İnsan Herkesin Akılsız Olduğu Yerde Akıllı Olmaya Tahammül Etmiyor  

0

Evet, ne yazık insan herkesin akılsız olduğu yerde akıllı olmaya tahammül etmiyor; “Mahallenin tek delisi ben miyim”diyerek başkalarının yaptığı hataların şahsında kendi hatalarını aklıyor, masumlaştırarak onlara bir meşruiyet katıyor.  

Anlamdan başlayayım: 

Öncelikle anlam kendi inşa ettiğimiz bir şeydir, şu görüp duyumsadığımız şeyler hepsi bu anlamı bütünleyen öğelerin birer parçasıdır, öyle görüyor olmamız ise tam olarak kendi isteğimizin bir neticedir. 

Hayat bize istediğimiz şekilde karşılık veriyor, biz de küçük küçük parçalar halinde bile olsa hayatı o şekilde yapılandırıyor, o şekilde yapılanmasına katkı taşıyarak bize istediğimiz şekilde karşılık vermesini sağlıyoruz.   

Bu isteğimize karşılık verme şekli hem şuurlu halimizden katkı görüyor hem şuur dışı veya şuur altı halimizden ve öylece kısmi bir kontrolde ilerliyor, biliyor ve görüyor olmamıza rağmen bizi istemediğimiz bir sona doğru götürüyor. 

Kısmi bir kontrol tam olarak nereye kadar kontroldür, bunu izah etmek biraz zor, ancak bizi istemediğimiz bir neticeye doğru götürüyorsa bu oransal olarak sınırlı bir kontroldür.    

Ancak sorun kontrolün sınırlı olması değildir, yanlış olduğunu, daha doğrusu yanlış yaptığımızı bilmemize rağmen bir şey yapmamamız, yanlış yapmakta ısrar ediyor olmamızdır.  

Bu insan hayatının temel bir handikabıdır, biliyor olmasına rağmen istemediği şeyi yapar.     

Örneğin yüzeyinde yaşadığımız bu gezegeni bilerek ve yavaş yavaş yok ettiğimizi bilmemize rağmen geri durmuyor, aynı zararı vermeye devam ediyoruz.   

İşte, bilinçli halin kötü yansıması budur. 

Biz bunu biliyor, olası sonun tüm işaretlerini detaylarıyla bire bir görüyor, duyuyor ve yaşıyoruz ama yine de bir şey yapmıyoruz; neden olarak tek gerekçemiz ise başkalarının da bunu görüyor olması ve bir şey yapmamasıdır.  

Biz kuşkusuz buna karşı bir şeylerin yapılması gerektiğini teslim ediyoruz; ancak şu var ki, tek başına katkımız pek küçük olacağından onu küçümsüyor, bir şeyler yapacağımız yerde yapmamayı seçiyoruz. 

Oysa şunu biliyoruz; bu gidişe verdiğimiz o küçük katkılar nedeniyle bu kötü gidiş bu kadar güç toplamış bulunuyor.  

Bu hepimizin içinde olduğu ve hepimizin bir şekilde sonunda ne olacağını bildiği bir yolculuktur. 

Gerçekte küçük bir katkı bu kötü döngünün biraz yavaşlaması ve gezegenin ve dolayısıyla yüzeyinde yaşayan insan ve diğer tüm her şeyin biraz daha istikrarlı bir hale gelmesi anlamına geleceğini biliyoruz.  

Sispos’un yuvarlak taşı Sispos’un gücü tükendikten sonra çıkarıldığı yere doğru geri yuvarlanır, ancak onu tekrar tekrar iteleyerek yokuş yukarı çıkarmak Sispos’ın cezasıdır. 

Bu işin handikabı nedir, biliyor musunuz? 

Bu sonu biliyoruz, görüyoruz ve buna rağmen yarınları bu günlere feda etmekte bir sakınca görmüyor, aynı yanışa iştirak etmeye devam ediyoruz.   

İnanabiliyor musunuz, tek mazeretimiz başkalarında aynı hatayı yapıyor olmasıdır. 

Aklımıza danıştığımızda aklımız; “Başkalarının hata yapması senin hata yapmanı gerektirmiyor” diyor. “Olumlu yönde verdiğin katkı küçük olsa da bu herkesin yararını kapsıyor ve vereceğin katkıyı küçük görsen de unutma, büyük güçler bu şekilde ortaya çıkıyor.”  

Ama başlıkta da ifade etmeye çalıştığım gibi insan herkesin akılsız olduğu yerde akıllı olmaya tahammül etmiyor; “Mahallenin tek delisi ben miyim” diyerek başkalarının yaptığı hataya bilerek iştirak ediyor. 

İnanır mısınız, tüm kötülüklerin temelinde bu “bana ne” vurdumduymazlığı yatıyor ve herkes tamda böyle dediği için kötülük bu kadar güç kazanmış, bu denli pervasız bir hale gelmiş bulunuyor. 

Oysa iyilik her zaman kötülükten daha güçlüdür, daha çok güven ve daha çok huzur vermektedir; kaldı ki sizde o iyiliği tecrübe etmiş, huzurdan kendi payınızı almışsınızdır. 

Hayatın tüm amacı mutlu olmak için değil midir? 

Verdiğiniz onca çabayı bunun için verdiğinizi söylüyorsunuz.  

O zaman ne oluyor da başkalarına bakarken o amacınızı unutuyor, onların yanlış yaptığını bilmenize rağmen aynı yanlışa iştirak ediyor “Onlara ne olacaksa varsın aynısı bana da olsun” diyorsunuz. 

Onlara olanın size de olduğu ortada, ama mesele kendi mutluluğunuz değil mi? 

Ne oldu da yola çıkarken amacınızı unuttunuz, kendinizi başkalarıyla birlikte temeli öfke ve çekememezliğe dayanan o yarışın içine hapsettiniz? 

Zafer daha kötü olmakla elde edilebilir ama kurtuluş arıyorsanız o ancak vaz geçmekle mümkündür. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz