İncelemeyi somut olayın koşulları çerçevesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri yönünden devam ettiren Anayasa Mahkemesi, olaya konu başvurularda BİK tarafından çatışan haklar arasında bir dengeleme yapılarak adil bir dengenin gözetilmediği sonucuna varmıştır. BİK kararlarına itirazı inceleyen asliye hukuk hâkimliklerinin gerekçeli kararlarına bakıldığında kimi zaman BİK’in değerlendirmelerinin doğrudan esas alındığı ancak bu değerlendirilmelerin dengeleme kriterlerini karşılayıp karşılamadığının denetlenmediği, çoğunlukla BİK kararlarının usul ve yasaya uygun olduğunun belirtilmesiyle yetinildiği ve daha ileri bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.

Dolayısıyla itiraz konusu haberler kapsamında verilen resmî ilan ve reklam kesme cezası kararları çatışan haklar arasında dengeleme kriterleri kapsamında değerlendirilmemiştir. Ayrıca haberlerin yazılma nedeni ve zamanı, kime karşı ne şekilde yazıldığı, arka plan bilgisi, olgusal temel gibi unsurların bulunup bulunmadığı konusunda başvurucuların iddia ve delillerinin incelenip incelenmediği, incelendiyse hangi sebeplerle değerlendirmeye esas alınmadığı anlaşılamamıştır. 

Bu dosyada birleştirilen başvuruların tamamında cezalandırma konusu içerikler ulusal ölçekte yayın yapan gazetelerin basılı nüshasında veya internet sitesinde yer alan haberlere ilişkindir. Bu haberlerle ilgili olarak BİK’in ve devamında asliye hukuk mahkemelerinin dengeleme kriterlerini çok sıkı şekilde uygulaması ve anılan müdahale biçimini başvurulabilecek son çare olarak görmesi gerekmektedir. Buna karşın başvuru konusu olaylarda asliye hukuk hâkimliklerinin belirtilen şekilde değerlendirme yapmaksızın karar verdiği anlaşılmıştır.

Bu bağlamda mevcut başvurulara bakıldığında birbirini tekrarlayan bu tür kararların sistematik bir soruna işaret ettiği değerlendirilmiştir. Başvurucuların basın özgürlüğüne yönelik müdahalede kullanılan aracın kanuni güvenceden yoksun olduğu, kullanılmasının nedenlerinin de ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulamadığı görülmüştür.  Bunun yanı sıra ilgili ve yeterli gerekçe olmadan cezalandırma konusu olan bu tür kararların caydırıcı etki göstermesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin orantılı olarak da nitelendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ve pilot karar usulünün uygulanmasına karar vermiştir.

Sistematik Sorunun Varlığı

Tüm değerlendirmeler çerçevesinde benzeri yeni ihlallerin önlenmesi için mevcut sistemin yeniden ele alınması ihtiyacı ortadadır. BİK tarafından verilen cezalara bakıldığında Kuruma tanınan yetkinin basının etik değerlerini düzenleme amacından öteye giderek artık kimi basın mensupları açısından caydırıcı etki yaratabilecek bir cezalandırma aracına dönüştüğü ve bu durumun sistematik bir soruna neden olduğu gözlemlenmiştir.

Hiç şüphesiz basın özgürlüğü alanında benimsenecek devlet politikasının önemli bir parçası olan kanuni düzenlemeleri yapmak yasama organının takdirindedir. BİK’in 195 sayılı Kanun’un 49. maddesi kapsamında basın özgürlüğüne yönelik müdahalelerinin Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve Anayasa’nın 26. maddesinin ihlaline yol açmaması için yapılacak yeni kanuni düzenlemelerde aşağıda belirtilen asgari standartların/önerilerin dikkate alınmasında yarar vardır:    

Kanun’un 49. maddesindeki resmî ilan ve reklam kesme cezalarına ilişkin koşulların çerçevesi çizilmeli, belirli bir açıklık ve kesinlikte olan ifadelerle kanun maddesi şeklî ve maddi yönden yeniden düzenlenmelidir,

Anılan maddenin basının etik niteliklerini artırmaya yönelik sunduğu korumanın sınırları netleştirilmeli ve hangi eylemlerin bu nitelikleri ihlal edeceği konusunda bir ölçüt/eşik değer belirlenmesi gibi kriterler oluşturulmalıdır.

Anılan maddedeki resmî ilan ve reklam kesme cezalarına itiraz yolu düzenlenirken derece mahkemelerinin bu davalara hangi sıfatla bakacakları ve bu kapsamda da uygulayacakları yargılama usulünün kapsamı net bir şekilde yeniden düzenlenmelidir.