İnsanların bazılarını, hayvanların hepsini

1
Latest posts by Aysun Saygı Köknar (see all)

Konya Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde geçtiğimiz hafta şahit olduğumuz vahşeti andıran görüntü hem hayvanseverlerin hem de vicdan ve merhamet sahibi birçok yurttaşımızın büyük tepkisine yol açtı.

Olayın ardından barınağa akın eden dernek ve hayvanseverler ellerinden geldiğince hayvanı sahiplendirip, kapatıldıkları hapishaneden kurtarmaya çalıştılar.  

İşin ilginci benim gönlümün izlemeye bile dayanamadığı o videoda asıl dikkat çekici olan söz konusu vicdansız eylemi gerçekleştiren kişinin yanındaki kişilerin olayı nasıl da olağan karşılayıp kanıksamış görünmeleriydi. 

İnsanın hakikaten kanı donuyor. Biri vahşice masum bir canı katledercesine saldırganlığını sergilerken diğerleri de sanki normal bir davranışı izler gibi umarsızca seyredip, müdahale etme tenezzülünde bile bulunmuyorlardı. İçlerinden biri artık ne şekilde elimize geçtiğini bilemediğim o görüntüyü kayda almasa belki de bu vahşet sürüp gidecekti. Pes doğrusu! Biz ne ara bu kadar saf kötü olabildik? Ne ara bu derece kolektif bir vicdansızlığın parçası haline geldik?

Ancak öyle bir dejenerasyon var ki korkarım bu konuyu da birkaç gün konuşup diğerleri gibi rafa kaldıracağız. Attığımız birkaç tivit, sağda solda sesini duyurmaya çalışan hayvan haklarını savunan birkaç derneğin protestosu ve dikkate alınmayan bir avuç hayvanseverin çığlığından sonra dağılıp, yine işimize gücümüze bakıp, hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu olay da ne yazık ki çoğu konuda olduğu gibi havada kalacak ve ne ilk ne de son olacak. 

Verilere göre Türkiye’de 10 milyon evcil hayvanla beraberce yaşıyoruz. Sayısı hiç de azımsanmayacak bir rakam. Bu kadar yüksek bir popülasyonu ivedilikle kontrol altına almalı, gereğini yapmalısınız. “Ben kanun çıkardım, oldubitti.” demekle bu hayvanları ıslah etmeniz mümkün değil. 

Hayvanseverlerin de baskısı ile geçtiğimiz yıl yeniden düzenlenen kanun çıksa ne yazar, çıkmasa ne! Bu ülkede kanunu takan mı var sanki?

Görüyoruz işte 5199 sayılı yasa gereği kısırlaştırılıp, aşılanıp bulundukları yere bırakılması gereken küpeli hayvanlar bile Konya’da kilit altında tutulup, hapsedilmişler.

Dün okudum masum bir kediciği çalıştığı fırına atıp katleden 18 yaşındaki cani bir fırıncı çırağı ilk önce üç yıl hapis istemiyle yargılanıp, sonra serbest bırakıldı. On sekiz yaşında bir insan nasıl böyle psikopatça suç işler bile demeden, tutup o çocuğu rehabilite etme derdine düşmeden salın gitsin. Bu insan ilerinin potansiyel katilidir benim gözümde. Ama gel de anlat bu ülkede…

Paraya çevrilen cezalarla, uyutmaya yer aramakla ya da hayvanları toplayıp, kaldırıp bir yere tıkmaya çalışmakla olmaz. Etraflıca düşünülmüş üzerinde kafa patlatılmış bir aydınlanma ve farkındalık çalışması yürütmeli, halkımızı topyekûn bu işe dâhil etmeliyiz. Tarım ve Orman Bakanlığı Belediyelerle iş birliği içinde bu konuyu halletmek zorundadır. Muhalefetin de gereken ihtimamı göstererek sorunu gündemde tutmasını bekliyoruz.

Sayın Meral Akşener’in haftalık konuşmasında belirttiği gibi barınakların, evrensel standartlara göre ruhsatlandırılmasını ve düzenli olarak denetlenmesi de bu işe dâhildir. Barınakları, hayvan severlerimizin ve gönüllülerin ziyaretine açık tutarak, şeffaf bilgi akışı desteklenmeli, ayrıca; rehabilite edilen ve eğitilen hayvanlarımızın, doğru ailelere sahiplendirilmesi için, düzenli ve etkili kampanyalar yürütülerek kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır.

Adı üstünde bu hayvanlar evcil hayvan ve biz bu dünyayı patili dostlarımızla beraberce paylaşmak zorundayız. Onlardan tecrit edilmiş, ayıklanmış bir dünyayı düşünmek bile istemiyorum.

Ne aşılanmadığı için kuduz olmuş ya da travmaya uğramış saldırganlaşmış bir hayvan yüzünden tek bir insanımızı kaybetmeye ne de patili dostlarımızdan ayrı bir yaşam sürmeye tahammülümüz var. 

Köpeklerin saldırganlaşmasının nedeni yanlış yetiştirme, ehil olmayan art niyetli kişilerin elinde bu yönde eğitilmiş olmaları. Yapılması gereken sokak hayvanlarını doğal ortamlarından uzaklaştırmak, toplumdan tecrit edilmelerini sağlamak değil; sağlıklı bir ortamda üremelerini, yetişmelerini ve büyümelerini sağlamak olmalı.

Bu işin uzmanları köpek üretiminin tamamen yasaklanması yerine sorunun çözümü için atılması gereken ilk adımlardan birinin merdiven altı, kayıt dışı üretimlerinin engellenmesi olduğu yönünde görüş beyan ediyor.

Şu an yaşadığım ev açık araziye çok yakın. Burada doğayı gruplaşan köpek dostlarımızla birlikte paylaşıyoruz. Saldırganlaşmak şöyle dursun mama vermek için yuvalarına doğru yaklaştığında bile senden metrelerce öteye kaçıyorlar. Korkak ve ürkekler.

Bakımlarını belediye görevlileri ve arabasını park ederek köpeklere rutin olarak mama ve su getiren hayvan severler paylaşıyor. En önemli sorunları ise kısırlaştırma. Yakalanıp merkeze götürülemeyen tek bir dişiden bile iki üç yılda onlarca yavru doğduğuna şahit oldum. 

Belediyelerin üzerinde ehemmiyetle durmadığı bu konu ne yazık ki köpeklerin kontrolsüzce çoğalması ile sonuçlanıyor. Bu sürüleşmenin önüne geçilmesi için kısırlaştırma çalışmalarının bir düzene oturtularak, takip ve kontrol edilmesi gerekli.

Bunun için benim önerim Aile Sağlığı Merkezleri gibi her mahallede kurulacak bir Evcil Hayvan Sağlığı Merkezi ve bu yapılanmaların işinin ehli, liyakatli kişiler tarafından yönetilmesi bu işin çözümünde eminim büyük rol oynayabilir. 

Yuvasını bir evcil hayvanla paylaşan herkes ve sokağında patili dostumuza yoldaşlık eden her hayvansever yıllık yapılacak kuduz ve karma aşısını, iç – dış parazit ilacını buradan rahatlıkla temin edebilirse büyük bir hizmet sağlanmış olur. Gördüğümüz bildiğimiz tüm hayvanlar böylece numaralanıp, kayıt altına alınmış olur. Bu sayede sağlık hizmetine kolay ve ucuza erişebilmek eminim hayvan sahiplenmesinde belirli bir artışa neden olacaktır bu da işin diğer bir sevindirici tarafı.

Sokak hayvanlarının rutin kontrolleri zahmetsizce yapılabildiği için daha huzurlu ve mutlu oldukları gibi hastalandıklarında daha kısa sürede iyileşip arkadaşlarına hastalık bulaştırmayacaklar. Bu sayede popülasyonun en büyük sorunlarından biri üremeleri de kontrol altına alınmış olacak. 

Köpekler, kediler hepsi bizim can dostlarımız. Onları kuş uçmaz kervan geçmez ormanlık alanlara, çöplüklere ya da ölüm kampı gibi lanse edilen barınaklara hapsederek insanlardan uzaklaştırmamız bin yıldır süregelen doğalarına aykırı olduğu gibi insanlık dışı da bir uygulama.

Bizim gibi can taşıyan hayvanlar da bu dünyada onurlu bir şekilde var olup, yaşam haklarına saygı duyulmayı ve sevilmeyi hak ediyorlar. 

Bir bilseniz yüreğimizde uyuyan merhametin yeniden uyanması için masum bir hayvanın başını şefkatle okşamaya ne çok ihtiyacımız var.

1 Yorum

  1. Mekke’ye fethe giderken yavrularını emziren köpeği (bazı kaynaklarda yavrularını emziren habeş kedisi)ni görünce hayvan huzursuz olmasın diye koca ordunun yolunu değiştiren başına da bir bekçi koyan, kuşu öldü diye bir çocuğa taziyeye giden Peygamberin; Etrafı pisletiyor diye kuş ve köpek zehirleyen kafalarını kürekle ezerek canice katleden boynuna bağlanmış iple saygısızca sürükleyip çukura atan merhametten yoksun ümmeti olduk!
    hatta bir gün sahabeleri ile gezerken bir köpek ölüsünü gördüklerinde sahabelerin kafalarını çevirmesi üzerine onun dişleri de çok güzelmiş diyerek çürümüş bir hayvanda bir güzellik bulması .
    aradan günler geçti o vahşet görüntüleri gözümün önünden gitmiyor.kendi kendime o kürek kafasına inerken o güzel gözleri ile ne düşünüyordu acaba.
    onu seven birisi varmıy dı ona bir isim vermişmiydi.
    hayatını sokak hayvanlarına adamış büyük oğlumun gençlik hastalığına yakalanmış yavruyu ailece meşakkatli bir süreçden sonra iyileştirip bahçemize getirmesi ve ona bamya adını vermemiz.bahçeye çıktım yanıma çağırıp kafasını iki elimin arasına aldım hastalıktan biri beyaz biri siyah gözlerine bakıp affet beni arkadaşını kurtaramadık sözleri dudaklarımdan döküldü.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz