İnsanlar Birbirlerine Soruyorlar: Bu Zamların Arkası Ne Zaman Kesilecek Diye

0

Cevaplar muhtelif tabi; kimi bu gidişle bir ekmeğin 50 lirayı bulacağını, kimi de bu gidişle ülkenin batacağını… 

Ama genel kanı bunun hep böyle gidemeyeceğini, fiyatların mutlaka düşmesi gerektiğini söylüyor. 

Fiyatlar düşer mi? 

Hiç sanmıyorum. 

Zaten bir şeyler düzeldiğinde ilkin fiyat artışları yavaşlar ve sonrasında belirli bir hal alarak öngörülebilir bir duruma gelir. 

Yani şu anda olan bir öngörülebilirliğin olmamasıdır. 

Tüm bu fiyat artışlarına rağmen espri duygularını kaybetmeyenler ise fiyatları bugünden dert etmemizin gereksiz olduğunu, yarınların bugünlerden daha pahalı olacağını ve bugün aldığımız şeyler üzerinden yarına göre karda olduğumuzu söylüyorlar. 

Acaba “Alın, korkmayın mı?” diyorlar, bundan emin olamadım. Ama istikrarın harekete bağlı olduğunu biliyorum. 

Diğer yandan, bugün yarına göre karlı bir alış-veriş ise, bu aslında gelecekten umudunu kaybetmeyenler için de fiyatların artacağını, hatta artışın hiç durmayacağı anlamına geliyor. 

Fiyatlar düşer mi, bundan emin değilim, ama insanların yavaş yavaş yılmaya başladığını ve fiyatlar artıkça umutlarını kaybettiklerini söylersem herhalde bir kehanette bulunmuş olmam.  

İnsanın umudunu kaybetmesi kötü bir şeydir, çünkü bu tünelin ucunda bir ışığın olduğundan umudu kesmeye karşılık geliyor. 

İnsanlar bu ülkede geleceğin daha iyi olabileceği konusunda gerçekten bu kadar umutsuz mu, bilmiyorum ama dinlediklerimin pek iç açıcı konuştuklarını söyleyemem. 

Geçen yıl, takriben bundan 15 ay kadar önce, yani Rus- Ukrayna savaşı başlamadan önce fiyatlar bu günkü fiyatların ortalama beşte biri kadardı. Buna açıklayıcı bir örnek olarak ekmek fiyatlarını verebiliriz. 15 ay kadar önce ortalama 250 gramlık bir ekmeğin fiyatı bir lira ile 1,25 kuruş arası oynuyordu, şimdi ise beş lira olmuş. Ortalamayı buradan aldığımızda fiyatların beş kat arttığını söyleyebiliriz. Tabi biz TUİK değiliz, hayat pahalılığını tek bir kalem üzerinden alacak değiliz; ortalama bütçeleri almalıyız ve o bütçelerin her gün tükettikleri, tüketmek zorunda kaldıkları kalemler üzerinden almalıyız, çünkü onların tükettikleri, daha doğrusu günübirlik tüketmek zorunda kaldıkları ürünler onlar. 

Dün marketteydim, daha önce kilosunu ortalama 60 ile 70 lira aralığında aldığım peynirin 200 lira olduğunu gördüm; tabi siz o peynirin kilosu 60 ile 70 lira arasındayken kilo hesabıyla aldığımı düşünmeyin, 200 veya 250 gram arası alıyordum, şimdi tuzlu geldiği için almıyorum; yani peyniri soframdan eksik ettim. TUİK isterse bunu tüketim ürünleri kaleminden düşebilir! Kırmızı et eskiden de pahalı olduğu için az alıyordum, şimdi ise hiç almıyorum, her halde yeri boş kaldı diye bir yerim ağrımaz! Kim bilir, belki TÜİK’te öyle düşünüyordur! Kırmızı etin kilo fiyatı geçen sene 80 ile 90 lira arasında oynuyordu, şimdi ise 200 lirayı bulmuş bulunuyor. 

Siz tünellin ucunda ışık görüyor musunuz?  

Muhtemelen görmüyorsunuz ve göremiyorsunuz bu da et fiyatlarının daha da artacağı anlamına geliyor.   

Biz garip bir toplumuz, bir şeyin fiyatı artıyorsa almaktan vaz geçiyoruz, yerine daha ucuz bir şeyi ikame etme yoluna gidiyoruz. Ama yine de ekonomistlere önerim tezlerini bu kurama dayamamaları yönündedir! İnanmazsınız belki, geçen sene ekmeğin fiyatı artınca tezgahlardaki makarnalarla bir kıyaslama yaptım; tüm o ambalaj ve emeğe karşın yarım kiloluk makarnaların ekmekten daha ucuza geldiğini hesapladım. Herhalde halk işe uyanır ve bundan böyle makarna yemeğe yönelir diye düşündüm. Olmadı tabi, kimse makarnaya yönelmedi. Yanılgımı, galiba biz ekmekçi bir toplumuz, ekmek olmadan o doygunluk hissini yakalayamıyoruz diye kendimce bir gerekçeye bağladım.    

Bundan üç yıl kadar önce arkadaşım olan bir mali müşavir tüm varlığına rağmen sofrada makarna, bulgur veya pirinç pilavı olsa bile olsa yanında ekmek tüketmeden doyamadığını ve her yediği yemeğin yanında mutlaka ekmek tükettiğini söylüyordu. Tabi bunun analizi için sosyolog olmaya gerek yok herhalde, sonuçta yoksul bir aliden geliyordu ve yoksulların bu ülkede ekmekle karınlarını doyurduğunu bilmeyeniniz yoktur. 

İnsanlar eskiden “Ekmek aslanın ağzında” dediklerinde bir bütün hayat pahalılığına işaret ediyorlardı. Galiba şimdi ekmeğin kendisi de aslanın ağzında. Ne diyebilirim ki; eskiden şairlerimiz ekmeğime filanca şeyi katık yaptım dediğinde orada bir yoksulluk vurgusu yapılmak istendiğini biliyorduk. Şimdi o vurguya gerek yok, ekmek o vurguya yeteri bir karşılık veriyor.  

Bu ülkede ekmek gerçekten çok pahalıdır ve bu pahalılığın getirdiği riskte bu insanların temel besin maddesi olarak ekmek tüketimine yüksek oranda bağımlı olmaları ve bu artışlar önlenemezse aç kalacaklarıdır.   

Temel besin maddesi olarak ekmeğe bağlılık oranının akıllılık oranıyla ilişkisine girmeyeceğim, işin bu yanına iktidar fazla kızıyor! Ama yarın ne olacak, şahsen onu bilmemek beni daha çok tedirgin ediyor. Tünelin ucu hala karanlık, hala hiçbir şeyi görünmüyor. Tüneli bu şekilde karartan iktidar ise bu işte hiçbir suçu yokmuşçasına bizi bu belirsizlikten kurtaracağını ve bu sebeple gelecek seçimlerde bizden oy beklediğini söylüyor. Siz iktidarın bu vaadine ikna oldunuz mu bilmiyorum, ben şahsen kendi adıma ikna oldum, çünkü söyledikleri yalan olsa da muhalefetten daha iyi söylüyor. Belki diyeceksiniz ki, ‘o da yalan bu da yalan” Tamam, öyle ama oyumuzu hep daha iyi yalan söyleyene vermiyor muyuz? 

Herhalde külyutmaz olduğunuzu düşünüyorsunuz, olabilir! Ama şahsen neticeye baktığımda ve ortalıktaki külün silip süpürüldüğünü gördüğümde ilk kendimi suçlamanın daha adil ve onurlu bir davranış olacağını düşünüyorum. “Ben yapmadım komşum yaptı” demenin sizi akladığını düşünüyorsanız bildiğiniz üzere yolunuza devam edebilirsiniz, ama umarım komşunuzun da sizin gibi düşündüğünü göz ardı etmezsiniz.  

Kötüsü nedir biliyor musunuz?  

Komşumuz da düşünüyor, biz de düşünüyoruz, ama yalnızca düşünüyoruz. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz