İmam-ı Azam, Ebû Hanîfe’ nin, Ehl-i Beyt ile Münasebetleri

0
Mehmet Gündoğdu
Latest posts by Mehmet Gündoğdu (see all)

Hicrî 80 yılında Kûfe’de dünyaya gelen Ebû Hanîfe’nin tam adı, Ebû Hanîfe Nu‘man b. Sâbit b. Zûtâ b. Mâh et-Teymî el-Kûfî’dir. Türk asıllı olduğu rivayetleri varsa da, dedelerini Fars asıllı olduğu  ağır basan Ebû Hanîfe’nin ve neslinin, babası Sâbit ve dedesi Zûtâ vasıtasıyla Hz. Ali’nin hayır ve bereket duasını aldığı bilinir. Nitekim Ebû Hanîfe’nin torunu İsmail b. Hammâd’ın, “Biz, Ali’nin bu duasını Allah’ın kabul buyurmuş olmasını umuyoruz.”dediği nakledilir.

Ebû Hanîfe’nin ilmî tecrübe ve fıkıh müktesabatının sahâbî kaynakları arasında Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ûd ve Abdullah b. Abbâs bulunmaktadır.

Ebû Hanîfe, kendisiyle savaşan muhalifleri “mümin” olarak isimlendirip itidal vurgusu yapan Hz. Ali’yi akâid, fetva ve kaza meselelerinde kaynak âlim görüp onun yöntemini esas almıştır.

Ebû Hanîfe, kırâat ilmini de Kûfeli tâbiîn ve kırâat-i seb’a imamlarından biri olan Âsım b. Bedel’den (ö. 127/745) almıştır. İmam Âsım ise Ebû Abdurrahmân es-Sülemî (ö. 72/691) vasıtasıyla Ali b. Ebî Tâlib’in (ö. 40/661) kırâatini almıştır. Bu silsileye göre Ebû Hanîfe’nin kırâati, bir fem-i muhsin olarak Hz. Ali’ye dayanmaktadır. 

Ebû Hanîfe’nin Hz. Ali’ye dayanan fıkıh ve kırâat ilmi yanında, ondan aldığı hayır ve bereket duasıyla yükselen duygu yüklü ilişki, onun Ehl-i beyt mensuplarına karşı tutum ve davranışını etkilemiştir. Ona göre Hz. Ali, Ebû Bekir ve Ömer’den sonra en faziletli sahâbîdir. Onun Hz. Osman’a olan sevgisi de müsellemdir.

Ali Zeynelâbidîn’in (ö. 122/740) ilim ve tecrübelerinden faydalanan Ebû Hanîfe, on sekiz yıl gibi uzun süre hocası Hammâd b. Ebû Süleyman’ın (ö. 120/738) ders halkasına devam etmiş ve ona vekâleten ders vermiştir. 

Aslen İsfahanlı olan Hammâd, döneminin Kûfe fakihidir. Hammâd’ın hocası İbrahim en-Nehaî’nin (ö. 96/714), zalim lakabıyla meşhur Emevî valisi Haccâc’ın (ö. 95/714) ölümü üzerine şükür secdesine kapanıp sevinç gözyaşları dökmesi, onun, yönetime karşı olan rahatsızlığının bir işareti sayılmaktadır. 

Şüphesiz Ebû Hanîfe’nin, bizzat gördüğü ve yaşadığı gerçekler yanında tevarüs ettiği ilmî gelenekten izler taşımaması ve hoca-talebe ilişkisinden etkilenmemesi mümkün değildir.

Emeviler ve Abbasiler’in iyi Ehl-i beyt’e yönelik zulüm, baskı ve sert politikaları, Ebû Hanîfe’nin doğrudan veya dolaylı olarak eleştirilerine ve muhalif kalmasına yol açmıştı. 

Emevîler ve Abbâsîler döneminde Ehl-i beyt’e mensup imamların maruz kaldıkları sıkıntılar karşısında Ebû Hanîfe onların yanında yer aldı hatta muhalif duruş ve hareketlerini haklı gördü. 

Ebû Hanîfe’nin Abbâsîler’e karşı nisbeten mutedil tutumu, Abdullah b. Hasan b. Hasan’ın iki oğlundan Muhammed en-Nefsüzzekiyye’nin Hicri.145 (763)’te Medine’de, İbrâhim’in de Irak’ta Abbâsî hilâfetine karşı ayaklanmaları üzerine öldürülerek isyanların bastırılması ve 140 (758) yılından beri hapiste olan babaları Abdullah’ın da aynı yıl hapiste ölmesine kadar sürmüş;  Fakat bu olaylardan sonra Abbâsî hilâfetine karşı açıkça tavır almaya başlamıştır.

Bu sebeple Ebû Hanîfe, hocaları arasında sayılan ve Hz. Hüseyin’in torunu olan Zeyd b. Alî Zeynelâbidîn’in, döneminin Emevî Halifesi Hişâm b. Abdülmelik’e karşı başlattığı başkaldırıya “Onun bu hareketi Peygamber’in (s.a.s.) Bedir harbine çıkışına benzer.” diyerek destek verdi. 

Aynı şekilde Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’in, hilâfeti Abbâsîler’den önce özellikle Ebû Ca’fer ve kardeşlerinin biatlarıyla- gerçekleştiği için Muhammed b. Abdullah’ı destekledikleri, hatta İmam Mâlik’in Mansûr’un hal’ine( görevden alınmasına ) fetva vererek Muhammed’e (en-Nefsüzzekiyye) biatı teşvik ettiği kaydedilir.

Zemahşerî, (Ö.538/1144) el-Keşşâf isimli eserinde:, “Zalimler benim ahdime erişemez.”

( Bakara, 2/124) Ayetini yorumlarken bu ayetin imâmetle alakalı olduğunu ve zalim kimselerin hilâfetinin meşru olmayacağını belirterek: “Ebu Hanife  Zeyd b. Ali’yi desteklemenin, para yardımında bulunmanın, kendilerine (Abbasi) imam ve halîfe denilen bu zorbalara ve  hırsızlara karşı muhalefet etmenin vacip olduğuna fetva verdi.” (el-Keşşâf, Bakara, 2/124. Ayetinin tefsiri.) demiştir.

Görebildiğimiz kadarıyla Ebû Hanîfe, Zeyd b. Ali, onun kardeşi Muhammed el-Bâkır (ö. 114/733), onun oğlu Ca’fer es-Sâdık (ö. 148/765), Medine’de Ali evladının reisi olan Ebû Muhammed Abdullah b. Hasan b. Hasan (ö. 145/762), onun oğlu Muhammed b. Abdullah en-Nefsüzzekiyye gibi Ehl-i beyt’e mensup âlimlerle görüşüp akâid ve fıkıh konularında müzakerelerde bulunarak onlardan faydalanmış, ictimaî-siyasî konularda maddî-manevî varlığıyla onlara destek olmuştur. 

Burada onlardan Ca’fer es-Sâdık’ın, Ebû Hanîfe ile münasebetine özellikle işaret etmekte fayda vardır. Bilindiği üzere, İsnâaşeriyye’nin altıncı imamı olan Ca’fer es-Sâdık, beşinci imam Muhammed el-Bâkır’ın oğludur. Tam adı, Ebû Abdillah Ca‘fer es-Sâdık b. Muhammed el-Bâkır b. Ali Zeynelâbidîn b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib el-Hâşimî el-Kureşî el-Medenî’dir. 

Ca’fer es-Sâdık’ın nesebi baba tarafından Hz. Ali’ye, anne tarafından da Hz. Ebû Bekir’e ulaşır.

Ca’fer es-Sâdık, amcası Zeyd b. Ali’nin şehadetinden sonra siyasetten uzaklaşıp kendisini tamamen ilme vakfetmiş, ahlaki-manevi bir şahsiyet olarak birleştirici tutum ve davranışlarıyla toplum üzerinde tesir icra etmiştir. 

Her kesimden hürmet ve itibar görmekle birlikte o, ehl-i dalâlet görülen fırkalarla mücadele etmekten de geri durmamıştır. Ca’ferî fıkhının imamı ve tasavvuf tarihinin önemli bir siması olarak Ca’fer es-Sâdık, Nakşibendiyye ve Bektâşiyye gibi tarikatların silsilelerinde yer almıştır.

İmam-ı a’zam hazretleri, ömrünün son yıllarında Cafer-i Sadık hazretlerinin derslerinde (sohbetinde) bulunduktan sonra, (Bu iki sene olmasaydı, Numan helak olurdu), buyurmuştur.

Ebû Hanife daima ehl-i beyt taraftarı olmuş,  ancak hiçbir zaman şiî olmamıştır.( Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi, 454).

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz