Güneşi Kadınlar Doğuracak…

0
Latest posts by Cafer Gezek (see all)

Merhaba Ocak Medya okurları. Nedir ülkemizin ve yaşlı dünyamızın bu ahvali diye şöyle bir iç çekesim geldi. Eylül ayını bitirdiğimiz şu günlerde güneş usul usul elini çekiyor kuzey yarımküreden. Küresel mevsim değişikliğinin sancısı içinde mevsim sonbahara dönüyor. Tabi bu arada çevremizde gelişen olayların hızına da yetişemiyoruz. Kimi olaylar bizi üzüp canımızı sıkarken, kimi olaylar ve duyumlar karşısında da şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Ben de bir süredir elimde olmayan sebeplerden dolayı yazamadığım yazılarıma tekrar dönüp, çevremizde gelişen bu olaylara başlıklar halinde değinmek istedim.

Bu konuların başında tabi ki de İran’daki olaylar geliyor.

Z kuşağı Pers kadını İran’da rejimi sallıyor.

İran’da 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ‘hicap kurallarına uymadığı’ gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra ölümü üzerine başlayan gösteriler başkent Tahran başta olmak üzere ülkenin birçok kentinde devam ediyor. Tüm dünya Amini’nin ölümü ve sonrasında gelişen zorunlu başörtüsü ve baskı rejimi karşıtı gösterilerin ardından gözünü İran’a çevirmiş durumda.

İranlı kadınlar bu baskı rejimine daha fazla tahammül etmek istemiyor. Ve bu isyanın başını da “z kuşağı”olarak tabir edilen 30 yaş altı gençler çekiyor. Bunu neden özellikle söylüyorum. Çünkü bu dünya onların. Baskıların, baskı rejimlerinin akıllarının ve hayallerinin sınırları dünde kalanların değil. Ve bir diğer önemli nokta ise bedel ödenmeyen hiçbir şeyin değeri yoktur. Ama İranlı kadınlar bedel ödeyerek geliyorlar. Canlarından vazgeçerek geliyorlar. Dolayısıyla bugün olmasa da yarın bu ödenen bedelin bir karşılığı olacaktır diye düşünüyorum. 

Öte yandan, İran İslam rejimi de gösteriler karşısında baskıcı uygulamalarına devam ediyor. Ülkeden gelen haberlere göre, kesin ölü sayısını açıklamazken, bazı kaynaklara göre eylemlerde ölenlerin sayısının 40’ı aştığı belirtiliyor.

İran kuşkusuz ki, köklü bir tarihe ve medeniyete sahip bir ülke. Eminim ki antik çağlarından buyana Pers kadınları hiç bu kadar esaret ve zulüm içinde olmamıştır. O çağlar da bile Pers kadını bulunduğu toplumda saygı görebiliyor ve hatta birçok konuda erkekle eşit olabiliyordu. Bugün ise yasaklarla mücadele ediyor. Ama sanırım Pers kadını genleri bu duruma daha fazla tahammül edemeyecek gibi gözüküyor. İran’da erkeklerin kararttığı güneşi galiba kadınlar doğuracak.

Diğer taraftan yine şeriatla yönetilen Sudi Arabistan’da da yönetim, 30 yaş altındaki gençlerin baskıcı rejimden dolayı huzursuzluk duyduğunu ve artık bir değişiklik istediklerini gördüğü için yönetimde genç kuşağın ihtiyaçlarına yönelik düzenlemeler yapmanın arayışı içinde olduğu haberleri geliyor. Yani demem o ki, baskı rejimleri z kuşağı eliyle artık birer birer miadını dolduruyor.

Türkiye seçim havasına girdi… 

Ekonomik krizin ortasında seçim atmosferine girdik.  Ekonomideki kötü gidişattan dolayı aslında istemeye istemeye de olsa Ak parti de artık seçim havasına girmiş durumda. Ancak yirmi yıldır aralıksız yönetimde olan Ak parti icraatları ile halkın oyuna talip olmak yerine muhalefete yüklenerek bir seçim kazanma politikası izliyor. Ve sanırım seçim günü yaklaştıkça bu yöndeki politika ve üslubunu ve manipülasyon çalışmalarını daha da sertleşeceğe ve hakaretlere varan bir kampanya süreci geçireceğe benziyor.

Diğer taraftan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti üyelerine yönelik “‘Benimleyseniz, benimle olduğunuzu artık hissetmek istiyorum. Sırtımı size yaslayacağımı bilmek istiyorum” çağrısının yankıları ve peş peşe gelen destek mesajları sürüyor. İYİ Parti lideri Meral Akşener’inde, Kılıçdaroğlu için “Kendisine ölünceye kadar şükran duyacağım” demesi 6’lı masanın cumhurbaşkanı adayının Kılıçdaroğlu olduğu yönündeki iddiaları güçlendirmiş oldu.

Muhalefetin adayı kim henüz netlik kazanmadı ama bu süreçte Ak partinin işi zor. Çünkü ekonomi gün geçtikçe kötüye gidiyor.  Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi küçük esnaf işlerinin iyi gitmediğini belirtmiş ve ekim ayı sonrası için daha kötü bir ekonomik tablo ile karşı karşıya kalınacağını dile getirmişti. 

Geldiğimiz noktada ise önümüz kış ve doğalgaz ve elektriğe son bir yılda yüzde yüzleri geçen oranda rekor zam yapıldığını düşünürsek bu kışın zor geçeceği ortada.

Fındıkta hasat zamanı ama üretici dertli…

Ülke siyaseti ve siyasetçisi seçime hazırlanmaya başlarken fındık üreticisi de bir yandan hasat yapıyor diğer yandan da giderleri daha ne kadar kısabilirim de daha az zarar ederek mahsulü toplarım diye düşünüyor.

Geçtiğimiz günlerde fındık üreticisi Okan Aslan ile konuştuk. Nedir bu fındığın olayı diye sordum. Sormaz olsaydım. Bir laf ettim bin ah işittim. Tabiri caizse tam da böyle oldu. Aslan, zirai ilacından gübresine, nakliyesinden patozuna, işçi yevmiyesinden tarım araçlarına kadar iki üç katı artan masraflardan fiyatlardan dert yandı. Şimdi sizleri burada kalem kalem bu giderlerle rakamlarla yormayacağım. 

Ama özetle zor şartlarda üretim yapan fındık üreticisi, artık ekonomik krizle beraber iyice bir çıkmazın içine girmiş durumda.

Okan Aslan’ın anlattığına göre, üretici bir ton Giresun kalite fındığı tüccara 44 bin liraya, Toprak Mahsulleri Ofisine (TMO) 53 bin liraya satabiliyor. Ancak üretici bu bir ton fındığı 54 bin liraya mal ediyor. Yani üretici her halükarda zarar ediyor. Peki neden devam ediyorsun fındık üretimine dediğimde ise, kalabalık bir aile oldukları için kuzenleri ile imece usulüyle birbirlerinin ürünlerini hasat ettiklerini, patoz ve nakliye maliyetlerinden kurtulmak için ise imkanları çerçevesinde tarım araçları satın aldıklarını ve bu şekilde giderleri düşürdüklerini belirtiyor. Ancak tabi geçen yıla göre üç katı artan zirai ilaç ve gübre fiyatlarına bir çözüm bulunamıyor. 

Peki fındık neden para yapmıyor dediğimde ise, Aslan buna sebep olarak bizim yurt dışına fındık satmamız gerekirken Almanlara İtalyanlara fındık fabrikalarının büyük bölümünü satmamız olarak gösteriyor. Okan Aslan Akp iktidarının en büyük yanlışlarından birinin de bir çiftçi birliği olan FİSKOBİRLİK’i vasıfsızlaştırması olduğunu iddia ediyor.

“…Faroe Adalarından alınacak bir mağlubiyet utanç demek”

Yazımı yazdığım dakikalar da tam da bu cümleyi duydum. Duyduğuma inanmayıp teknolojinin bana sunduğu nimetlerden faydalanarak televizyonun kumandasını elime aldım ve yayını otuz saniye geri sardırarak tekrar tekrar dinledim. Haberin seslendirmesini yapan kadın spiker aynen şu cümleyi kuruyordu; “….Faroe Adalarından alınacak bir mağlubiyet çoğu Avrupa ülkesi için utanç demek. Kuzey Atlantik’te yer alan küçük ülke yalnızca 50 bin nüfusa sahip. Dünya futbol sıralamasında 125. Avrupa’daki 55 ülke arasında 44. basamakta. Türkiye karşısında mücadele eden 14 futbolcunun toplam değeri 2 milyon Euro civarında…” Kulaklarıma, duyduklarıma inanamadım. Aklımda almadı bu nasıl bir haberdi. UEFA Uluslar Ligi karşılaşmalarında A Milli Takımımız geçtiğimiz gün Faroe Adaları’na 2 – 1 yenilmişti. Ancak bunu duyuran bir haberin üslubu bu kadar bozuk olabilir mi? Bir haber, haber olmaktan çıkıp birilerini bu kadar yerden yere vurmaya güdümlü bir silaha dönüştürülebilir mi anlayamadım. Milli takımızın böylesi bir hezimet almasına mı üzülelim yoksa bir haberin bu kadar yoz bir dille sunulmasına mı kızalım? Karar veremedim. Ne diyelim milli takımımızın hali de ülkemizin hali gibi içler acısı. Ah be sayın spiker öyle olmaz direk takımın üzerine füze atsaydın demek geldi içimden. 😊  

Önceki İçerikErcü
Sonraki İçerikMilletin İnancını Yalanlarla Çaldılar
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü. Çalıştığı kuruluşlar: Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Basın/Halkla İlişkililer Birimi Basın Sorumlusu, MedyaRed İletişim/Danışmanlık Ajansı, ART TV (Avrasya Radyo TV Kurumu), Anadolu Basın Birliği, Cumhuriyet Gazetesi

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz