Hatay ve Hataylıları Nasıl ve Niçin Sevdim? –  I – Abdülmecit Yeşil

0
Prof. Dr. Orhan Yılmaz
Latest posts by Prof. Dr. Orhan Yılmaz (see all)

1976’ya kadar ilk ve ortaokul hayatım memleketim Zile’de geçti.

Üniversiteyi kazanmadan önce 1976-78 arasında Ankara, Sıhhiye’deki Atatürk Lisesi’nde 1,5 yıl parasız yatılı öğrenci olarak okudum. 

Ancak buradaki yatılı pansiyon arkadaşlarım arasında hiç Hataylı yoktu. Herhâlde coğrafi uzaklık yönünden.

1978-79 yıllarında da tekrar Tokat’a döndüm ve Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi, parasız yatılı kısmında okudum.

1979 yılında Ankara Ziraat Fakültesi’ne girince, kendimi geniş bir arkadaş grubu demeyim, daha ziyada geniş bir ailenin içinde buldum. 

Üst devre bir abi ile tanışınca, hemen memleketini de soruyordum.

60 yaşımı geçtim. Bu bende artık bir huy oldu. Halen, biriyle tanışınca, “Affedersiniz, nerelisiniz?” diye soruyorum.

Bu vesile ile Hataylı olarak ilk tanıdığım kişiler, benden üst devreler olan, Ziraat Fakültesi öğrencileri Abdülmecit Yeşil ve Hasan Yaman idi.

Abdülmecit ve Hasan Abileri tanıyana kadar, ben Hatayı sadece kitap ve gazetelerde okumuş, televizyonda duymuştum. Ama hiç Hataylı tanıdığım yoktu.

Her ikisi de son derece sessiz, sakin, kibar, yumuşak bir ses tonu ile konuşan insanlardı. İkisi de birer “İstanbul Beyefendisi” idi. Halen de öyleler.

12 Eylül 1980 İhtilali’nden önceki o anarşinin civcivli günlerinde, hemen herkes ya gergin, ya sinirli ya da stresli bir ruh hali içinde idi. Bu ruh hali konuşmalara da sık sık yansırdı.

 Ancak Abdülmecit ve Hasan Abilerin ikisi de bu formatın dışında kişilerdi. Bu ruh hallerini, Hatay’ın havasına, suyuna yordum.

Böylece bende “Hataylılar son derece kibar, nazik, sakin, yumuşak huylu güzel insanlar. Böyle güzel insanları yetiştiren yer de, yurdumuzun güzel bir parçası Hatay’dır” gibi bir algı meydana geldi.

Abdülmecit (Yeşil) Abi, Mustafa Yüksel adında yine Hataylı bir hemşerisi ile Bahçelievler Semti’nde bir evde bir müddet kaldı. 

Daha sonra Gümüşdere Mahallesi’nde Mustafa Akıncı ve İrfan Köktürk ile birlikte aynı evde kaldı.

Fakültenin son yılında veteriner Mehmet Mavigöz ve Fikret Soylu ile beraber, Halil Terlemez’in rahmetli babası Nail Amca’nın evinde kalmıştır.

Abdülmecit Abi,  Gümüşdere Mahallesi’ndeki bakkalın sahibi Hediye Ana’yı her zaman hayırla yâd eder. 

Çünkü Hediye Ana, Gümüşdere Mahallesi’nde ikamet eden tüm öğrencilere analık etmiştir.

Birçoğumuzun olduğu gibi, Abdülmecit Abi’nin ailesinin maddi imkânları son derece kısıtlı idi. Fakülteyi zor şartlarda bitirmiştir.  

Okul yıllarında son derece zayıf ve narin yapılı idi. 

Ziraat Fakültesinden mezun olduktan sonra, Hatay’a döndü ve bir süre orada yaşadı.

Tahminimce orada bolca künefe yemiş olmalıdır. Farz edelim şu andaki Abdülmecit Abi bölünebilmiş olsa, 1980’li yıllardaki Abdülmecit Abiden 2 tane rahat çıkar, belki 3 tane de çıkabilir. 

Bu kilo alması ile ilgili (Aydınlı) Sefer Aydın’ın ilginç bir anısı vardır.

Sefer Aydın anlatıyor:

Tarım Bakanlığı’nda çalışıyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam 2000 yılı olması lazım.

Ankara’da, bakanlık merkezinde, üst düzey bürokratların bir toplantısı vardı. O toplantı için Ankara’ya gitmiş ve toplantıya katılmıştım.

Toplantı salonunda, çoktandır görmediğim arkadaşlarla öpüşüp, kucaklaşıyorduk.

O arada baktım, uzaktan gözlüklü ve kilolu birisi, sürekli olarak bana gülümseyip, duruyor. Adam, Zeki Alasya-Metin Akpınar ikilisindeki Zeki Alasya gibi kilolu, tonton bir tip.

Bana doğru sıcak sıcak gülümsemeye devam edince, ister istemez yanına gittim ve;

-“Affedersiniz. Deminden beri bana gülümseyip, duruyorsunuz. Tanışıyor muyuz, acaba?” diye sordum. Muhatabım;

-“Evet, tanışıyoruz. Tanımadın mı beni?” diye cevap verdi. Ben;

-“Hayır, kusura bakmayın ama sizi tanıyamadım.” diye karşılık verdim. Muhatabım kıkırdayarak;

-“Ben Abdülmecit Yeşil. Beni nasıl tanımazsın?” diye karşılık verdi. Ben de;

-“Yaaa, arkadaş. Okulda iken çöp gibiydin. Bir de şu haline bak. Seni bu halde anan bile görse tanıyamaz.” dedim.

Abdülmecit Abi, ilerleyen yıllarda, Hatay’dan Ankara’ya geldi. Tarım Bakanlığı’nda çalıştı. Bilahare emekli oldu. Halen Ankara’da yaşamakta ve torunları ile ilgilenmektedir.

Yarın: Hatay ve Hataylıları Nasıl ve Niçin Sevdim –  2 – Hasan Yaman

Önceki İçerikKendime, Nefsime (4)
Sonraki İçerikKılıçdaroğlu ‘devlet’ ve ‘derin devlet’ karşısında tavır aldı, desteği hak ediyor…
1962, Etimesgut doğumlu. Tokat’ın Zile İlçesi’nden Atatürkçü, milliyetçi, zooteknist, SP seveni, Alevî dostu, evcil hayvanların fahri avukatı, feminist ve motosikletçi bir köylü çocuğudur. 1984 yılında Ankara Ziraat F., Zootekni B.’nü bitirdi. 1997'de Birleşik Krallık, U. of Aberdeen’de yüksek lisans, 2007'de Ankara Ü., Fen Bil. Enst. (Zootekni B.)’nde doktora çalışmasını tamamladı. Mesleği ziraat dışında, Çerkez Kültürü ve Alevilik gibi sosyal alanlarda da amatörce akademik çalışmalar yapmaktadır. Kitap okumak ve motosiklet kullanmak özel ilgi alanlarıdır. “Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez” görüşünü savunan, hararetli bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusudur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz