Gençler Umudunuzu Kaybetmeyin

0
Latest posts by Aysun Saygı Köknar (see all)

Atatürk Havalimanında yapılması planlanan millet bahçesi büyük tartışmalara yol açtı. 

Milyon dolarlara mal olan pistlere acımadan vurulan her darbe ile milli servetimizden de bir şeyler eksilip gitti.

Oysaki metrelerce beton zeminin yeşillendirmeye imkân tanımayacağını anlamak için botanik uzmanı olmak gerekmiyordu. 

Peki, neyin hırsıydı bu? 

İstanbul’u kaybetmiş olmanın içlerinde kalan hıncı mıydı tüm bunların suçlusu?

Yoksa nihai sona yaklaşıyor olduğunu hissediyor olmanın yaratmış olduğu buhranın hezeyanları mı?

Ayrıca, herkese üstenci bir yaklaşım içinde olan bu grubun, şehrin orta yerine kurulmak istenen böyle bir bahçe ile ilgili ne Büyükşehir’i yönetenlere ne de koskoca metropolde yaşayan milyonlarca insana düşüncelerini sorma fikri ne hikmetse akıllarına bile gelmemişti.

Bendeki de laf-ı güzaf işte. Kibir, böyle bir şeydi.

Canan Kaftancıoğlu’nun Atatürk Havalimanı önündeki açıklamaları, İyi Partili Ali Kıdık’ın İstanbul HL Araplara satılacağı ve onların da her iki yakada havalimanı olmasın önkoşulu iddiaları derken gelen tepkiler üzerine çalışmalar durduruldu ve geri adım atıldığı sinyalleri geldi. 

Aman efendim pistler belki kalacak! Belki de kalmayacak! Mış.

Tam da 19 Mayıs haftasında tüm bu hengâme sürüp giderken ben de içimden hayıflanıp duruyordum. 

Uzun zamandır güzel ülkemiz sayısız dertle boğuşuyor. 

Cep delik cepken delik…

Gençler mutsuz, gençler umutsuz, gençler işsiz, gençler güçsüz bizimse tartıştığımız konulara bak. 

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Haftasında 29 Mayıs’ı nerede kutlayacağımız mı gündemimize alacağız yoksa gençlerimizin dünya ile kıyaslandığında bulundukları refah düzeyini mi?

TÜİK’in verileri 18 – 24 yaş arası her beş gençten birinin mutsuz olduğunu söylüyor. Gençlerin yüzde 55.5’i mutsuz. 

Ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı 2020 yılında yüzde 28.3 iken 2021 yılında 24.7 olmuş. 

Genç İşsizler Platformu’nun aktardığına göre Türkiye’de yaklaşık her üç gençten biri işsiz. Profesyonel genç işsizlerin sayısı ise yarım milyonları buluyor. 

Üniversite mezunlarının iş arama süreleri gittikçe uzuyor. İş bulduklarında ise ya asgari ücrete ya da altına çalıştırılıyorlar. 

18-25 yaş arasında tanımlanan Z kuşağı imkân olması durumunda yurt dışında yaşamanın yollarını arıyor. 

Araştırmalar gençlerin en büyük sorunlarının işsizlik, eğitim ve ekonomik sıkıntılar olduğunu söylüyor. 

Onlar başarıya ulaşmak için hem direkt hem de dolaylı olarak savaşmak zorunda oldukları sorunları alt etmek zorundalar. Parasızlık, yokluk, imkânlara ulaşamamak direkt sorunlarıysa “yapamazsın edemezsin, çok zor” diyen hani şu kavanozdaki pire metaforundaki gibi çevrelerini saran öğrenilmiş çaresizlik batağında debelenen büyükçe bir güruhu da alt etmek zorunda olmaları da ikincil sorunları.

Kavanozdaki pire ne ola ki diyenler için, anlatayım. 

Kavanoza bir pire koyulur ve cam tavanla kapatılır. Alttan yavaşça ısıtılır. Pire uzun bir süre kapak yüksekliğince zıplamaya devam eder. Cam tavana çarpar ve düşer. Zemin sıcaktır. Zavallı pireler yine, yeniden zıplar ve düşer. Bir müddet sonra kapak açılır. Pire çok yükseğe sıçrayabilen bir hayvan olmasına rağmen artık sadece kapak hizasında sıçrayışlar yaptığına şahit olursunuz. Buna psikoloji literatüründe “öğrenilmiş çaresizlik” denir.

Toplumumuzun büyük bir kısmı ne yazık ki bu dertten mustarip. Açıkçası ne zıplayacak halimiz ne de tepemizdeki cam tavanla uğraşacak gücümüz kalmış durumda.   

Gençler; ev, otomobil almanın bile birilerinin yüzünden artık rüya olduğu bir ülkede yaşıyor buna rağmen saçını boyamayı, parmağına sürdüğü ojeyi, bir bardak kahve alıp kafede bir arkadaşıyla iki lak lak yapmayı bile ona çok gören bir zihniyetle aynı dünyayı paylaşmaya çalışıyor. Tüm bu engelleri, belki kendilerini bile aşıp yepyeni bir dünya yaratmaya çalışıyorlar. 

İnanırsa başaracaklar.

Çünkü Theodore Roosvelt’in dediği gibi “İnanmak başarmanın yarısıdır.”

Peki, her türlü inanç sistemimiz sürekli sarsıntıya uğratılıyorsa bile mi?

Evet! 

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada cumhurbaşkanı ile ilgili hakaret ettiği iddiası ile iki liseli genç okullarından alınıp ifade için savcılığa götürüldüğünü okuduk. Gençlerin kendilerini ifade etmesine bile imkân tanımazken nasıl fikir ve düşünce üretmesini bekleyebiliriz ki. 

Hiçbirimiz kendimizi özgür ve mutlu hissetmiyoruz. 

Üzerimizde baskı kuran o görünmez el, oto kontrolümüz ve duvarlarımız var… Artık ne kadar olacaksa o kadar, yola devam etmeye çalışıyoruz. Bir ülkede bu şekilde büyük bir atılım beklemek safdillik olur. Özgür olacaksın her konuda tartışacaksın, düşüncelerini ifade edip, altını, üstünü, ötesini, berisini irdeleyeceksin, sorgulayacaksın ki ilerleme kaydedebilesin.. Kanat kakıp, yükselesin; kuşbakışı hesaplayıp, yol haritası çıkarasın. Anlayacağınız şu durumda çok zor…

Ne yazık ki uzun bir süredir ülkemizde bir korku iklimi hüküm sürdürülmeye çalışılıyor. Toplumun her katmanına nükseden bu karanlığı el birliği ile dağıtmak ise hepimize düşüyor. 

Tüm bu olumsuzluklara rağmen birbirinden farklı pırıl pırıl gençlerimiz masmavi bulutlar gibi aydınlık gözlerinden ışık saçarak geliyor. Silmeye çalıştıkları Atatürk adını inatla kalplerine kazıyarak, her yeni gün kararlılıkla, azimle amaçlarına doğru yürüyerek, engin düşünceleriyle, yılmadan çalışıp çabalayıp dünyaya örnek olacaklar. 

Gelecek yarımızın mimarı gençlerimizin ve daima genç hissedenlerin elinde olacak buna canı gönülden inanıyorum.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz