İnsan aile dolandırıcısının kıymetini bilmeli!

0
Latest posts by İbrahim Yersiz (see all)

Dolandırıcılar o kadar çoğaldı ki, İçişleri Bakanlığı sık sık vatandaşlara mesajlar göndererek uyarma ihtiyacı duyuyor. 

En son sanırım bugündü “Telefonda kendisini polis, asker, Savcı, olarak tanıtıp ‘ADINIZ FETÖ, PDY, PKK, VB. TERÖR SORUŞTURMASINA KARIŞTI’ diyerek para ve altın isteyenlere inanmayın” diye geldi.

Şartlar zor, malum, birini çarpmadan ayakta durmak zorlaştı ve yalın devlette geçer akçe olarak asker, polis ve savcıların rolü olunca dolandırıcılar da bu kimliklere bürünür oldu. Dolayısıyla dolandırıcılar artık karşınıza çıktıklarında asker, polis ve savcı şeklinde çıkıyorlar.

Diğer yandan, FETÖ denince ve peşinden açılan FETÖ borsasında büyük başlar büyük paralar karşılığında kefeni yırtınca ve o diyeti ödeyemeyen ayak takımı hapsi boylayınca insan istemeden de olsa karşısına asker, polis veya savcı çıktığında söyleyenlere inanıyor ve gidip o borsada her şeyini kaybetmektense hemen üç-beş verip kurtulmayı düşünüyor. 

Hani masum olduğunuza inanmak var, ama sizin inanmanız para etmiyor, çünkü o dolandırıcılar gelince bu terör denilen melanete “adınız karıştı” diyor. “Hadi ayıkla birincin taşını” misali illaki oradan buradan bir taş çıkıyor ve senden bir şey almasa da dişinden birkaç sağlam kemik götürüyor.

Dedim ya, ne yaptığını bile bilmeyen adam hapsi boylayınca kimsenin masum olduğuna inanmayacağını düşünüyor ve düşerken “haydar” la tanışınca yapmadığını da üstleneceğine “en iyisi vereyim birkaç kuruş kurtulayım bu işten” diyor.

Geçen haberlerde muhterem bir dayı aileden saydığı dolandırıcısına takdir ettiği parayı ödüyordu ve dolandırıcılar onu pek kolay tava getirmiş olacak ki, ikinciye aynı miktarı istiyor. Artık dayı tutuşmuş, polis “Dayı onlar dolandırıcı, sizi dolandırıyorlar” diyorsa da dayı inanmıyor, polisi iterek bankamatiğe ulaşmaya çalışıyor. 

Öyle ya, polis olsan da sen onu bizim aile dolandırıcımızdan daha mı iyi bileceksin? Bari yol ver de ismimizi temize çıkaralım! 

Hükümet memleketin formatını değiştirince dolandırıcılarda format değiştirdi, artık aile dolandırıcınız ya asker, polis, savcıdır, ya da tarikat şeyhi, hacı hoca veya muskacıdır.

Dolandırıcılar ne yapsın, başka türlü ekmek aslanın ağzında, elini uzatsan aslan kırtlıyor, uzatmasan miden gurul gurul kıyameti koparıyor. Kaldı ki bakkal, kasap, manav, hasılı elini neye uzatıyorsan ateş pahası, uzatmadığında ertesi güne kalıyor ve zam sağanağı hala devam ettiği için daha fazlasını ödüyorsun, yani almasan ne yapacaksın, açlık daha büyük bela. 

Hükümeti sorarsanız, o kendi dalgasında, eskiden kömür makarna dağıtıyordu, şimdi oturmuş izliyor, günlük rutine bağladığı zam furyasını seyrediyor, herhalde “bakalım bu millet daha ne kadar sabredebilecek” diye bilmek istiyor. Artık bu bekleyip görmek istedikleri şey her ne ise; bir süredir kaşıkla verdiğini kepçeyle alıyor, kepçeyle verdiğini tencereyle alıyor, tencereyle verdiğini kazan kazan götürüyor ve doğrusu millet buna daha ne kadar dayanır kendileri de bilmiyor, bileni ise dert etmiyor, edeni ise 15 Temmuz’dan bu yana açılan yeni vatan hainliği borsasına dahil ediyor. 

Dediğim gibi, artık zor zamanlar, kime dert anlatsan başka yere çekiyor, “geçinemiyorum” diyorsan cebindeki telefonu görmek istiyor, gösterdiğinde, çöpte bulduğun bir android bile olsa “hangi ülkenin hesabına çalışıyorsun” diye seni adeta doğduğuna pişman ediyor. Hasılı fakiriz, hem de fasfakir ama “fakiriz” demeye korkuyoruz, aç bilaçız ses vermeye çekiniyoruz; polis hazır kıtta, ses verdik mi, FETÖ, PDY, PKK, vd. herhangi bir TERÖR ÖRGÜTÜ’nden bizler alıp götürecekler diye ödümüz kopuyor. Bir de “derdin neydi de sokaklara çıktın” diyorlar mangalda kül bırakmayan siyasilere anlatamadığın “buyur ‘haydar’a anlat” diyor. Haydar dediğin ise ne dinliyor ne anlıyor, bildiğin imansız bir sopa, diğer bir imansızın elinde tependen kalkıp kalkıp iniyor. Hasılı sen anlatıyorsun “haydar’ ikna olmadı” diyorlar.  

Hadi buyur, adı haydar istersen kaytar, masum olsan da siparişle suç geliyor!

Tövbe Allah, bismillah, bir de bakmışsın gitmediğin topraklarda çete başısın, kanun kaçağı, azılı bir haydutsun.

Bir seferinde içerdeyken Neron olmuşum, ne bulmuşsam yakıp-yakmış, hayatımda görmediğim yerlerde taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmamışım. Hasılı ben neymişim abe, onu ben bile anlamamışım!  

“Elektrik, su, doğal gaz çok pahalı, bakkala çıkamaz, pazara gidemez” olduğumuzu söylüyoruz; ne söylesinler iyi, “Dün iyiydi, bugün kötü; iyiydi, hoştu sesin neden o zaman çıkmıyordu, kötü oldu, hain yüzün de onunla birlikte görünür oldu, bre kafir, bre “Ermeni dölü”, bre “Rum’un uşağı.”

Tüm bunları anladık da, nasıl oluyor da bir anda hem kafir hem döl artığı hem de “Rum uşağı” oluyorsun onu anlamıyorum. Keşke yalnızca kafir veya döl arttığıyla yetinselerdi! Hepsi birden yüklenince sanki gerçekçi olmaktan çıkıyor! Hasılı iyiye iyi, kötüye kötü diyemezsin, dedin mi sonuçlarına katlanmayı kabul etmelisin!

Ne diyeyim, dolandırıcılar iyi yere tezgâh kurmuşlar, “Herkes payını aldığına göre, biz neden almayalım” diye düşünüyorlar ve artık dolandırma kitaplarında ne varsa üstümüzde hepsinin tatbiki mesaisini yapıyorlar. Anlayacağınız ne biliyorlarsa onu uyguluyor ve illaki bizden tırtıklamayı umdukları parayı tırtıklamanın bir yolunu buluyorlar. Haklılar, mal ganimet olunca onlarda paylarını istiyor!

Dolandırıcılarında işi zor arkadaş, hükümet basitinden iki zamla seni silkeleyip istediğini alıyor, adamlar ha bre düşünüyor, aynı aşa en kolayından nasıl ortak olacağını düşünüyor ve aksilik bu ya, yol tutmadı mı, onca emek boşa gidiyor; hadi sil baştan yeni bir tezgâh kurmak zorunda kalıyor. Hani bir sonraki tezgâh tutsa ne ala, onun da tutma garantisi yok, sonra tuttu diyelim, tam adamdan istediğini alacak, ortaya haberdeki gibi beklenmedik bir polis çıkıyor adamın tekerine çomak sokarak düşmüş kekliğin tuzaktan kurtulmasına neden oluyor. Yani bu da oldu mu şimdi? Çalışan herkesin emeğinin karşılığını alması gerekiyor!

Malumunuz hayat zor ve hepimizin belirli aile dolandırıcıları var, artık alıştık onlara, zamlar geldiği gibi onlarda bizden tırtıkladıklarına periyodik artışlar getiriyor. Ne yapsınlar malum, maliyetler durmadan yükseliyor, bugün aldığını yarın aynı paraya alamıyorsun, diyelim ki aldın, mutlaka daha fazla ödeme yapıyorsun. Zaten artık zamlara alışmışız, artışlar gelmedi mi onlardan önce panikliyor, “Acaba bir şey mi oldu” diye bunun daha kötü bir alamete işaret olmasından korkuyoruz. Yani şimdi Allah muhafaza onlar gider, yerine başkaları gelirse ne yapacağız? Şimdi işin yoksa yeni gelenlerin huyunu öğren, suyunu öğren, parayı birden mi istiyor, “gelmişken hepsini götüreyim” diyor, bilemiyorsun ve onlara alışana kadar sür git o günlerini kabız olarak geçiriyorsun.

Bak şimdi kafam karıştı! Ben hükümetin zam sağanağını mı anlatıyordum, yoksa dolandırıcıları mı? Tamam tamam hatırladım, dolandırıcıları anlatıyordum! 

Şahsen farklı dolandırıcılar beni aradığında ailemizin dolandırıcısı varken kendilerine bir şey vermemin ayıp olacağını söyleyerek onlara üzüntülerimi bildiriyorum! Allah pek kıymetli aile dolandırıcılarımıza sağlık, sıhhat ve uzun ömürler versin! Onlara bir şey olursa biz ne yapacağız?

Allah muhafaza birbirimizin huyunu da biliyor, suyunu da, öyle maliyet artışlarından dolayı fiyatları artırdıklarında en azından bizi öldürmeyeceklerini biliyoruz, ne de olsa biz çalıştıkça karınlarını doyurma, keyfîlerine keyif katma şansını ellerinde tutuyorlar.

Ne büyük bir alicenaplık, kim bilir belki de bizi çok seviyorlar, biz onları görmezden gelerek aslında nankörlük ediyor. Ne olur hakkınızda bazen kötü düşündüğümüz veya konuştuğumuz için bizi affedin, cahillik işte, insan aile dolandırıcısının kıymetini bilmiyor!

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz