Hekimler Grevde!

0

Eylemin kendisi bile yabancı çoğumuza değil mi? Grev kelimesini zihinlerinde yasaklı kavramlar arasına saklamış zihinlerden bahsediyorum. Soğuk savaşın beyinlere kazıdığı, güvenlikçi ve yasakçı anlayışın bir uzantısının günümüzde bile yaşamaya devam ettiğini görüyoruz maalesef. Kimi zaman milliyetçilik ile süslüyoruz, bazen de dini motifler ile servis ediyoruz. Nihai hedefin düşüncelere zincir vurmak olduğunu, sağır sultanın bile duymasını engellemeye çalışıyoruz! 

Çalışanların, insanlardan (!) bahsediyorum burada, köleleşmemek adına, yaşama tutunabilmek adına, tüm enerjilerinin bir hiç uğruna sömürülmesine izin vermemek adına mücadelesidir grev! Bir uyarıdır, başkaldırıdır, doğru. Ama insani yönü ile bir çırpınıştır adeta; emeğinin karşılığını alabilmek, bir nebze de olsa insanca yaşayabilmek adına bir çabadır. Veya bir son çabadır, işin hazin yönü… 

Son 2-3 ay içinde işlerinde uzmanlaşmış, hem de ülkenin önemli üniversite hastanelerinde görev almakta olan üç arkadaşım, istifa edip Ortadoğu ülkelerine taşınmaya karar verdiler. Daha doğrusu, kararlarını çoktan vermişler de, düşüncenin eyleme dönüşme hali gerçekleşti yakın zamanda. Profesör ve Doçent düzeyinde hepsi de… Yabancı dil kurslarını dolduran, sosyal medyadan yurt dışında kariyer desteği sağlayan merkezlerin yardımına başvuranları da hesaba kattığımızda bu salgının önüne kim geçebilecek, merak ediyorum doğrusu. 

Gencecik bir yeni mezun arkadaşımızın, internette dolaşan umut kokan mezuniyet konuşmasını görünce, sevineyim mi, üzüleyim mi bilemedim doğrusu. Giden gitsin, kalan sağlarla biz yolumuza devam ederiz anlayışından, gitmeyip kalmanın zorluğunu, mücadelesini, vatan sevgisine indirgeyip sömürüye devam etmenin bir aracı olarak kullanılan/ kullanılacak argümanlarla süslü bir konuşmaya evrilme… Üzülmemin sebebi, o genç arkadaşımızı grev kırıcı olarak görmemden kaynaklanmıyor. Üzgünüm, çünkü kutsiyet yüklediğimiz kavramlarla gencecik beyinleri kendi dar dünyalarımıza hapsediyoruz da, ona üzülüyorum. Onca yılı o hayallerin peşinden koşarak geçirecek genç beyinler, her şeyin bir yalan olduğu, kandırmaca bir hülyanın içinde yaşadıklarını gördüklerinde, kendisinden önceki nesillerin de yaşadığı çıkmazı yaşayacak maalesef. Büyülenmiş dimağların, kardeşlerini, kapı komşularını ve sınıf arkadaşlarını vatan haini ilan edip, din düşmanı veya emperyalist olarak konumlayıp nasıl birbirlerine silah doğrulttuğunu hiç mi okumadınız? Bir kuşak Anadolu gencinin, büyük ideal uğruna, Boğaziçi’nde, ODTÜ’de okuyup bilim adamı olmak dururken, onun yerine nasıl da Afrika’da, Afganistan’da veya adını bile duymadığımız dünyanın bir köşesinde öğretmenlik yaptığını gördükçe hiç mi durup düşünmüyoruz? Huzur içinde yaşayıp, sevmek ve sevilmenin tadına varmak yerine, emperyal düşüncelerin peşinde ölümün soğuk yüzünü gören o gençlerimizin cenazeleri omuzlarda taşınırken hiç mi kalbinizin sıkıştığı olmadı? Savaşı hepimizden daha çok yaşayıp onu anlayan bir liderin niçin yurtta da, cihanda da barış peşinde olmamızı tavsiye ettiğini durup düşünmediniz? 

Gençler gidiyorlar, çünkü umutlarını ellerinden aldınız! Sömürü düzeninin yanına bir de sıkışmışlık hissi eklemiştiniz, zihinlerinizdeki soğuk savaş kavramları ile. Ama gidenler, kalanlara dünyanın başka yörelerinde de yaşama şansı olduğunu, herkesin bizi alt etmek içinde pusuda bekleyen düşman olmadığını gösterdi. Doğru, sosyal medya sayesinde bu bilgi hızlı yayıldı. Kesin bilgi denilerek paylaşılan yaşamların cezbedici yanına biz ne ekledik peki! Kalanların sömürülmeye devam edileceklerine dair kesin bilgileri, dertlerin dinlenmeyeceğini veya dinlenilse bile kulak ardı edileceğini gösterdik onlara. Sosyal medyaya vurmaya çalışacağımız ket de işe yaramayacak, göreceksiniz. Yalan bilgiyi yaymak yasaklanacakmış. Yukarıda yazdıklarımın hepsi gerçek iken, bu cümleleri okuyan hangi zihinlerin bu yazının her bir cümlesini bile yalan olarak yorumlayacağını söylememe gerek yok sanırım. Bu dünyadaki tek doğru bilgi, bir gün hepimizin öleceğidir. Onun dışındaki savlarımızın hepsinin doğruluğu tartışmalıdır ve ispat edilmesi mümkün değildir. Benden söylemesi… 

Esen kalınız

Önceki İçerikUla, Ağa Pohunun Üstüne Poh Olur mu, Lo?
Sonraki İçerikBasın yasası değiştirilmek isteniyor tamam da, peki tedbir işe yarayacak mı bakalım?
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz