Hayatın olağan akışı

4
Latest posts by Deniz Kılıçer (see all)

“Hayatın olağan akışı”nın kulağa da hoş gelen şiirsel bir anlamı olsa da aslında hukukçular tarafından çok kullanılan bir tanımlama. Bu tanımlamaya insanların sosyal düzen içindeki aykırı davranışlarının ceza hukuku bakımından yorumlanması deniyor. Bir avukat arkadaşımın ifadesi ile Yargıtay içtihatlarında bu tanımlamaya sıkça rastlamak mümkün. Anglo sakson Hukukunda da “Ordinary course of life” (Hayatın sıradan akışı) veya Osmanlıcadaki “Zahiri hal delili” hayatın olağan akışının başka tanımları.

Bu tanım ile ilk karşılaştığımda içinde yaşadığımız zamanda ” hayatın olağan akış”ının hiç de olağan olmadığını düşündüm. Türkiye’de, zaman ve tarih kavramları, olayları algılamamızı ve hazmetmemizi sağlayıp veya sağlamayıp hızla akıp geçiyorlar. Bu zaman dilimi içinde yaşadıklarımızı, gördüklerimizi “olağan” olarak kabul etmek imkansız. Sanki bir yangın tünelinden hep birlikte geçerken yangın ateşinin sıcaklığını hissetmek gibi. 1960’larda, kaloriferin olmadığı yıllarda, soba ateşine yaklaştıkça insanın önce içini ısıtan bu güzel sıcaklığı hissetmesi, ama sobaya iyice yakınlaşınca sıcaklığın insanın yüzünü yakması gibi.

Yaşadıklarımız, duyduklarımızı herkes kendine göre yorumlayacaktır. Bir kere COVID 19 salgınının getirdiği yeknesak ve tedirgin hayatlarımız 2 Mayıs 2021’den itibaren açılan pandoranın kutusu ile en heyecanlı aksiyon ve macera filminden daha heyecanlı bir filmin içinde izleyici olarak yer almamızı sağladı.

Kutunun her açılışı ile ortaya dökülen iddialar, bir öncekinin önemini unutturdu. Bu arada ortaya saçılan iddialar Türkiye dışında da dikkatle takip edilmeye başlandı. Nasıl takip edilmesin ki; Amerika Birleşik Devletlerindeki yasalar uyarınca, belli amaç gösterilerek alınan Amerikan devlet mali yardımının bu amacına uygun kullanılmadan ABD dışına kaçırılması ve aklanması çok büyük cezaları gerektiren suçlar kapsamında. Dolarların aklandığı ileri sürülen ülkenin Türkiye olması olayı daha da vahim hale getiriyor.

Hayatın olağan akışına göre yaz aylarına girdiğimiz şu günlerde bu iddialar, insanın yüreğinde bir sıkıntıya neden oluyor. İddialar bir kabus niteliğinde ve uyanınca herşeyin daha güzel olacağına inancımızın tersine boş hayallerle dolu. Ama olayların akışı bir süre daha bu kabustan uyanmanın zorluklarına işaret ediyor.

Yaşananları Türkiye kamuoyunun tamamı biliyor mu veya takip edebiliyor mu yoksa belli bir kesim mi bu gelişmelerden haberdar gibi sorular insanın aklında bir soru işareti.

Tüm bu soruların yanıtlarını bilmiyoruz. Bilen muhakkak vardır. Örneğin fikri muhasebe yaparsak istihbaratları çok iyi olan ABD, İngiltere ve Rusya Federasyonu gibi ülkeler sorulara çoktan cevap bulup pozisyonlarını aldıkları ve stratejilerini kurduklarını diplomat olarak görev yaptığım yıllardaki deneyimlerimden tahmin edebiliyorum. Bugün bu tahmin için artık diplomat olmaya da gerek yok. Basın yayın organlarını takip eden yabancı basına da göz atan biri tüm bu gelişmeler konusunda gerekli değerlendirmeyi yapabilir.

Kitap okumanın sıkça tavsiye edildiği şu günlerde ben de Dostoyevski’nin “Budala” romanını okumanızı tavsiye ederim. Dostoyevski, bu ilk büyük romanında Prens Mişkin’in sara tedavisi sonucu İsviçre dönüşü Rusya’daki dürüst ve saflık derecesindeki hayatını anlatır. Prens Mişkin’in yaşadığı hayat ve dönemde özetle, toplum riyakar ve düzenbazdır. Aslında kendisi de sara hastası olan Dostoyevski’nin anlattıkları 150 yıl öncesinde geçer ama o zamanki olaylar bugün içinde bulunduğumuz zaman ve yaşadıklarımıza çok benzer hadiseler. Kitapları farklı dönemlerde okumak çoğu kez zamanın olaylarını değerlendirebilmek açısından yararlı oluyor.

Bize gelince; yaşadıklarımızın bir romanın da ötesinde olduğu çok açık. Bu dönemi yazacak tarihçiler ve uluslararası ilişkiler uzmanı yazarlar ile akademisyenlerin gelişen olayları nasıl analiz edeceklerini şimdiden merak ediyorum.

Tabii olaylar tüm ülkeyi ilgilendirip uluslararası boyut da kazanınca söylenecek çok söz, yazılacak çok konu ortaya çıkıyor.

Tüm bu girift gelişmeleri izlerken vatanını terkederek Anadoluyu kaderine, işgalcilerin insafına ve daha sonra da Mustafa Kemal Atatürk‘ün emin ellerine bırakan Sultan Vahdettin ve Osmanlı İmparatorluğunun yapılan büyük hatalar sonucu çöküşünü hatırlamamak imkansız. Ama iki yıl sonra yani 2023’te, Türkiye, Atatürk’ün kurduğu temelleri sağlam Cumhuriyetin 100.yıldönümünü kutlayacak ve bu günleri de demokratik geleneklerine bağlı olarak arkada bırakacaktır.

Kendimizi hayatın olağan akışına bırakarak ama yurttaşlık bilincimizi de yitirmeden gelişmeleri hep birlikte takip ediyoruz ve edeceğiz. Bu arada gelişmeleri ve iddiaları korkusuzca takip edip sorgulayan, araştıran ve anlatan cesur gazetecileri de doğrusu tebrik etmek lazım.

Önceki İçerikİkili ilişkiler, turizm, Sputnik V aşısı, Karabağ ve Suriye konuları ele alındı..
Sonraki İçerikİslam ülkelerinde kadın hareketlerinin başlaması
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

4 YORUMLAR

  1. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü hazırlayan sebepler ne ise Mustafa Kemal Atatürk Paşamızın 100 yıldır Almanya’nın beşte biri kadar dahi gelişemeyen, askerimizin NATO kapsamında görev yaptığı G. Kore’nin (süründüğü yerden kalkıp) 70 yıldır gelişmesinin üçte biri kadar gelişemeyen Türkiye‘nin gelişememe sebepleri hemen hemen aynıdır! Şimdikinin adı demokrasi olmuş cumhuriyet, ne farkeder? Ülkenin geleceğini CeHaPe’yi kurup idiolojik emin ellerine emaneti yıllar sonra AKePeyi doğurunca bu sebepler daha bir açığa çıktı. Kutupbaşı olarak kutuplaştırıcılığın ülkeye potansiyel maliyetini kestiremedi rahmetli. Hala Osmanlının hataları üzerinden zeytinyağı gibi üste çıkarılıyor. Oysaki hataların objektif olarak görülmesi gerekir. Tarih bunun için tekerrür ediyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz