Hakkımız var ama vaktimiz yok

0
Rabia Güner

Geçenlerde tembelliğin yararları üzerine bir haber yaparken tembelliğin bir lüks olduğunu fark ettim. Kendimizin ya da ailemizin geçim masrafları bile başlı başına durmadan çalışmayı gerektiriyor. Bugün de çalışmayayım, evde ayaklarımı uzatıp film izleyeyim diyerek tembellik yapma lüksümüz yok. Bu ay da çalışmayayım, bu kadar çalışma yeter, biraz da tatil yapayım diyebilme lüksümüz de yok. 

Hastalıkta, sağlıkta, karda, kışta hatta kıyamette, sabah 8’de o işin başında olmalıyız. ‘’Sabah 8 – akşam 5 modern kölelik sistemi’’ durup düşünmemize, dinlenmemize sadece bir ölçüde izin veriyor. Tek istediği çalış, tüket, daha çok çalış, daha çok tüket. Çok çalış, az kazan ama ne kazanırsan kazan, sadece harca.

Sözde çağımız ‘çalışma çağı’ ama bu kadar insan sabahtan akşama kadar bu denli çalışırken nasıl bu kadar yoksul olabiliyor? Sistemin çürütülemediği noktalarda insan emeği, sağlığı, zamanı çürütülüyor işte… 

Bir yandan ağır çalışma koşulları, bir yandan sürekli vurgulanan çalışma aşkı… Neresinden tutsan elinde kalan konular bana kalırsa. Çünkü sömürüyü tüm açıklığıyla bu noktalarda görebilmek mümkün…

Örneğin rahat, kaliteli, sağlıklı uyku uyuyabilen kişiler hayatın her alanında daha başarılı olma potansiyeline sahip. Çünkü beyin uykudayken gün içinde öğrendiklerini ve yaptıklarını düzenler. Daha sağlıklı bir beden ve daha sağlıklı bir ruh için uyku çok önemlidir. Vücut gece yattığında o gün için ihtiyacı olan uykuyu aldıktan sonra zaten uyanır. Bu sayede insanlar daha yaratıcı, istekli ve motive olabilir. 

Fakat bizler o alarmın sesine şartlanarak uyanmalıyız. Koşarak işe ya da okula yetişmeliyiz…

Kapitalist sistem için senin çalışabilecek durumda olman önemli ama beden ve ruh sağlığın hiç önemli değil. Eğer ona verecek bol zamanın ve karşılığında hiçbir talebin olmazsa şanslısın. Karnın doyar, bir şekilde yaşarsın. Kurallar son derece basit: Fazla para talep etme, esnek çalışma saatleri isteme, haklarını talep etme! 

Hangi çağda yaşıyoruz ki uykumuzu aldığımızda uyanalım? Güzel bir kahvaltıyla bir kahve sonrası motive bir şekilde işe başlayalım. Mükemmel çalışma koşulları sayesinde daha verimli çalışalım ve daha üretken olalım. İşini bitiren çıksın. O gün kendini iyi hissetmeyen biri gitsin biraz doğayla vakit geçirsin. Ondan sonra daha sağlıklı bir şekilde sorumluluklarını yerine getirsin. Regl ağrısı çeken bir kadın evde çalışabilsin falan… 

Olmaz! Zamanının yarısını belki yarısından fazlasını işe vereceksin. Akşam eve yorgun gelip, ev işlerini yapacak ve ailenle az da olsa vakit geçirebileceksin. Yapabildiğin kadar bu rutin kısır döngü çarkına ayak uyduracaksın. Hiç vaktin kalmayacak ki düşünmeyeceksin, eleştirmeyeceksin, sorgulamayacaksın.

Çünkü sağ olsunlar, bizim yerimize düşünen insanlar var. 

İnsanları diğer tüm canlılardan üstün tutanlar bunu da bir düşünür mü bilmem ama ikinci sınıf gördüğünüz o hayvanların bile tembellik lüksleri var. Büyük zenginlik bence… Bizim bu kadar yaşamaya vaktimiz yok. 

Şunun bir gün anlaşılacağını yine de umuyorum. İnsanlık ne zaman yeterli boş zamana erişirse, o zaman ilerleyecek ve gelişecek. Aksi takdirde yozlaşmanın, sefaletin, merhametsizliğin pençeleri altında ezilmeye devam edecek.

En çok bu isyanı duyacağız:

‘’Hayır, gerçekten, sadece pazar günü tatil veriyorsunuz… Biz o gün içerisinde 6 gündür yapamadığımız kişisel ve özel işlerimizi mi yapalım yoksa dinlenelim mi? Onu da geçtim, bizim saatlerce kırlarda gezme hakkımız yok mu ya? –Yok.’’

Sanat, tiyatro, müze, kitap, film, müzik, seyahat, sinema, kültür, eğlence, dans, opera… Bu ve benzeri aktiviteleri bizim yerimize düşünen insanlara verdik ki, refah seviyeleri her açıdan yüksek olsun. Daha iyi düşünebilsinler… Biz çalışırız. 

Düşünün, bunlara bile gönlümüzce erişemiyoruz. 

Bu insanlık Bakır Çağı’nı gördü, Tunç Çağı’nı gördü, Demir Çağı’nı gördü. Fakat böyle bir çağı ne görmüş, ne de duymuştur eminim… İnsanlığın yükselişinden ümitle, bu hızlı düşüşleri birileri öngörmüş müdür acaba? 

Ne diyebilirim ki, umuyorum ilerde torunlarımız, bizim çağımıza bakarak ders alır. Yapılan hataları ve yanlışları tekrarlamaz. Ben dünyaya karşı hala son derece umutluyum. İnsanlık belki yere çok sert çarptı, çarpıyor ve çarpacak ama bu belki de bir devrin başlangıcı olacak. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz