İdareci Kimdir?

0
Prof. Dr. Orhan Yılmaz

 Sene 1994. Tarım Bakanlığı’nda çalışmaya başladığım 1987 yılından beri teknik eleman olarak görev yapıyordum. Yozgat’ın, Çekerek İlçesi’ne 1989 yılında gelmiştim ve İlçe Tarım Müdürlüğü’nde çalışıyordum. Burası eşimin memleketi idi. 

1991 yılında Çekerek İlçesi’nin 103 adet köyü ve birkaç kasabası varken, doğudaki bazı köyler bölünerek Kadışehri ve batıdaki bazı köyler bölünerek Aydıncık İlçeleri kurulmuştu. 

Yeni ilçe kurulunca haliyle kaymakamından başlayarak gerekli devlet kurumları da açılıyordu. İlçe Tarım Müdürlüğünü 1 yıl Ömer adında Uşaklı bir veteriner arkadaşımız yürütmüştü. Kendisinin 1992 yılında memleketine gitmesi sonucu, müdürlük makamı boşaldı. Bana da rahat battı. Kadışehri’ne ilçe tarım müdürü olmak istediğimi Yozgat’taki amirlerime söyledim. 

Onlar da “belki cayarım, mayarım” diye aynı gün atamamı yaptılar. Çünkü Kadışehri bir mahrumiyet yeri idi. 2.000 nüfuslu ilçenin diğer şehirlere günlük ulaşımı sıkıntılı idi. Günlük gazete gelmiyordu, ilçedeki tek caddede 25-30 civarında esnaf üzerinden ticaret yürüyordu. 

İlçe müdürlüğü görevine başlayınca, kendi kendime şunu sordum: “Nasıl bir müdür yani nasıl bir idareci olmalıyım?” Bunun cevabını bulmak için kendime 2. bir soru sordum: “Ben o ilçe tarım müdürlüğünün bir elemanı iken başımda nasıl bir müdür olmasını isterdim? Müdür ne yaparsa benim zoruma giderdi?” 

Bu soruyu kendime sorunca tek bir şey aklıma geldi: 7 yıllık kısa memuriyetim boyunca katlanamadığım tek şey, bana haksızlık yapılması idi. Hatta bana yapılan haksızlığa karşı çıktığım ve amirimle mücadele ettiğim için, 3 yıl önce Antalya gibi bir şehirden, Yozgat Çekerek’e tayin istemek zorunda kalmıştım.

Kadışehri’ne ilçe tarım müdürü olarak atanınca, kendime şunu ilke edindim: “İdarecilik görevi yaparken gerek maiyetimdeki personelime gerek hizmet ettiğim vatandaşlara haksızlık yapmamalıydım, adil olmalıydım. Bunu ben nasıl hazmedemiyorsam, hiç kimse de hazmedemezdi.”  

İlçe müdürlüğümüzde hepi topu 15 personel ancak vardı. Elazığ’dan bir Zaza, Muştan bir Kürt, Tokat Merkez’den bir Alevi ve Zile’den bir Sıraç Alevisi olmak üzere Türkiye’nin bazı halı renkleri personelimdi. İlçeye bağlı 40 küsur köyün için de Alevi Türkmen, Sıraç Alevisi Türkmen, Alevi Kürt ve Sünni Kürt gibi çeşitlilik mevcut idi.

Herkese adil davranma kuralıma uydum. Personelim uyumlu ve çalışkan idi. Gerek personel arasında gerekse vatandaşlarla olan ufak tefek pürüzleri de hallediyorduk. Ancak benim dışımda gelişen bazı olaylar sonucunda, rahatım kaçtı.

Ben daha önce Çekerek İlçe Tarım Müdürlüğü’nde çalışırken, 1991 Kasım Ayı’nda DYP-SHP Hükümeti kurulmuştu. Eşimin ailesi Çekerek’in nüfuzlu ailelerinden birisi idi. Kayınbiraderim 1983 yılında ANAP’ın kuruluşundan beri ANAP İlçe Başkanlığı yapıyordu. Ben her ne kadar ANAP’lı değilsem de, taşradaki bu tip ilçelerde bunun önemi yoktur. Siz etiketler üzerinden yaftalanırsınız, bu etiketler sizi takip eder. Ben Kadışehri’ne geldiğimde iktidardaki DYP’nin yerel politikacıları için ben “İlçe Tarım Müdürü Orhan Yılmaz” değildim. “ANAP İlçe Başkanı Duran Özkan’ın Eniştesi” idim. 

Ayrıca Kadışehri’ndeki Belediye Başkanı Mustafa Karadavut, daha önce İl Tarım Müdürlüğü’nde çalışırken istifa eden birisi idi. 1984 yılından beri ANAP’tan belediye başkanlığı yapan sevdiğimiz birisi idi. O çevredeki bizim bildiğimiz yemeyen-içmeyen, en dürüst belediye başkanlarından birisi idi. Kendisini hayırla yad ediyorum.

2.000 nüfuslu bir İç Anadolu kasabasındaki DYP’li politikacılarının mantığı şu idi. Belediye başkanı Ahmet Bey, DYP’lilere göre muhalif bir partiden olduğu için, benim bir ilçe müdürü olarak belediye başkanı ile aynı fotoğraf karesine çok fazla girmemem gerekiyordu. Ayrıca kendilerinin benden bazı talepleri olursa, sorgulanmaksızın yerine getirilmeli idi. Aksi bir davranış,  ANAP İlçe Başkanı Duran Özkan’ın eniştesi olan ilçe tarım müdürünün muhalefeti olarak algılanıyordu. Yani benim doğrularım onlara göre yanlış, onların doğruları da bana göre yanlış idi.

Benim ortaokul, lise ve üniversite yıllarında yabancı dilim Almanca idi. Tarım Bakanlığı her yıl Ankara’da 8 ay boyunca devam eden uzun dönemli yabancı dil kursları organize ediyordu. Sağ olsun, Ankara merkez teşkilatındaki arkadaşlarım, benim haberim olmadan beni 1993 yılı güz aylarında başlayan İngilizce kursu listesine adımı yazmışlar. Bunu fırsat bildim, hemen Ankara’ya gittim ve 8 aylık İngilizce kursuna başladım ve 1994 Mayıs’ında tamamladım. 

1994 yılı yaz aylarında yapılan TOEFL sınavına girdikten sonra, tekrar Kadışehri’ne döndüm. Niyetim TOEFL sınavından yeterli puanı alırsam, yüksek lisans için yurt dışına gitmekti. O tarihlerde Tarım Bakanlığı tarafından TYUAP ve Kırsal Kalkınma adında, finansmanı Dünya Bankasından sağlanan bazı tarımsal projeler yürütülmekte idi. 

TOEFL sınavı sonucunda 503 puan aldım.

Kadışehri’ne döndüm ve yurt dışına gitmek için işlemlere başladım. Bu arada ilçe kaymakamı Hacı İbrahim Türkoğlu’nun ataması doğuya çıktı (Şu anda memleketi Konya’da vali yardımcısı). Kaymakam İbrahim Bey ilçeden ayrılırken, yeni atanacak kaymakam gelene kadar beni yerine kaymakam vekili olarak bıraktı. İlçe müdürlüğü ile uğraştığım yetmiyor gibi, şimdi bir de tüm ilçeyi yönetmeye başlamıştım. 

Ancak 6 ay boyunca vali beni bir kere arayıp da, bir şey sormadı. Bunu da adil bir idarecilik yaptığıma yorumladım. Vali, kendisine ancak bir problem giderse, kaymakamı arar ve nedenini sorar. Yeni kaymakam Cemal Öztaş gelene kadar 6 ay ilçe kaymakamlığı üstümde kaldı. 

Kaymakam Cemal Öztaş daha sonra 2000’li yıllarda Bülent Arınç’ın TBMM başkanlığı sırasında önce Milli Saraylar Daire Başkanı, sonra da TBMM Başkanı Başdanışmanı oldu. İnternetteki haberlere göre Fethullahçı imiş. O kaymakam, ben ilçe tarım müdürü olarak yaklaşık 1 yıl beraber çalıştık. 

Geldiğinde beni “kaymakam vekili” olarak bulduğu için, bana güvenirdi. İlçede en sık görüştüğü amir bendim. Ailece gider gelirdik. Ama Fethullahçı olduğuna dair hiçbir şey sezdirmemişti bana. Namaz kıldığına bile şahit olmadım. Herhalde “aynı mahalleden olmadığımız” için, bana bu özelliğini çaktırmamıştı. Ama çok iyi bir idareci idi. Hayatımda ilk dizüstü bilgisayarı, kaymakamlık yurt dışı eğitimi için gittiği İngiltere’de almış olan Cemal Bey’de görmüştüm. 

Ancak bu arada Kadışehri’ndeki DYP’li politikacılarla eper papaz olmuştum. DYP’li yerel politikacılar birkaç günde bir ya telefonla ya da bizzat giderek, Yozgat Tarım İl Müdürü’nden beni ilçe müdürlüğü görevinden alması için baskı yapıyorlardı. İl Müdürü de haliyle DYP’lilerin atadığı bir il müdür idi. Müdürlük makamına eski bir deri ceket ile gelen, konuşma tarzı, karakteri ve giysisi ile bir il tarım müdüründen ziyade, daha çok bir tır şoförünü andıran il müdürü ile de aram kısa zamanda bozuldu. 

Yurt dışına gidebilmem için, ilçe müdürlüğünden benim yolladığım talep yazısının, Ankara bakanlık merkeze iletilmesi gerekiyordu. Aramın bozulduğu il müdürü de oturduğu koltuğun hakkını veremedi ve yazımı Ankara’ya yollamadı. Ben ısrar edince de beni müdürlük görevinden aldı, yanımda çalışan “kıçı yere yakın veteriner”i başıma müdür yaptı. Sonradan öğrendim, zaten kıçı yere yakın veteriner de bir süredir altımı oyuyormuş ve DYP’lilere gaz veriyormuş. “G.t. yere yakın olandan korkacaksın” diye atalarımız boşuna dememiş.

Görevden alındığımın ertesi günü yıllık izin alıp, Ankara’ya gittim ve Amasya Tarım İl Müdürlüğü’ne tayinimi istedim. Niyetim yurt dışına Amasya’dan gitmek idi. Tayinim hemen çıktı. Amasya’ya göreve başlamak için tarım il müdürünün makamına gittim. Durumu anlattım. Müdürlük görevi falan istemediğimi, sadece yüksek lisans için yurt dışına gitmek istediğimi anlattım. 

Amasya Tarım İl Müdürü, Yozgat’ın müdürünü iyi tanıyormuş. Bana “Ben o il müdürünün görevden aldığı ilçe müdürünü, burada tekrar ilçe müdürü yaparım. Sen onunla takıştı isen, senin hiçbir suçun yoktur, eminim. Ben onu iyi tanırım” dedi. “Ben zaten kısa süre içinde yurt dışına gideceğim. İlçe müdürlüğü istemiyorum” dediysem de, beni Amasya’nın güneyindeki Göynücek İlçesi’ne müdür yaptı. 1994 sonuna doğru Göynücek İlçesi’ne taşındık.

Kadışehri’nden ayrılırken, vicdanen çok rahat idim. En basiti tüm personelin benim 2 yıl boyunca yaptığım müdürlükten memnun olduklarını başkalarında duydum. Personelin hepsinin, “gelen gideni aratır” misali benim müdürlük günlerimi özlediğini, bana çeşitli kişiler ifade ettiler. Bir yerde idarecilik yaparken sevilip, sevilmediğinizi bilemezsiniz. Sizin kendilerine kötülük edeceğinizi düşünerek gerçek duygularını ifade edemezler, haklıdırlar da. Siz oradan ayrıldıktan sonra, sizin “kaç paralık adam” olduğunuz ortaya çıkar. Adi bir teneke veya bakır mısınız, yoksa gümüş veya altın mısınız? 

 Göynücek İlçe Tarım Müdürlüğü’nde yaklaşık 20 personel vardı. Orada ki personel de “halının çeşitli renklerinden” idi. Etnik ve siyasi yapı bakımından Göynücek İlçesi, Kadışehri İlçesi’nden daha karışık durumda idi.Alevi Türkmen, Sıraç Alevisi Türkmen, Alevi Kürt ve Sünni Kürt köyleri sayısı Kadışehri’ne göre daha çok idi. Ayrıca bunlara ilaveten Çerkez ve Gürcü köyleri de vardı. Burada da yaklaşık 1 yıl görev yaptım. 

Göynücek’e geldiğimde kaymakam İbrahim Taşyapan idi. Kayserili İbrahim Bey, en son Van Valiliği yaparken merkeze alındı. İlçe tarım müdürlüğü yaparken beraber çalıştığım 5 kaymakam içinde, karakter ve idareci olarak en takdir ettiğim kişi İbrahim Bey idi. Allah selamet versin. Van Valiliği görevinden merkeze alındı ise, haksız yere görev alındığına inanırım. Mükemmel bir idareci ve devlet adamı idi. Tahinimce yerel siyasilerin oyuncağı olmadığı için görevden alınmıştır. 

1995 yılı Ağustos Ayı’nda tüm işlemlerim tamamlandı. Ailemi de yanıma alarak İskoçya, Aberdeen’deki aynı adlı üniversiteye yüksek lisans için gittim. İngiltere’de 25 ay kaldıktan sonra, Eylül 1997 tarihinde tekrar Göynücek’e döndüm. Tekrar ilçe müdürlüğü görevime döndüğümde kaymakam Mahmut Hersanlıoğlu idi. 

İlk defa “hızlı bir Ülkücü kaymakam” ile tanışıyor ve çalışıyordum. Şu anda Kahramanmaraş Türkoğlu kaymakamı olarak görev yapıyor. Kaymakam Mahmut Bey ile amir-memur ilişiklerimiz hiç iyi gitmedi. Özünde çok iyi bir insan ve idareci olan Mahmut Bey, çok fevri idi. Aniden sinirlenir, kalp kırar, sonra da kaymakam olduğuna aldırmaksızın gelip özür diler, gönlümü almaya çalışırdı.

1999’a kadar aynı görevi yaptıktan sonra, Antalya, Finike İlçesi’ne ilçe tarım müdürü olarak tayin oldum. 1 yılda burada idarecilik yaptım. Burada da kaymakam olarak Abdülkadir Demir ile çalıştım. Abdülkadir Bey de yanlış hatırlamıyorsam en son Denizli Valiliği yaparken, kendi isteği ile merkez valiliğine atanmış idi.

 2000 yılında buradan ayrılarak Ankara merkez teşkilatına geçtim. 2 yıl İngiltere’ye gidişimi çıkarırsak, 1992-2000 yılları arasında toplam 6 yıl ilçe tarım müdürlüğü, 6 ya da kaymakam vekâleti görevini yerine getirdim. Eğer bir personele veya vatandaşa haksızlık, ayırımcılık yaptı isem, Allah hesabını soracaktır.

Eğer bir idareci iseniz, sizin ne kadar bilgili, donanımlı, çalışkan, cevval veya başka bir türlü iyi karaktere sahip olduğunuzun önemi yoktur. İdareciliğin sırrı, adil davranmak, adaletle yöneticilik yapmaktır. Adil olmadığınız takdirde, bırakın ağzınızla, başka bir organınızla bile kuş tutsanız, muhataplarınız nazarında itibarınız sıfır bile değildir, eksidedir. 

Bir idarecinin maiyetindeki personele ve vatandaşlara karşı 1. derece sorumluluğu adil olmak ise,  kendisinden üst derecedeki amirlerine karşı 1. derece sorumlu olduğu özellik dürüst olmasıdır. Bir idarecinin üst amiri o idareciye bir şey sorduğunda veya bir işlem yapmasını istediğinde, maiyetindeki o idarecinin dürüst davranacağına emin olmalıdır. Ben de idareci iken, maiyetimdeki personelden sadece bunu isterdim. Onlara hep “Bana karşı doğru, dürüst olun, canımı yiyin” derdim.  Ben personelime karşı hep adil olduğum için, personelim de bana her konuda dürüst davranmıştır. Bu şekilde hiç kimse birbirimizi üzmedik. 

Genellikle her yerde çok az sayıda çıbanbaşı, sürekli çıkıntılık yapan,  arıza kişi vardır. Bu kişileri de uygun yöntemlerle dizginlemeyi bildim.

Benim başımızdaki idarecilerden her zaman beklentim adil yönetim olmuştur. Ama maalesef bunu her zaman göremedim. Bir tarafa bakıyorum adam “Domuzu haram diye yemiyor ama haramı domuz gibi yiyor”, diğer tarafa bakıyorum adam sosyalist, komünist ya da ateist, fakat karakteri 10 üzerinden 15. 

Bu nedir ya? 

Müslümanım” demeye utanır duruma geldim. Bu düzen bir müddet daha böyle devam ederse, ateist olduğumu ilan edip, beni “Garipler Mezarlığı”na gömmelerini evlatlarıma vasiyet edeceğim. Hele de şu 11 yıllık akademisyenlik hayatımda bana yapılanları yazmaya başlasam, hacimli bir kitap olur. Gözlerimizle görüyoruz, son zamanlarda “5 vakit namaz kıldığını, oruç tuttuğunu, kul hakkı yemediğini iddia eden” bazı yöneticiler var ki, uygulamada adaletsizliğin en kralını yapıyorlar. Bu yöneticilere diyeceğim o ki;

Bu kabağın bir sahibi var” 

(Bu cümlenin anlamını merak edenler için 26 Nisan 2022 tarihli “Sokaktaki Bu Kedi ve Köpeklerin Bir Sahibi Var” köşe yazımı okumalarını öneririm.) 

Önceki İçerikO film Cannes’ta izleyiciler ile buluştu!
Sonraki İçerikFelsefe Yazıları: ‘Hepimiz Birer Akıl Hastasıyız’ 
1962 doğumlu. Tokat’ın Zile İlçesi’nden bir köylü çocuğudur. 1984 yılında Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü’nü bitirdi. 1997 yılında Birleşik Krallık, University of Aberdeen’de yüksek lisans, 2007 yılında Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü (zootekni bölümü)’nde doktora çalışmasını tamamladı. Mesleği ziraat dışında, Çerkezler ve Aleviler gibi diğer bazı sosyal alanlarda da amatörce akademik çalışmalar yapmaktadır. Kitap okumak ve motosiklet kullanmak özel ilgi alanlarıdır. “Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez” zihniyetli, hararetli bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusudur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz