Hayat Ananın Sevgi Yetimi Çocuklarıyız

0
Latest posts by Şükrü Gülmüş (see all)

Herkes gibi ben de elbette bir anadan ve bir babadan dünyaya geldim.

Babam ve anam o kadar zıt kutuplardı ki; onları Gece ve Gündüz, Karanlık ve Aydınlık olarak betimlemiştim bir öykümde.

Ana ve baba

Gece ve Gündüz,

Karanlık ve aydınlık

Ve ne kadar zıtlıklar varsa sayın ve bunların bir de buluşma noktaları var. İşte tam o aralık anda biz olmuşuz.

O nedenle kendime, kardeşlerime ve bizim durumumuzda olan tüm Kürdlere ‘’Sevgi Yetimi Çocuklarıyız’’ diyorum.

Analarımız ve babalarımız analarından ve babalarından ne almışlarsa bize de onları verdiler. 

Düşünün ki bizim ana ve babalarımız, nine ve dedelerimizin lügatinde Sevgi=Günah. ‘’Seni seviyorum’’ yoktu. Bu en büyük ayıp ve en büyük suçtu.

Bu nedenle ne anam ve ne babamın bir gün olsun güzel bir sözlerini duymadım. Sadece vücut diliyle, mimiklerle ve tavırlarıyla sevip sevmediklerini belirtirlerdi.

Hatta –hatırlıyorum da- evlenmişim; babamın yanında eşimin adını söyledim. Herkes ters ters bana baktı. Patladım o zaman;

‘’Ne yani bu kadıncağızın bir adı yok mu? Var. Varsa ben de ona adıyla sesleneceğim. Köpeğe hey ceylan parçası diyebilir miyim? Köpek köpektir. Benim eşimin adı da Hacice’dir. Yanlış yazılmış Ya Xecêdir ya da Hatice’dir. Ve eşime adıyla hitap edeceğim. Bu anama ve babama niye hakaret olsun ki? Onlar da lê, lo demeyi terk etsinler. Alışınlar’’ demiştim ve o günden sonra eşim Hecice XECÊ olmuş. Ben de ona XATUN’u eklemiştim.

Yavaş yavaş herkes alıştı.

Demek oluyormuş.

Kıyamet de kopmuyormuş.

Hasılı kelam ve selam.

Eksen kaydı.

Daldım başka yola.

Diyeceğim bu kötü gelenek ve görenekler sırtımızda bir kambur ve gün gittikçe hep büyüdü ve bugünlere geldik.

Evet, hayat ananın sevgi yetimi çocuklarıyız.

Ama ben şahsen asla ve asla hayatın her zorluğuna katlandım. ‘’Emrin olur’’ dedim. Hep mücadele ettim. Şikâyet etmedim ve edeni de sevmem. Hele de anamın o mız mız ve fakirlik menkıbeleri beni delirtiyordu. Onun için korkumdan ‘’Ax’’ bile diyemiyordum.

Bu acılara bir de gurbet, dil bilmezlik ve hastalıklar da eklendi.

Ancak en zoruma giden şey; kapım açıktı. Artık Türkiye’ye ve ülkeme gitme imkanım vardı. Üstelik Alman vatandaşı da olmuştum. Kapısı açık bir mahkûmdum. Almanya benim yarı açık cezaevimdi.

Neden ve kimden korkuyordum?

Bir devlet.

İki parti…

Zaten onun için kitabımın adını İki Cephe Arasında koymuş ve 2000’li yıllarda –ilk evvelinde- Almanca basmıştım.

Aklımca önce kendimi Almanlara anlatayım.

Kürdler ve Türkler zaten biliyor, anlıyor. Onlardan bir cacık olmaz. Bari Alman Halkı beni tanısın istiyordum.
BAĞDATLARIM HARAP OLMUŞTU.

Ben ruhen değil de bedenen bir kadavraya dönmüştüm.

Bana göre artık. Türkiye ve Kürdistan (Kuzey olarak) yoktu. TC devleti zaten Kürdü ve Kürdistanı tanımadı. Onun adına yola çıkanlar da kelepire sattı bu güzelim değerleri. 

Peki ben artık ne yapacaktım?

Derin derin.

Kara kara düşünüyordum.

Şöyle düşünüyordum:

Artık gereklikte bir İstanbulistan var.

Anatolya var.

Bizimkisi bir düş de olsa Kürdistan var.

O zaman şöyle yapacağım. Deplasmanlı, parça parça giriş yapacağım. Önce İstanbulistan’a sonra Anatolya’ya en son Kürdistanıma gideceğim.

NİYET ETTİM 

Ve bu niyetle Balçok adlı Uçak biletleri satan yere girdim.

Başı türbanlı, güzelim kızlar bir buyur çekti Türkçe, şaştım kaldım. Ve hafif şişman, dolgun, bakışları yaman at gözleri kadar büyük gözleri olan kızın masasının karşısındaki sandalyeye oturdum.

‘’Buyur amaca size nasıl yardımcı olabilirim’’

Gerçi bu ‘’amca, dayı’’ lafına baya gıcıktım ama es geçtim.

‘’Sen bana amca didin de ben de sana kızım dersem şincik kızarsın.’’

‘’Yo yo de amca ben alınmam.’’

‘’Adın ne senin kızım?’’

‘’Gülsüm.’’

‘’Gayet güzel maşallah. O zaman yakın sayılırız. Biraz konuşursak belki akraba çıkarız.’’

‘’Nasıl amca anlamadım?’’

‘’Benim adım Mehmet Gülmüş. Sen Gül-süm. Ben Gül-müş. İşte bak. Hatta Gülsüm GÜLMÜŞ bile olabilirsin. Bence mahsuru yok.’’ Deyip sadede geldim. Gülsüm’e derdimi anlattım. Yardımcı olmasını istedim ve tatlı tatlı biletimi kesti. Gidiş geliş tarihini tespit ettik.

İlk hedef: Duesseldorf-İstanbul (Sabiha Gökçen) gidiş geliş. Atatürk çok ağır gelir. Gariban Sabiha’ya gidelim.

Demek ki 18 yıldan sonra bu ilk uçuşum olacak. 

Peki nereye, kime gideyim. Otele gitsem param yetmez. Akrabalara gitsem başları belaya girer. Ertesi gün polisten önce İmrocu Hevaller basar evi. Bana debilde evinde kaldığımın kulağını çekerler.

Ara ara bul. 

İstanbul..

Kime gideyim kime gideyim?

Öz amcamın oğlu (HG) var. Onunla konuştum. Hiko sağolsun ‘’Yok’’ diyemedi. Kerhen kabul etti ve ilk etapta ona gidecektim.

Günüm geldi. Düsseldorf Havaalanına gittim. İstanbul’a uçtum.

Amcamın oğlu (HG) yanında bir genç ve sağ olsun Avukatım Talat Tepe beni aslanlar gibi karşıladı. Hava alanı kafesinde bir çay bir kahve içtik. Ve biz yola koyulduk.

Yine Can Yücel aklıma geldi.

İlkin ilki meselesi yani.

İlk gelişin ilk gidişi.

İnce ayarlı işler be başıma gelenlerle devam edeceğim. Yarın yine uçuyorum. Bu sefer Düsseldorf-Diyarbakır. Ve bir tek kişi beni karşılayacak. İlk geliş tamam. İlk gidiş de tamam.

O zaman bu son gidişin hazırlıklarını son hızla yaparken, fırsat bulursam; KAZIN GÖRÜNMEYEN AYAKLARINI yazacağım.

Hayat bir emrin var mı?

Karşıma ne çıkarsa çıksın.

Razıyım ve şikâyetim yok.

Ölüm de dahil buna. Çünkü ben Arap Azrail’e karşı Kürd Melkemotla olan kavgamı da yazmıştı. O zaman beyin kanaması ve kısmi felçle atlatmıştım. Yara aldım ama şimdi iyiyim.

Azrail gelecekse gelsin.

Kürd Melkemotu ona salarım.

Ben de onları seyrederim.

Kavga edecek takatim yok inanın.

07 Haziran 2022

Uçuş hazırlıklarına devam.

İğnelerimi bekliyorum. Saat: 18.00’de gidip almam gerekir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz