İç Enkazı

0
Latest posts by Psk. Dr. Ziya Doğan (see all)

Dünya bir âlem, insan ise dünya âleminin içinde bir başka âlemdir. 

Âlem içinde âlem olan insan, hele bir de yüreği duygu yüklü bir gemiyi andırıyorsa…

Yaşadığı dünya hayatı sınavlarla, sorunlarla, sorularla geçiyorsa…

Her doğan güneş yeni bir yükü haber veriyorsa…

Ki bu insan uçmayı daha öğrenmeden göçmeye mecbur bırakılıyorsa. Onun ahı, onun iç sarsıntıları, onun iç yıkımı ve onun iç depremleri…

İyiliği yayıp kötülüğü men etmeye çalışırken çekmediği çilenin kalmamışsa…

Yüz kere çelme yemesine rağmen, ömrü boyunca bir kerecik olsun bile çelme takan olmamışsa yani Rahman’ın huzuruna dizleri kanar vaziyette çıkmaya niyetlenmişse…

Hani kuyuya düşersin de kuyunun başında tanıdık tanımadık herkes elinde urgan dolaşır ama kimse ipin ucunu kuyuya atmaz ya…

Hani geminin su alması gibi, insanın her şeyi içine atması vardır ya…

Hani sessiz insanların içindeki gürültü, çığlık, feryat…

Hani ‘‘yaşamak’’ dediğimiz şey, aslında bir uzun ölümdür de ‘‘ömür’’ diye kendini kandırıyor ya insan…

İşte bütün bunların toplamından doğar iç enkaz.

Bu enkaz, öylesine büyük ve öylesine ağır bir enkazdır ki tüm fiziksel enkazlar, bu iç enkazın yanında okyanusta damla kalır. 

İç enkazın daha büyük olmaması için insan, olur olmazı içinin sokaklarında gezdirmemeli. Zira şuursuz ve basiretsiz insanlar çöplerini atıp gidiyorlar.

Hele insanları ötekileştiren,  mazluma kimlik soran zalimleri asla içinin sokaklarına yaklaştırmamalı ehli vicdan…

Evet, mutlaka her insanın içinde kaldırmaya kıyamadığı bir iç enkazı vardır.

Altında kaldığı enkazı ellemez, o enkaza dokunmaz ve kimseyi de yaklaştırmaz.

Bedeli ödediği için değerlidir; o enkaz, o dert, o ah ve o mazi… 

Kimseyi yaklaştırmadığı gibi kendisi de kaldırmaya cesaret etmez, edemez.

Belki de dokunmaya hatta kaldırmaya kıyamaz; çünkü kendi varlığının ispatı olarak algılar onu. Enkazı giderse kendisinin de yok olacağı korkusunu yaşar. Onun için altında kaldığı iç enkazına dokunmaz ve dokundurtmaz.

İç enkazını kendi varlık sebebinin nişanesi gördüğü gibi, bir de ondan korkar. Çünkü iç enkazın altından çıkacaklarından, onlarla tekrar yüzleşmekten, geçmişi hatırlamaktan korkar. En iyisi mi içine gömer; ‘Halk bilmezse Halik bilir’ düşüncesiyle yaralarını, kırgınlıklarını, depremlerini ve nihayetinde enkazını saklar.

İç enkazdır bu, yıkımın ardındaki döküntü başka ne çıkabilir?

Enkaz bu, altında elbette iç acıcı hatıralar, tamamlanmış tebessümler ve mutlu bir geçmiş çıkmayacaktır. Çıkacak olan toz pas içinde kalmış siyah beyaz anılar, yıkıntılar arasına sıkışıp kaybolmuş hayaller, geri döndürülemeyenlerin bıraktığı derin ve kapanmayan izler ile yitirilen yarım kalmış çocuksu masum gülüşler…

Kimler korkmaz ki enkazdan?

Kabuk tutmayan yaraya bakmaktan kimler korkmaz ki?

Dedim ya burası dünya ve insanız biz. Aciziz. Öyleyse barışmalı ve dost olmalı insan kendi iç enkazıyla.

Varsın yüzlerde garip bir tebessüm yayılsın… 

Varsın gözlerde mesken tutsun acının tüm tonları… 

Ve dokunmayın içi dışından yorgun insanlara. Değmeyin. Asla incitmeyin hiç kimseyi. Yanlarından sessizce geçip gidin. İlişmeyin. Zira o iç enkazının altında çırpınmakta belki de can vermekte…

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz